“Tarihi fırsat”, “Açılım”, “Demokratik çözüm”… Bunlar birer “fantezi”, bugünkü “durumda” “Kürt sorunu” çözülemez. Bu kötümserliğimin nedeni, ne “demokratik” çözümü polis akademisinde aramanın saçmalığı, ne de arayışın başka gündemleri içerdiğine ilişkin kaygılarım.
‘Kürt sorunu’
Kötümserliğimin esas nedeni şu: “Çözüm” arayışı söylemlerinde, “Kürtler” olarak nitelenen grubun/“kümenin” içindeki en dışlanmış, en yoksul kesimin, Kürt proletaryasının (kadınları, işçileri, kentlere yığılmış işsizleri, topraksız köylüleri, marabaları…) ekonomik gereksinimlerine, özgürleşme süreçlerine yer verilmiyor. Bu kesim adeta yok.
Halbuki, Kürtlerin “sorunları” iki boyutlu: Biri Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları içindeki “demokrasiye”, öteki kendi içlerindeki sınıfsal ilişkilere ait. Bu akademik bir saptama değil. Bu iki boyutu birden düşünmeye başlamak bizi çok önemli, kimi zaman da başımıza büyük belalar açan bir soruna mülkiyet ve toprak sorununa, sermaye ilişkisinegetiriyor. Geldiğimiz yerde de bugünkü “durumun” çözüme direnen sınıfsal yapısını, neden çözümün seçkinler arasında, etno-kültürel zeminde açılan bir parantezin içinde sürdürülen pazarlıklara dönüştüğünü, taraflar arasında adeta bir “modis operandi” oluştuğunu, süreci hemen her aşamada ne gibi korkularının tıkadığını görmeye başlayabiliyoruz.
Süreci ilerletecek, çözüme ulaştırabilecek toplumsal güçlerin devre dışı bırakılması, yok sayılması her iki tarafın da işine geliyor. Çünkü “Kürt” tarafında yok sayılanın, “Türk” tarafında da bir karşılığı var. Üstelik bu iki “yok sayılanın”çıkarları o kadar ortak, farklılıklarını birlikte barış, eşitlik, özgürlük içinde yaşama şansları o kadar yüksek ki, bunun ayırdına varmaya başladıkları noktada, “çözüm” Kürt sorununu aşarak bölgesel, küresel boyutlarda yankılanabilecek, “durumu” değiştirecek, “yapının” sınırlarını zorlamaya başlayacak. Bu noktada çözümün önüne bir başka engel daha dikiliyor: Bölgeyi denetim altında tutmaya çalışan büyük güçlerin iradeleri.
Kuzey Irak örneği…
Kısa süre önce, Kuzey Irak’ta (sorunun “çözüldüğü” yerde) genel seçimler ve başkanlık seçimleri yapıldı. Seçimler iki feodal yapının, (Barzani, Talabani klanlarının) egemenliği ve ABD’nin vesayeti altında yaşandı. 1980’lerde ve 90’larda iç savaşlarda birbirini kıran bu iki klan, ekonomik siyasi ayrıcalıklarını korumak, toplumda ve saflarında yükselen muhalefeti göğüsleyebilmek için birbirlerine sarıldılar; seçimlere “Kürdistan listesi” adlı (dolayısıyla KDP ve KYB dışındakileri düşman kategorisine sokan) ortak bir platformla girdi. Parlamenter demokrasi her zaman verili sınıfsal dengeleri tescil ettiğinden, bu platform, oyların yüzde 60’ını meclisteki 111 iskemlenin 55’ini aldı. Barzani oyların yüzde 70’ini alarak yeniden başkan seçildi. Bu seçimlerde kendini göstererek oyların yüzde 25’ini alan “değişim” (Goran) hareketinin liderinin Avrupa’da eğitim görmüş, Batı medyasında “zengin iş adamı” olarak tanımlanan ve KYB saflarından gelen biri olması da ayrıca ilginçti. Goran’ın, seçimlerde, “liberal emperyalizmin” klasik talepleri olan “şeffaflık” ve“yolsuzlukla mücadele” sloganlarını öne çıkarması da… Seçimlerle birlikte oylanması planlanan anayasa taslağının, son anda ABD başkan yardımcısının itirazıyla süresiz olarak gündemden kaldırılmasıysa bize, son tahlilde hangi iradenin belirleyici olduğunu söylüyordu.
İşte tam da bu nedenlerle olacak, Londra’daki Kürt toplumu, tarihinde ilk kez, Türklere, Irak rejimine değil kendi yönetici seçkinlerine karşı “gerçek seçimler”, “gerçek demokrasi istiyoruz” sloganlarıyla bir protesto gösterisi düzenlediler. Çünkü seçimlerden önce ve sonra en çok konuşulan sorunların başında, yolsuzluk, kayırmacılık, aşiretçilik, kötü yönetim, iktidarın iki klanın elinde yoğunlaşması, meclisin marjinalleştirilmesi, yürütmenin keyfiliği, aydınlar ve muhalefet üzerindeki baskılar, 2003’ten bu yana bölgeye gelen mali yardımların bu iki klanın seçkinlerinin cebine gitmesigeliyordu. Seçimlerde, mükerrer ya da ölülerin adıyla oy kullanma, açık veya örtülü şiddet yoluyla yapılan, 700’den fazla manipülasyon da seçimlerin meşruiyetine gölge düşürmüştü.
Bu nedenle şimdi, medyada “Kürt gençliğinin gittikçe artan bir düş kırıklığı” yaşamakta olduğundan, kırılgan bir ekonomi, üzerinde yaşamaya çalışan Talabani-Barzani klanlarının arasında yeni bir çatışma olasılığından söz eden yorumlara rastlıyoruz…
“Yok sayılanların” sorunları gündem dışı kaldığında, “Kürt sorunu” Kuzey Irak Kürt yönetimi altında bile yaşamaya devam ediyor.
