Wednesday, September 24, 2014

Restorasyon - Korporasyon - ‘İD’

Davutoğlu’nun parti başkanlığını devralırken tutkuyla vurguladığı “restorasyon” süreciyle, diplomatlarla ilgili olarak “iki devletin müzakeresi sonucu bırakıldılar” ifadesi arasında bağlar var gibi geliyor bana. Bu bağlar üzerinde, “halifenin” kurmaya çalıştığı, Başbakan’ın “iki devletin müzakeresi” ifadeleriyle “devlet” olarak tanımladığı ve tanıdığı şeyle, restorasyonun gündeme getirdiği “devlet” arasındaki benzerliklerden hareketle düşünmeye başlayabiliriz sanırım.

(...)
Yazının tamamını okumak için "tık"layınız 

Wednesday, September 10, 2014

Yarın 11 Eylül

13 yıl önce bugün, özel olarak New York’ta genel olarak dünyada yaşam son birkaç yıldır gittiği yönde gidiyordu. Son yılların en önemli olayları Asya Krizi’nin, Kosova savaşının yankıları sönümleniyordu. “Süper devlerin” yönetiminde yeni seçilmiş, seçim kampanyalarında, Clinton yönetiminin uluslararası maceralara merakına karşılık, içe dönmeye kararlı olduğunu vurgulayan G.W. Bush yönetimi vardı.
Ertesi gün New York’ta iki yolcu uçağı ikiz kulelere, Washington’da bir yolcu uçağı Pentagon binasına çarptı... Tarih yeni bir yöne döndü...

(...)

Yazının devamını okumak için "tık" layınız 
 

Monday, September 08, 2014

‘Eski Düzen’in Krizi ve Yeni Model Savaşlar

Henry Kissinger’in, geçenlerde, biri Wall Street Journal’da (29/08/14) biri de Sunday Times’da (31/08) iki denemesi yayımlandı. Kissinger’ın ilk denemesi,“Modern dönemi belirleyen düzen konsepti kriz içinde” saptamasını oluşturuyor. İkinci denemesi bu parçalanmanın Orta Afrika’dan Ortadoğu’da, İslam dünyasındasergilediği dinamikler üzerinde duruyor.
(...)

Yazının devamını okuöak için "tık"layınız

Wednesday, September 03, 2014

Yeni Türkiye Projesi

Maddi-tarihsel zemini yadsıyarak tasarlanmış bir toplumsal proje, bir fantezi olmaktan öteye gidemeyeceği gibi, yalnızca fiyaskoyla sonuçlanmakla kalmaz, aynı zamanda dayatıldığı toplumda, büyük felaketlere yol açar. “Yeni Türkiye” böyle bir projedir.

Bu proje (aslında fantezi) Tayyip Erdoğan’da liderini (şimdilik), Davutoğlu’nun 1993’ten bu yana değişmediği anlaşılan düşüncelerinde teorik gerekçesini, siyasal İslamın entelijansiyasında (seçkinlerinde) taşıyıcılarını buluyor. Yeni Şafak gazetesi de Davutoğlu’nun Başbakan olarak atanmasını, bu proje içinde tarihsel bir eşiğin aşılması olarak görüyor. 

Yazının tamamını okumak için "tık"layınız 

Wednesday, August 27, 2014

Yeniden: İç Dinamik - Dış Dinamik

AKP liderliğinde siyasal İslam, hükümete gelir, devleti yeniden biçimlendirmeye başlarken gelişmeler, “iç ve dış dinamiklerin çakışması” olarak açıklanıyordu. Bu açıklamayı, içerde demokratik reformlar, dışarda Avrupa Birliği üyeliği anlamına gelen “uyum sağlanması gereken” bir “değişim” fantezisi destekliyordu. 

Bu “çakışma” Türkiye’nin laik, demokratik, cumhuriyetçi, hatta sosyalist kesimleri, ama özellikle kadınları açısından tam anlamıyla bir trajediye yol açtı. Bu çakışmayı destekleyen fantezi “geçekleşirken”, “reisin” işine gelmeyen yasaların askıya alınmasının yanı sıra en son Ceyda Karan’a, Amberin Zaman’a yönelik ağır cinsiyetçi saldırılarda (“Melis Alphan, Şirin Payzın, Selin Girit, Tuğçe Tatari, Banu Güven, Nuray Mert, Ece Temelkuran”ı da unutmadan) sergilenen dil ve duyarlılıklar bağlamında, dayanılmaz bir müstehcenliğe dönüştü... 


Yine bir “iç dinamik dış dinamik çakışması”na tanık oluyoruz. Ne yazık ki bu tekrar, bu kez bir komediye dönüşecek gibi görünmüyor. Aksine bu tekrarın ufkunda, birinci “çakışmanın” getirdiği trajediyi derinleştirecek, ortaya çıkan müstehcenliği çeşitlendirerek yaygınlaştıracak çok daha büyük bir trajedi var. 


Yazının devamını okumak için "tık"layınız 

Wednesday, August 20, 2014

Bilmece, Gizem ve Enigma Olarak IŞİD



IŞİD, katliam, soykırım, toplu tecavüz, kölecilik, talan gibi ortaçağ uygarlıklarının vahşetini aratmayan taktiklere, bunları gururla, bir vahşet pornografisiyle sergileyen propaganda yöntemlerine dayanarak Irak ve Suriye topraklarında bir “devlet” kurdu, halifelik ilan etti. Bu kadar hızlı bir yükseliş, bu kadar büyük vahşet gösterisi, bu kadar cüretli bir iddia (halifelik) ister istemez akla Churchill’in ünlü sözünü getiriyor: Adeta, “Bir enigmanın (anlaşılamaz şey-E.Y) içindeki gizeme sarılı bilmece”...
(...)

Bence, IŞİD’i doğuran denklem, bir sorunun cevabı dışında, genel olarak tamamlanıyor: Neden dünyanın her bölgesinden genç insanlar IŞİD’e katılarak kendilerini adeta bir kıyma makinesinin içine atıyorlar, hem de şiddet pornografisine dayalı propagandaya karşın?  
(...)

Yazının devamını okumak için "tık"layınız 

Wednesday, August 13, 2014

CHP, Aynı Hata İkinci Kez...

Cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP’nin stratejisini ve adayını belirleyen kadro çok klasik bir hatayı ikinci kez yapmayı başardı. Buna karşılık, HDP’nin adayının aldığı sonuç doğru bir kampanyanın nasıl kurgulanabileceğini gösterdi.
(...)

Sarıgül’den - İhsanoğlu’na
CHP liderliği ise yine yanlış bir strateji belirledi. CHP liderliği Sarıgül’ü aday gösterirken yaptığı hatayı tekrarladı ve derinleştirdi. CHP liderliği, tabandan, partinin entelijensiyasından gelen uyarılara karşın bu yanlışta ısrar etti; sonuçta bir siyasi yenilgi daha yaşadı.  

(...)

Yazının tamamını okumak için"tık"layınız 

Wednesday, August 06, 2014

Kazanın İçindeki Kurbağa

Pazartesi yazımı, “Umarım, bu ‘Yeni normal: küresel kaos’, ‘iyi ulusalcılık’, ‘iyi emperyalizm’ tartışmalarının nereye gittiğini görüyorsunuzdur, kaosun yanı başında yaşayanlar olarak...” sorusuyla bitirmiştim. Doğrusunu söylemek gerekirse, bu sorunun cevabına ilişkin pek umutlu değilim; hem küresel ölçekte hem de Türkiye bağlamında... 

Genel havamızı, gerek küresel çapta gerekse de Türkiye’de, yavaş yavaş ısınan kazanın içindeki kurbağanın durumuna benzetiyorum. Yaklaşık 15 yıldır su yavaş yavaş ısınıyor, biz de ısınmanın getirdiği rehavetin keyfini çıkarıyoruz. Serbest ticareti savunduk, neo-liberalizmin, internetin getirdiklerine, yeni haberleşme ve bilgi işlem teknolojilerine bayıldık. Bu “harika şeylerin” iklim, doğal kaynaklar, devletler arası ilişkiler, çalışan nüfus, mali piyasalar, bireysel özgürlükler, kişi özeli üzerindeki etkilerini düşünmek istemedik. 


Bu sırada Siyasal İslamın ılımlı kanadını destekledik, demokratikleşme, vesayetten kurtulma fantezileriyle... Ancak radikalizmin nasıl beslendiğini, militanlarına yaşam alanı açıldığını, aydınlanma geleneğine saldıran, postmodernizmin arkasından reaksiyoner aşiretçiliğin (dinci fanatizmin, etnik ulusalcılığın) geleceğini söyleyenlere kulaklarımızı kapadık.


Yazının devamını oumak için "tık" layınız 

Wednesday, July 30, 2014

Quo Vadis Netanyahu?

Natenyahu’nun İsrail ve Filistin halklarını sürüklemekte olduğu belirsizlik, aklıma “Quo Vadis?” (Nereye Gidiyorsun?) filmini getirdi. İsrail hükümetinin Gazze’ye düzenlediği kanlı saldırıların arkasında da bir “imparatorluk” düzeni, kendi saplantısına odaklanmış bir lider, hatta din savaşları var. Filmde, İmparator Neron inşaat projelerine yer açmak için Roma’yı yakıyor, din savaşları yaşanıyordu.

Bugün, “imparatorluk” (ABD hegemonyası) istikrarsız. Ekonomik sistem krizde, ABD düzen getiremiyor, sorun çözemiyor, politikalarına itirazlar, hatta tehditler giderek artıyor. “Barbarlar”, “Roma”dan eskisi kadar korkmuyor. “Roma”nın koruması altında olan ülkelerin de “Roma”ya güvenleri sarsılıyor.

Yazının devamını okumak için "tık"layınız 

Wednesday, July 23, 2014

Bir Semptom Olarak MH17

MH17 uçuş numaralı Malezya uçağının Ukrayna hava sahasında vurularak düşürülmesi, ABD destekli Avrupa ile Rusya arasında yaşanmakta olan gerginliğin taşıdığı çok tehlikeli potansiyelleri gözler önüne serdi. Şimdi başladıktan sonra nereye kadar gideceği belirsiz bir çatışma süreciyle karşı karşıyayız.

Bazı yeni bilgiler Önce pazartesi yazımda yer alan bilgilere ek bazı yeni bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum. Wall Street Journal’ın aktardığına göre, Ukrayna yönetimi Rusya yanlısı ayrılıkçı isyancıların elinde, yolcu uçaklarını da vurabilecek gelişmiş hava savunma silahları olduğunu olayın üç gün öncesinden biliyormuş. Wall Street Journal, “Ukrayna havacılık yetkilileri bu bölgenin hava sahasını neden tamamen uçuşa kapatmadılar?” diye soruyor.
(...)

Yazının devamını okumak için "tık"layınız 

Wednesday, July 16, 2014

Biraz da İnsanlığın Geleceği...




Yine ulus, mezhep, etnik grup çıkarları, siyasetçilerin ihtirasları, bölgesel sorunlar üzerinde yoğunlaştık. Tüm bunlar “gerçekçiliğin” bir gereği. Ne de olsa yaşamımızı bugünden yarına doğrudan etkiliyorlar. Ancak “gerçekçilik” var olanı veri alarak bizi bugüne hapsediyor, hayal etme kapasitemizi azaltıyor. Bu yüzden kimi zaman “gerçekçilikten” tatile çıkmaya çalışmak yararlı olabilir.

Bu bağlamda gidecek çeşitli yol seçenekleri var. Örneğin, kapitalizmin, kâr, verimlilik, işçiden kurtulmak için otomasyon saplantısının, doğal çevre üzerindeki etkilerinin geleceğini düşünmeyi deneyebiliriz ya da son dönemde gittikçe artan sıklıkta tartışma konusu olan yeni teknoloji, robotlar, “yapay zekâ” alanlarındaki tartışmaları ziyaret edebiliriz.

Ben, teknolojik gelişmeyle, genel olarak gelişmeyi neredeyse eşanlamlı gören bir kuşaktan gelmiş birisi olarak ikinci yolda tatile çıkmanın akıl sağlığıma iyi geleceğine inanıyorum. 
(...)

Yazının devamını okumak için "tık"layınız 

Wednesday, July 09, 2014

‘İki Mesele Var’

Bölgedeki sınırları tanımadığını açıklayan bir İslam Devleti ve halifelik iddiasıyla karşı karşıyayız. Bu İslam Devleti’ni kuran, liderini halife olarak ilan eden IŞİD adlı hareket, kanlı eylemlerini sosyal medyada sergileyerek şok etkisi yaratıyor, bu yolla taraftar topluyor. Amerika’dan Avrupa’ya, Rusya’dan Uzakdoğu’ya, birçok ülkeden ihmal edilemeyecek sayıda genç bu örgüte katıldı, katılmaya devam ediyor. Bu örgüt, kendi İslam anlayışına uymayanlara karşı acımasız bir şiddet uyguluyor. Halife dünyanın her yerindeki Müslümanlara İD’yi tanımaya, halifenin iradesini kabul etmeye, uğrunda ölümüne savaşmaya çağırıyor.

Şimdi, malum fıkradaki gibi karşımızda iki “mesele” var. Ancak fıkrada meselelerden biri en kötü sonuca açılırken öbürü, “şimdi iki mesele var” diyerek devam ediyordu. Bizim durumumuzda, ne yazık ki meselelerin ikisinin de sonucu, aynı kapıya çıkıyor.(...)

Yazının devamını okumak şçşn "tık"layınız 

Wednesday, July 02, 2014

Ortadoğu’da Yeni Realite

Suriye ve Irak’ta özelikle geçen hafta yaşananlarla birlikte hızlanan gelişmeler karşımızda, bir süredir bir “yeni realitenin” şekillenmekte olduğunu düşündürüyor. Bu “yeni realite” salt bu iki ülkeyle sınırlı kalmayacak, yakın gelecekte tüm Müslüman dünyasını, hatta ABD ve Avrupa’yı şiddetle etkileyecek, (Türkiye’yi unutmayacağına emin olabilirsiniz.) potansiyellere sahip.

(...)
Yazının devamını kumak için tıklayınız 

Wednesday, June 25, 2014

CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Üzerine Bir Not

CHP’nin, Ekmeleddin İhsanoğlu’nu cumhurbaşkanı adayı olarak MHP ile birlikte saptamış olması, CHP saflarında, genel olarak “sol” hareket içinde gerginlik yarattı.
CHP’nin adayını belirleme biçimi, seçim konjonktürü bağlamında, ilkesiz pragmatizm, daha yumuşak bir ifadeyle hesap hatası olarak görülebilir. Ancak adayın özellikleri çok daha önemli bir soruna işaret ediyor.

‘Siyaset rejimi’ 
Bu önemli sorunu, “siyaset rejimi” kavramının yardımıyla irdeleyebiliriz. (Bu kavramı, devletin yapısına gönderme yapan “rejim” kavramından farklı bir anlamda kullanıyorum.) 
(...)

Wednesday, June 18, 2014

Altüst Oldu ‘Hesaplar’...

Aslında bir süredir “hesap” filan yoktu. AKP Türkiyesi’nin dış politika fantezilerini destekleyen illüzyonlar vardı o kadar. 

Ortaçağın Haçlı ordularının vahşetini aratmayan IŞİD, Musul’u, bazı Irak kentlerini, Irak’ın en büyük rafinerisini, bu arada yüzlerce insanı infaz ederek ele geçirince, ABD dış politika çevrelerinde “şafak attı”. Aslında, “şafak attı” demek de doğru değil. Çünkü ABD’li bir Irak uzmanı ve CENTCOM Danışmanı Prof. Derek Harvey,David Ignatius’un aktardığına göre “IŞİD, Musul’un kontrolünü aslında iki ay önceele geçirdi”... “Geçen hafta IŞİD’in yaptığı, bu süreci tamamlamak, adeta çürük ağacı devirmek oldu” (Washington Post 14/06) diyormuş.

Yazının devamını okumak için "tık"layınız 

Wednesday, June 11, 2014

Dünyanın V. Köşesi (II)

Pazartesi yazımda “Dünyanın V. Köşesi” olarak nitelediğim İslamcı-cihatçı terörist hareket, ABD ve AB dış politikasının önemli konularından birini oluşturuyor. 

Geçen günlerde bir intihar saldırısındaki teröristin ABD vatandaşı oluğunun anlaşılmasından, Belçika’da bir sinagoga yönelik, bir Fransız vatandaşı tarafından gerçekleştirildiği anlaşılan silahlı saldırıdan sonra tartışmalar yoğunlaştı. Pazartesi yazımda değindiğim Rand Corporation raporu; Al Monitor’un El Safir gazetesinden aktardığı Gilles de Kerchove söyleşisi, Mustafa Tlili’nin, The New York Times’da yayımlanan denemesi, Batı’nın nihayet durumu kavramaya, siyasal İslamın ılımlı ve radikal kanatları arasında bir ayrım yapmaktan vazgeçmeye başladığını düşündürüyor.
(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Wednesday, June 04, 2014

‘Gezi Olayı’ ve ‘XI. Tez’

Gezi Olayı’nın 1. yılında “Filozoflar dünyayı yalnızca, çeşitli biçimlerde yorumladılar. Esas önemli olan değiştirmektir” diyen “XI. Tez”in (“Feuerbach üzerine tezler” K. Marx) uyarısını bir kez daha anımsamak yararlı olabilir. 

“Gezi” sözcüğünün yanına çeşitli, “isyan”, “direniş”, “hareket” gibi betimlemeler konularak anlamlandırılmaya çalışılan toplumsal sarsıntıyı ben, “Olay” kavramı kapsamında analiz etmeye çalışmıştım. “Gezi Olayı”nın ardından “Ne oldu?”, “Neydi?”, “Bitti mi?”, “Tekrarlanabilir mi?”, “Peki ne değişti” sorularını hep birlikte cevaplamaya çalıştık, hâlâ da çalışıyoruz. Bu durum verili bilgi sisteminin içine bir delik açan yeni soruları getiren “şey”lere ilişkin “olay” kavramının kullanımını da destekliyor.

Yazının devamını okumak için "tık"layınız

Wednesday, May 28, 2014

Tarih Olarak Bazı Güncel Olaylar

Tarih, olaylarla aramıza bir mesafe koyar; “uzaktan” bakınca, ayrıntılar kaybolur, ana çizgiler belirginleşir, aralarındaki ilişkileri değerlendirebilme şansı oluşur. 
Son aylarda, izlediğimiz, örneğin, Avrupa Parlamentosu seçimlerinin sonuçları, Tayland askeri darbesi, Boko Haram ve El Şebap saldırıları gibi kimi olaylara aramıza mesafe koyarak bakabilir miyiz? 

Hatta, bir adım daha geri çekilerek, küreselleşmenin, finansallaşma aşamasının krizini, bu krizle birlikte yoğunlaşan işsizlik, gelir dağılımı bozulması, yoksullaşma, eşitsizlik, küresel ısınma bağlamında gıda fiyatları tartışmalarını resmin içine alabiliriz. O zaman göreceğiz ki, bu tartışmalara neden olan gelişmelerle, önceki paragrafta dikkat çektiğim olaylar arasında çok yakın bir nedensellik ilişkisi kurulabilir.


Yazıyı okumak için" tık"layınız

Wednesday, May 21, 2014

Felaketin Ertesinde

Soma felaketi anlaşılması, açıklanması zor, kabul edilmesi olanaksız bir sarsıntıyla büyük bir toplumsal travma yarattı. 

Bu,
felaketin yasının tutularak, tarihe terk edilebilmesi (travmanın aşılabilmesi) için, gerek doğrudan etkilenenlerin, gerekse de toplumun bilincinde anlamlandırılması, öncelikle “adalet” duygusunun tatmin olması, sonra tekrarını önleyecek adımların atılmakta olduğu konusunda bir mutabakatın oluşması gerekecektir. Felaket karşısında oluşan çaresizlik, edilgenlik, değersizleştirilmişlik duygusu, doğrudan etkilenenlerin, toplumun bilincinden, simgesel sisteminden silinmelidir. Bu temizliğin, iyileştirmenin, bir anlamda “tedavinin” gerçekleştirilebilmesi için, öfke, acı, haklı haksız suçlamalar serbestçe ifade edilmeli, felaketin tüm boyutları, veçheleri, ilgili neden-sonuç zinciri açıkça tartışılmalı “yaşanmış olan şey” tümüyle saydamlaştırılmalıdır.

Bugünkü siyasi iktidar bu “temizliği”, toplumsal iyileştirmeyi gerçekleştirebilir mi? Ben, gerçekleştiremeyeceğini, aksine uyguladığı, susturucu baskı ve şiddetle bir “blokaj” oluşturduğunu düşünüyorum.

(...)

Yazının devamını okumak için "tık"layınız 

Wednesday, May 14, 2014

Nijerya’da Neler Oluyor?

Yaklaşık bir ay oldu, İslamcı terörist Boko Haram tarafından kaçırılan kız çocuklarının kaderi hâlâ belli değil ama şu belli: Nijerya “zamanın gürültüsü”nün tüm tonlarını taşıyor:

Liste uzun ama kısaca deneyelim: Enerji üreticisi ama gittikçe istikrarını kaybeden büyük bir ülke; zengin ve yozlaşmış egemen sınıflar; petrol denizinde yakıt sıkıntısı yaratacak kadar kötü bir yönetim; yoksul bir halk. Petrol üretimine çöreklenmiş uluslararası tekeller; petrol üretiminin atıklarının bir yandan, küresel ısınmanın öbür yandan yaşanmaz hale getirmeye başladığı topraklar; hızla kuruyarak küçülen Çad Gölü’nden geçinmeye çalışan dört ülkeden 30 milyon insan; kuraklıktan ve ekolojik krizden yaşamları altüst, köyleri ve hayvan sürüleri perişan kabileler üzerinde güçlenen, gelişen bir dinci-terörist hareket. (Emmanuel Mayah, Africa Review, 24/02/12)
Sonra büyük güçler filan ...
 (...)

Yazının devamını okumak için "tık"layınız