Tarih, olaylarla aramıza bir mesafe koyar; “uzaktan” bakınca, ayrıntılar kaybolur, ana çizgiler belirginleşir, aralarındaki ilişkileri değerlendirebilme şansı oluşur.
Son aylarda, izlediğimiz, örneğin, Avrupa Parlamentosu seçimlerinin sonuçları, Tayland askeri darbesi, Boko Haram ve El Şebap saldırıları gibi kimi olaylara aramıza mesafe koyarak bakabilir miyiz?
Hatta, bir adım daha geri çekilerek, küreselleşmenin, finansallaşma aşamasının krizini, bu krizle birlikte yoğunlaşan işsizlik, gelir dağılımı bozulması, yoksullaşma, eşitsizlik, küresel ısınma bağlamında gıda fiyatları tartışmalarını resmin içine alabiliriz. O zaman göreceğiz ki, bu tartışmalara neden olan gelişmelerle, önceki paragrafta dikkat çektiğim olaylar arasında çok yakın bir nedensellik ilişkisi kurulabilir.
Yazıyı okumak için" tık"layınız
Wednesday, May 28, 2014
Wednesday, May 21, 2014
Felaketin Ertesinde
Soma felaketi anlaşılması, açıklanması zor, kabul edilmesi olanaksız bir sarsıntıyla büyük bir toplumsal travma yarattı.
Bu, felaketin yasının tutularak, tarihe terk edilebilmesi (travmanın aşılabilmesi) için, gerek doğrudan etkilenenlerin, gerekse de toplumun bilincinde anlamlandırılması, öncelikle “adalet” duygusunun tatmin olması, sonra tekrarını önleyecek adımların atılmakta olduğu konusunda bir mutabakatın oluşması gerekecektir. Felaket karşısında oluşan çaresizlik, edilgenlik, değersizleştirilmişlik duygusu, doğrudan etkilenenlerin, toplumun bilincinden, simgesel sisteminden silinmelidir. Bu temizliğin, iyileştirmenin, bir anlamda “tedavinin” gerçekleştirilebilmesi için, öfke, acı, haklı haksız suçlamalar serbestçe ifade edilmeli, felaketin tüm boyutları, veçheleri, ilgili neden-sonuç zinciri açıkça tartışılmalı “yaşanmış olan şey” tümüyle saydamlaştırılmalıdır.
Bugünkü siyasi iktidar bu “temizliği”, toplumsal iyileştirmeyi gerçekleştirebilir mi? Ben, gerçekleştiremeyeceğini, aksine uyguladığı, susturucu baskı ve şiddetle bir “blokaj” oluşturduğunu düşünüyorum.
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Bu, felaketin yasının tutularak, tarihe terk edilebilmesi (travmanın aşılabilmesi) için, gerek doğrudan etkilenenlerin, gerekse de toplumun bilincinde anlamlandırılması, öncelikle “adalet” duygusunun tatmin olması, sonra tekrarını önleyecek adımların atılmakta olduğu konusunda bir mutabakatın oluşması gerekecektir. Felaket karşısında oluşan çaresizlik, edilgenlik, değersizleştirilmişlik duygusu, doğrudan etkilenenlerin, toplumun bilincinden, simgesel sisteminden silinmelidir. Bu temizliğin, iyileştirmenin, bir anlamda “tedavinin” gerçekleştirilebilmesi için, öfke, acı, haklı haksız suçlamalar serbestçe ifade edilmeli, felaketin tüm boyutları, veçheleri, ilgili neden-sonuç zinciri açıkça tartışılmalı “yaşanmış olan şey” tümüyle saydamlaştırılmalıdır.
Bugünkü siyasi iktidar bu “temizliği”, toplumsal iyileştirmeyi gerçekleştirebilir mi? Ben, gerçekleştiremeyeceğini, aksine uyguladığı, susturucu baskı ve şiddetle bir “blokaj” oluşturduğunu düşünüyorum.
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Wednesday, May 14, 2014
Nijerya’da Neler Oluyor?
Yaklaşık bir ay oldu, İslamcı terörist Boko Haram tarafından kaçırılan kız çocuklarının kaderi hâlâ belli değil ama şu belli: Nijerya “zamanın gürültüsü”nün tüm tonlarını taşıyor:
Liste uzun ama kısaca deneyelim: Enerji üreticisi ama gittikçe istikrarını kaybeden büyük bir ülke; zengin ve yozlaşmış egemen sınıflar; petrol denizinde yakıt sıkıntısı yaratacak kadar kötü bir yönetim; yoksul bir halk. Petrol üretimine çöreklenmiş uluslararası tekeller; petrol üretiminin atıklarının bir yandan, küresel ısınmanın öbür yandan yaşanmaz hale getirmeye başladığı topraklar; hızla kuruyarak küçülen Çad Gölü’nden geçinmeye çalışan dört ülkeden 30 milyon insan; kuraklıktan ve ekolojik krizden yaşamları altüst, köyleri ve hayvan sürüleri perişan kabileler üzerinde güçlenen, gelişen bir dinci-terörist hareket. (Emmanuel Mayah, Africa Review, 24/02/12)
Sonra büyük güçler filan ...
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Liste uzun ama kısaca deneyelim: Enerji üreticisi ama gittikçe istikrarını kaybeden büyük bir ülke; zengin ve yozlaşmış egemen sınıflar; petrol denizinde yakıt sıkıntısı yaratacak kadar kötü bir yönetim; yoksul bir halk. Petrol üretimine çöreklenmiş uluslararası tekeller; petrol üretiminin atıklarının bir yandan, küresel ısınmanın öbür yandan yaşanmaz hale getirmeye başladığı topraklar; hızla kuruyarak küçülen Çad Gölü’nden geçinmeye çalışan dört ülkeden 30 milyon insan; kuraklıktan ve ekolojik krizden yaşamları altüst, köyleri ve hayvan sürüleri perişan kabileler üzerinde güçlenen, gelişen bir dinci-terörist hareket. (Emmanuel Mayah, Africa Review, 24/02/12)
Sonra büyük güçler filan ...
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Wednesday, May 07, 2014
‘İmparatorluk’, Kan, Gözyaşı
Geçen hafta Prof. Arno Mayer, Counter Punch’daki
yazısında, Gibbon’un, Roma İmparatorluğu’nun çöküşünü ayrıntılı biçimde
analiz eden ünlü yapıtını anımsatıyordu. Gibbon, yapıtında “Geriye bir soru daha kalıyor: Nasıl bu kadar uzun süre ayakta kalabildi?” diye yazıyor, cevap olarak da “şiddet ve savaşın” bu çöküşü geciktirmekte önemli rol oynadığını saptıyormuş. Bu yazımın başlığı Gibbon’u anımsayınca oluştu. Yine gerileyen bir “imparatorluğun” çıkardığı savaşlardan, uyguladığı, tetiklediği şiddetten, entrikalardan kaynaklanan kan ve gözyaşına tanık oluyoruz.
(...)
Yeni Delhi’deki Politika Araştırmaları Merkezi’nden Prof. Brahma Chellaney Project Syndicat’da yayımlanan “Asya’da Alarm Zilleri” başlıklı yorumunda, ABD’nin Asya’daki geleneksel müttefiklerinin güvenini kaybetmeye başladığını vurguluyordu. Prof. Chellaney “Asya ülkeleri geçen iki yıl üç kez sarsıcı biçimde uyandırıldılar” diyor.
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
(...)
Yeni Delhi’deki Politika Araştırmaları Merkezi’nden Prof. Brahma Chellaney Project Syndicat’da yayımlanan “Asya’da Alarm Zilleri” başlıklı yorumunda, ABD’nin Asya’daki geleneksel müttefiklerinin güvenini kaybetmeye başladığını vurguluyordu. Prof. Chellaney “Asya ülkeleri geçen iki yıl üç kez sarsıcı biçimde uyandırıldılar” diyor.
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Wednesday, April 30, 2014
Yarın 1 Mayıs!
Yarın, toplumun gerçek “mağdurları” eşitlik, özgürlük, dayanışma arzularını dilegetirmek, tarihte bu arzular uğruna verilen mücadeleleri, yapılan fedakârlıkları, çekilen acıları anmak için Taksim Meydanı’nda toplanmayı planlıyorlar. Başbakan da buna izin vermeyeceğini açıklamış bulunuyor.
(...)
Şimdi karşımızda, demokratik haklarını kullanmak isteyenlere “şımarıklık etmeyin”diyen bir Başbakan; internet yasaklarını, MİT Yasası gibi baskıcı yasaları hızlaonaylayan bir Cumhurbaşkanı, “AKP 500 yıl kalacak” diyen bir Dışişleri Bakanı, AYM Başkanı’nın anayasayı, hukuk devletini anımsatan konuşmasını adeta suratlarına atılmış tokat gibi algılayan bir TBMM Başkanı, tüm muhalefet mekânlarını kapatmaya kararlı bir hükümet var.
(...)
Yazının tamamını okumak için "tık"layınız
(...)
Şimdi karşımızda, demokratik haklarını kullanmak isteyenlere “şımarıklık etmeyin”diyen bir Başbakan; internet yasaklarını, MİT Yasası gibi baskıcı yasaları hızlaonaylayan bir Cumhurbaşkanı, “AKP 500 yıl kalacak” diyen bir Dışişleri Bakanı, AYM Başkanı’nın anayasayı, hukuk devletini anımsatan konuşmasını adeta suratlarına atılmış tokat gibi algılayan bir TBMM Başkanı, tüm muhalefet mekânlarını kapatmaya kararlı bir hükümet var.
(...)
Yazının tamamını okumak için "tık"layınız
Wednesday, April 23, 2014
Ukrayna Krizinin Aynasında...
Ukrayna krizi ABD’ye, Rusya karşıtlığı üzerinden uluslararası hegemonyasını restore etme şansını getirmiş gibi görünüyordu (Godot Geldi Galiba, 31 Mart, 2014). Pazartesi günü, New York Times’da Peter Baker de, Başkan Obama’nın “Putin Rusyası’nın dış dünyayla ekonomik, politik bağlarını keserek, yakın çevresinde genişleme heveslerini sınırlayarak, fiilen bir parya devlete dönüştürmeyi planladığını” aktardı.
Bu strateji Rusya’ya karşı bir uluslararası mutabakatın kurulmasını gerektiriyor. ABD, Batı medyası da, Ukrayna krizi Kırım’ın Rusya tarafından ilhak edilmesine yol açtığından bu yana sürekli “uluslararası topluluk”, “Rusya tecrit oldu” gibi propaganda kalıplarını tekrarlıyorlar.
Devler arası sistemin koşulları, dün ABD’nin, gerileyen uluslararası üstünlüğünü, bir imparatorluk projesiyle korumasına olanak vermemişti. Prof. Niall Ferguson’un değimiyle, “Neoconlar Irak’ta, neoliberaller de mali krizde boylarının ölçüsünü almışlardı.” Gelişmeler, Obama’nın da imparatorluk projesinin enkazı üzerinden ABD hegemonyasını restore etmesine izin vermedi. Mali krizin etkileri altında, uluslararası dengeler daha da karmaşıklaştı, bugün Rusya’yı tecrit etme politikası üzerinden ABD hegemonyasını restore etme projesinin de pek bir şansı yok.
Yazının devamını oumak için "tık"layınız
Bu strateji Rusya’ya karşı bir uluslararası mutabakatın kurulmasını gerektiriyor. ABD, Batı medyası da, Ukrayna krizi Kırım’ın Rusya tarafından ilhak edilmesine yol açtığından bu yana sürekli “uluslararası topluluk”, “Rusya tecrit oldu” gibi propaganda kalıplarını tekrarlıyorlar.
Devler arası sistemin koşulları, dün ABD’nin, gerileyen uluslararası üstünlüğünü, bir imparatorluk projesiyle korumasına olanak vermemişti. Prof. Niall Ferguson’un değimiyle, “Neoconlar Irak’ta, neoliberaller de mali krizde boylarının ölçüsünü almışlardı.” Gelişmeler, Obama’nın da imparatorluk projesinin enkazı üzerinden ABD hegemonyasını restore etmesine izin vermedi. Mali krizin etkileri altında, uluslararası dengeler daha da karmaşıklaştı, bugün Rusya’yı tecrit etme politikası üzerinden ABD hegemonyasını restore etme projesinin de pek bir şansı yok.
Yazının devamını oumak için "tık"layınız
Wednesday, April 16, 2014
Bir Dönüşümün Eşiğinde - II
Pazartesi yazımda, uygarlığın geleceği, küresel ısınma ve iklim değişikliği üzerine iki önemli araştırmanın çok kritik bulgularını aktardım. Sonra da Thomas Pikkety’nin büyük yankı uyandıran “21. Yüzyılda Sermaye” başlıklı çalışmasını (açıkçası, yansıttığı anksiyeteye dikkat çekmek için) çok kısaca aktardım.
Şimdi bu resme, Goldman Sachs’ın baş ekonomistiyken BRICS kavramını yaratan Jim O’Nneil ile Bruegel Enstitüsü uzmanlarından Alessio Terzi’nin birlikte hazırladıkları, Bruegel Enstitüsü tarafından yayımlanan “Ticaretin değişen kalıpları Avrupa ve dünyanın değişmeyen yönetişimi” (Changing trade patterns, unchanging European and global governance) başlıklı çalışmalarını eklemeye çalışacağım.
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Şimdi bu resme, Goldman Sachs’ın baş ekonomistiyken BRICS kavramını yaratan Jim O’Nneil ile Bruegel Enstitüsü uzmanlarından Alessio Terzi’nin birlikte hazırladıkları, Bruegel Enstitüsü tarafından yayımlanan “Ticaretin değişen kalıpları Avrupa ve dünyanın değişmeyen yönetişimi” (Changing trade patterns, unchanging European and global governance) başlıklı çalışmalarını eklemeye çalışacağım.
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Wednesday, April 09, 2014
Çılgınlığın Tanımı
Einstein, bir seferinde, çılgınlığı, “bir hareketi tekrar tekrar, her seferinde öncekilerden farklı sonuç almayı umarak, ısrarla yapmaya devam etmek” olarak tanımlamıştı. Günümüzde uygarlığı yönetmeye çalışanların akıl durumu bu tanıma çok uyuyor.
(...)
Okumaya devam etmek için "tık"layınız
(...)
Okumaya devam etmek için "tık"layınız
Wednesday, April 02, 2014
Seçim Sonuçlarından Çıkardıklarım…
Seçim gecesi iki farklı haber ajansı, iki farklı eğilime işaret eden veriler yayımlamaya devam ettiler. Anadolu Ajansı, ilk kez seçim sonuçlarını vermek gibi siyasi bir sürece katıldı. Sıra dışı sıklıkta elektrikler kesildi. Çok sayıda hile ihbarı yapıldı. AKP İstanbul ve Ankara’yı az farkla da olsa elinde tuttu.
Bu yerel seçimlerde AKP’nin aldığı oylar; ister 2011’de, ister 2009’da aldıklarıyla karşılaştıralım, iki şeye tanıklık ediyor: Birincisi “Gezi Olayına”, 17 Aralık skandallarına, en son dinleme olayına karşın AKP’nin seçmeni yorulmamış, partisine sadakatini kaybetmemiştir. İkincisi AKP elindeki olanakları, seçim sonuçlarını etkileyecek yönde etkin biçimde kullanmayı başarmıştır.
Bir ‘sadakat’ sorunu
AKP dönemi başladığından bu yana, tüm seçimlerde hep AKP’ninmomentumunun kırılmasının önemini vurguladım. Çünkü momentum sürdükçe bir başka şey güçlenerek ilerliyordu: AKP yönetimi altında, bu herhangi bir parti değil de bir toplumsal hareketin mızrak başı olduğundan, egemen kılmayı amaçladığı yeni “hakikat rejimi”nin, beden-nüfus politikasının (biopolitik), bilgi denetim süreçlerinin yarattığı etkilerle toplumda sıradan Müslüman (mütedeyyin) kimlikten farklı yeni bir “kimlik” şekilleniyordu.
AKP dönemi başladığından bu yana, tüm seçimlerde hep AKP’ninmomentumunun kırılmasının önemini vurguladım. Çünkü momentum sürdükçe bir başka şey güçlenerek ilerliyordu: AKP yönetimi altında, bu herhangi bir parti değil de bir toplumsal hareketin mızrak başı olduğundan, egemen kılmayı amaçladığı yeni “hakikat rejimi”nin, beden-nüfus politikasının (biopolitik), bilgi denetim süreçlerinin yarattığı etkilerle toplumda sıradan Müslüman (mütedeyyin) kimlikten farklı yeni bir “kimlik” şekilleniyordu.
(...)
Wednesday, March 26, 2014
Kitleler ve Diktatörler
Mısır’da, iki duruşmalık bir yargılamanın ardından
pazartesi günü 529 Müslüman Kardeşler üyesi idama mahkûm edildi. Salı
günü 700 sanıklı yeni bir dava başladı. Mısır egemen sınıfları (ki ordu
da bu sınıfların bir parçası) Mübarek öncesi iktidarı, her türlü örgütsel ve kitlesel muhalefeti yıldırarak restore etmeye kararlı. Tahrir Meydanı’nda Ocak 2011 “devrimini” yaşayanlar açısından acı bir durum.
Mısır tek örnek değil. Doğu Bloku çökerken, kitleler çürümüş iktidarlara karşı Fransız Devrimi sloganlarıyla ayaklanıyorlardı. Kalkan toz duman yatıştığında, kamu malları talan edilmiş, hırsız oligarklar devleti ele geçirmiş, dünün yöneticileri bugünün egemen sınıfları oluvermişti. İfade, seyahat özgürlüğüyse tüketme özgürlüğüne indirgenmişti, o da paraya bağlıydı.
Ukrayna’da 2004-2005 Portakal “Devrimi” bu düş kırıklığına bir tepkiyi dile getirdi. Dışardan dejenere olana kadar manipüle edildi. O da bir hırsız grubunu devirdi, ama onların yerine daha becerikli, daha açgözlü hırsızlar geldi. Geçenlerde Kiev’de aynı senaryo yeniden yaşandı. Bu kez, faşist fanatikler yönetime sızdı, ülkenin bir kısmı ayrılıp başka bir ülkeye katıldı. “Maidan” niye oldu? Ölenler niye öldü.. diye soranlara hak vermemek elde değil.
Bunlardan ne “toplumsal olaylar” yararlı sonuçlar üretmiyor sonucu, ne de “hadi bir daha, daha iyisini yapalım” sonucu çıkar.
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Mısır tek örnek değil. Doğu Bloku çökerken, kitleler çürümüş iktidarlara karşı Fransız Devrimi sloganlarıyla ayaklanıyorlardı. Kalkan toz duman yatıştığında, kamu malları talan edilmiş, hırsız oligarklar devleti ele geçirmiş, dünün yöneticileri bugünün egemen sınıfları oluvermişti. İfade, seyahat özgürlüğüyse tüketme özgürlüğüne indirgenmişti, o da paraya bağlıydı.
Ukrayna’da 2004-2005 Portakal “Devrimi” bu düş kırıklığına bir tepkiyi dile getirdi. Dışardan dejenere olana kadar manipüle edildi. O da bir hırsız grubunu devirdi, ama onların yerine daha becerikli, daha açgözlü hırsızlar geldi. Geçenlerde Kiev’de aynı senaryo yeniden yaşandı. Bu kez, faşist fanatikler yönetime sızdı, ülkenin bir kısmı ayrılıp başka bir ülkeye katıldı. “Maidan” niye oldu? Ölenler niye öldü.. diye soranlara hak vermemek elde değil.
Bunlardan ne “toplumsal olaylar” yararlı sonuçlar üretmiyor sonucu, ne de “hadi bir daha, daha iyisini yapalım” sonucu çıkar.
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Wednesday, March 19, 2014
İsyanlar Boşuna Değil: Uygarlık Tehlikede
(...)
İsyanların arkasında proleter gençliğin (Gerek klasik işçi sınıfından, gerekse yeni “orta sınıf”tan olsun...) adalet ve özgürlük talebi var. Kapitalist uygarlık gençlerin yaşamlarını bu ilkelere uygun biçimde yönlendirmelerine olanak verecek bir ilke sunamıyor. Aksine bu uygarlık, hızla bir çöküşe doğru koşuyor.
Bu sonuncusunu ben söylemiyorum, ABD’nin uzay araştırmaları kurumu NASA’nın finanse ettiği bir çalışma, endüstri uygarlığının (Siz kapitalist olarak okuyabilirsiniz.) on yıllarla ölçülecek kadar kısa bir süre içinde geri çevrilemez bir çöküşe gittiğini ortaya koyuyor.
(...)
Yazının tamamını okumak için "tık"layınız
İsyanların arkasında proleter gençliğin (Gerek klasik işçi sınıfından, gerekse yeni “orta sınıf”tan olsun...) adalet ve özgürlük talebi var. Kapitalist uygarlık gençlerin yaşamlarını bu ilkelere uygun biçimde yönlendirmelerine olanak verecek bir ilke sunamıyor. Aksine bu uygarlık, hızla bir çöküşe doğru koşuyor.
Bu sonuncusunu ben söylemiyorum, ABD’nin uzay araştırmaları kurumu NASA’nın finanse ettiği bir çalışma, endüstri uygarlığının (Siz kapitalist olarak okuyabilirsiniz.) on yıllarla ölçülecek kadar kısa bir süre içinde geri çevrilemez bir çöküşe gittiğini ortaya koyuyor.
(...)
Yazının tamamını okumak için "tık"layınız
Wednesday, March 12, 2014
Yine Bir Şey mi Olacak?
Aralık ayında, mali piyasa analistlerinin
bloglarında, ABD borsasının 1929’daki ani çöküşünü, günümüzdeki borsa
grafiğiyle karşılaştıran ilginç bir grafik dolaşıyor, yeni bir borsa
balonu oluştuğundan söz ediliyordu. Bu yıl 26 Ocak’tan bu yana dünyanın
çeşitli yerlerinde toplam 10 üst düzey bankacı şüpheli koşullar altında
öldü.
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Wednesday, March 05, 2014
Bir Semptom Olarak Ukrayna
Ukrayna krizinde ortaya çıkan trajikomik, hatta absürd durumlar acaba neyin semptomu?
ABD Dışişleri Bakanı Kerry, NBC televizyonuna konuşurken, “Gidip bir ülkeyi sahte gerekçelerle işgal edemezsiniz” demiş. Kazanın tencereye dibin kara demesine benziyor...
Ukrayna’da halk, bir hırsızlar sürüsüne karşı “yeter artık” diyerek sokaklara döküldü. Şimdi, hırsız oldukları için bir önceki seçimlerde halktan oy alamamışlardan oluşan “kerameti kendinden menkul” bir hükümet var; Ukrayna’nın en zengin oligarklarını, ekonomik açıdan önemli bölgelerin başına yönetici olarak atıyor.
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
ABD Dışişleri Bakanı Kerry, NBC televizyonuna konuşurken, “Gidip bir ülkeyi sahte gerekçelerle işgal edemezsiniz” demiş. Kazanın tencereye dibin kara demesine benziyor...
Ukrayna’da halk, bir hırsızlar sürüsüne karşı “yeter artık” diyerek sokaklara döküldü. Şimdi, hırsız oldukları için bir önceki seçimlerde halktan oy alamamışlardan oluşan “kerameti kendinden menkul” bir hükümet var; Ukrayna’nın en zengin oligarklarını, ekonomik açıdan önemli bölgelerin başına yönetici olarak atıyor.
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Wednesday, February 26, 2014
Meydan Var, Maidan Var Ama Halk da Var
Kiev’de yaşananlar “Gezi”yi çağrıştırınca hemen iki kanaat oluştu: Maidan “Kiev’in Gezisi”dir. Maidan emperyalizmin oyunudur.
Bir üçüncü yaklaşımı Deniz Yıldırım (Birgün), Fatih Yaşlı (SoL) dile getirerek, ülkenin özgün koşullarını, Maidan’dakilerin ekonomik, siyasi iktidar yapısının karşısındaki tutumlarını düşünmek gerektiğini vurguladılar.
Ben de bu üçüncü yaklaşımın içinde var olan bir boyutun üzerinde düşünmek istiyorum. Evet “Ukrayna’da filler tepişiyor”, Maidan’da irili ufaklı faşist gruplar var. Ama Maidan’da “halk” da var. Bu halk 1991’den önce, yozlaşmış bir siyasi liderliğin elinde kötü yönetilen bir ülkede yaşıyordu. 1991’den sonra bu yönetici kesimin bir kısmı karşılarına kamu mallarını mülk edinerek zenginleşen “Mafioza - oligarklar”, bir kısmı da “Mafioza-politikacılar” olarak çıktı; 1991 sonrasında Ukrayna halkı “kızgın tavadan dışarı atlarken, ateşin içine düşmenin” düş kırıklığını yaşadı.Bu halkın tepkisini yargılamadan önce şu üç soruyu cevaplamaya çalışmak gerekiyor.
Yazının devamını okumak için tık"layınız
Bir üçüncü yaklaşımı Deniz Yıldırım (Birgün), Fatih Yaşlı (SoL) dile getirerek, ülkenin özgün koşullarını, Maidan’dakilerin ekonomik, siyasi iktidar yapısının karşısındaki tutumlarını düşünmek gerektiğini vurguladılar.
Ben de bu üçüncü yaklaşımın içinde var olan bir boyutun üzerinde düşünmek istiyorum. Evet “Ukrayna’da filler tepişiyor”, Maidan’da irili ufaklı faşist gruplar var. Ama Maidan’da “halk” da var. Bu halk 1991’den önce, yozlaşmış bir siyasi liderliğin elinde kötü yönetilen bir ülkede yaşıyordu. 1991’den sonra bu yönetici kesimin bir kısmı karşılarına kamu mallarını mülk edinerek zenginleşen “Mafioza - oligarklar”, bir kısmı da “Mafioza-politikacılar” olarak çıktı; 1991 sonrasında Ukrayna halkı “kızgın tavadan dışarı atlarken, ateşin içine düşmenin” düş kırıklığını yaşadı.Bu halkın tepkisini yargılamadan önce şu üç soruyu cevaplamaya çalışmak gerekiyor.
Yazının devamını okumak için tık"layınız
Wednesday, February 19, 2014
‘Rejimin Adı Ne?’
Önceleri demokratikleşmekte olduğumuzu düşünen kimi yazarlar şu sırada “Rejimin adı ne” diye soruyorlar. Belli ki “demokratikleşme” söylemi artık bitti, şimdi ne diyeceklerini pek bilemiyorlar.
Bu sanıldığı gibi akademik bir soru da değil; yaşadığımız toplumun yapısı üzerine sorulabilecek en politik sorudur. Çünkü bu sorunun cevabı doğrudan siyasi iktidara, adalete ilişkindir. Dahası bu, salt gözlemlere dayanılarak, hele olmayana ergi metoduyla cevaplandırılabilecek bir soru da değildir...
İktidara, adalete ilişkin en politik soru deyince de Aristotales’i anımsayarak başlamanın yararlı olabileceğini düşünüyorum
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Bu sanıldığı gibi akademik bir soru da değil; yaşadığımız toplumun yapısı üzerine sorulabilecek en politik sorudur. Çünkü bu sorunun cevabı doğrudan siyasi iktidara, adalete ilişkindir. Dahası bu, salt gözlemlere dayanılarak, hele olmayana ergi metoduyla cevaplandırılabilecek bir soru da değildir...
İktidara, adalete ilişkin en politik soru deyince de Aristotales’i anımsayarak başlamanın yararlı olabileceğini düşünüyorum
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Wednesday, February 12, 2014
Türkiye Sosyalist Solu Üzerine...
Türkiye sosyalist solunun tarihinin, içerdiği farklı geleneklerin, 12 Eylül öncesi ve sonrası deneyiminin üzerine “düşünmek” bir yana dursun, bu hareketin parçası bile olmayan, tarihsel hedeflerini paylaşmayan yazarların kanaatleri, “öyle yapsın böyle yapsın” önerileri artık kabak tadı verdi.
Aslında, ürettikleri “söylem pratikleri” bağlamında bakıldığında, bu yazarların esasişlevinin sosyalist sola akıl verme postunun altına, sosyalist sola ilişkin olumsuz önyargıları güçlendirmek, düzenin tüm siyasi akımlarının çürüdüğü bir ortamda, okuyucularının gözlerinde sosyalizmin bir seçenek haline gelmesini önlemekurdunu gizlemek olduğu bile söylenebilir.
Bu pratiğin son örneklerinden biri kendince durumu şöyle özetliyor: “Kürt siyasihareketi kendini yoktan var etti ve bugün sadece Türkiye’nin değil aynı zamanda da Ortadoğu’nun en önde gelen aktörlerinden biri haline geldi. 1970’li yılların önde gelen siyasi güçlerinden olan Türk sosyalist solu ise zamanla yok olmaya yüz tuttu.”
(…)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Aslında, ürettikleri “söylem pratikleri” bağlamında bakıldığında, bu yazarların esasişlevinin sosyalist sola akıl verme postunun altına, sosyalist sola ilişkin olumsuz önyargıları güçlendirmek, düzenin tüm siyasi akımlarının çürüdüğü bir ortamda, okuyucularının gözlerinde sosyalizmin bir seçenek haline gelmesini önlemekurdunu gizlemek olduğu bile söylenebilir.
Bu pratiğin son örneklerinden biri kendince durumu şöyle özetliyor: “Kürt siyasihareketi kendini yoktan var etti ve bugün sadece Türkiye’nin değil aynı zamanda da Ortadoğu’nun en önde gelen aktörlerinden biri haline geldi. 1970’li yılların önde gelen siyasi güçlerinden olan Türk sosyalist solu ise zamanla yok olmaya yüz tuttu.”
(…)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Monday, February 10, 2014
Çok “kritik” bir genel seçimler
[27 Nisan 2911- Bu yazı yazıldığında bloga koyamamıştım çünkü Internet erişimi yine engelleniyordu. Yine seçimlere giderken belki yararlı olur diye şimdi koyuyorum]
Türkiye’de, tipik
bir kapitalist demokrasinin (“iyi devletin”) tanımlayıcı özelliklerinden farklı
olmak anlamında “olağan üstü” bir devlet
biçiminin şekillenmekte olduğunu artık liberal demokrat / sol kesimler de görmeye
başladılar.
Bu “olağan üstü”
biçime zemin hazırlayan süreçleri, dayanılmaz bir yüzeysellikle,
demokratikleşme adına destekleyenlerin, savunanların şimdi “askeri vesayetten kurtulmak
isterken sivil vesayet altına girmeye” ilişkin yakınmalarını ibretle
izliyoruz. Dahası “cemaat” kavramı altında tartışılanlar, bu kesimlerin, bir
siyasi partinin çok ötesinde bir siyasi-kültürel
hareket olgusuyla karşı karşıya olduklarını kavramaya başladıklarını da
gösteriyor.
Bu “olağan üstü”
devlet biçimini inşa etmekte olan siyasi hareket, önümüzdeki seçimlerden sonra
süreci hızlandırma, başkanlık sistemine geçmek gibi yeni kurumsal adımlarla
projesini tamamlama şansına sahip olacaktır.
Burada, bu
“olağan üstü” biçimi kurmakta olan siyasi hareketin hegemonya inşa süreçlerine
yakın zaman kadar yardımcı olan yararlı salaklarla, farkında
hainler (kendi ilkelerine aykırı davranmak anlamında) arasında bir
ayrım yapmak durumunda değiliz. Tiksintimizi ifade edip devam edelim.
“Olağan” kapitalist devlet
Kapitalist
devletin “olağan üstü” bir biçiminden söz ettiğimize göre, “olağan” kapitalist
devletin kimi tipik özeliklerinden üçünü kısaca anımsamakta yarar olabilir. Ama,
önce kapitalist devletin (biçimi ne olursa olsun) varlık nedeninin kapitalist üretim tarzının istikrarını
sağlamak, temel ilişkilerini korumak, bu anlamda bir devrimi önlemek olduğunun
vurgulayalım.
(1) Devlet, “sivil
toplum” içinde doğrudan değil, varlığını
doğallaştıran, ekonomi siyaset ayrımı görüntüsünü koruyan düşünce, algı ve varsayımları
üreten, cami/kilise ve diğer dini örgütlenmeler, eğitim kurumları, aile, medya,
kapitalist sınıf örgütleri, hatta spor kulüpleri ve “sarı” sendikalar yoluyla
var olur. Devletin bu varlığı ne kadar “zayıf”, “dolaylı” bu aygıtların
“bağımsızlığı” ne kadar güçlüyse, kapitalist devlet de “iyi devlet”
kategorisine o kadar yakınlaşır.
(2) Devletin ordu
ve polis gibi şiddet aygıtları, personelleri ve uygulamalarıyla, egemen
sınıfları temsil eden siyasi örgütlenmelerden, devleti yöneten siyasilerden ne
kadar uzak, bağımsız, yasalara ve yasal süreçlere saygılı bir görüntüsü
sunabiliyorlarsa, devlet “sınıflar üstü” fantezisini, bütünü asla kavranamayan
bir yüce varlık (sublime object) olma
durumunu o kadar koruyabilir. Böylece kapitalist devlet bir “iyi devlet” olarak
şiddeti açık biçimde (yasalara aldırmadan) uygulamaktan kaçınabilir.
(3) “İyi kapitalist
devlet”, vatandaşlarının devletin etki ve erişim alanı dışında bir özel yaşamı,
yaşam alanı olduğuna ilişkin varsayımı kabul eder, yasalarla korur; buna
burnunu sokmadığına ilişkin görüntüyü de...
Seçimden sonra...
Kapitalist
devlet, bu üç koşulu ihlal eden bir “dönüşüm”,
“değişim” sürecine girmişse, artık “iyi devletten” değil, bu koşullardan
uzaklaşmanın derinliğine ve yaygınlığına bağlı olarak çeşitli otoriter veya totaliter biçimlerden söz etmeye başlayabiliriz.
AKP hükümetinin,
özellikle, “Cumhuriyet Mitingleri” korkusunun, buna karşılık uluslararası
desteğin getirdiği cesaretin
diyalektiği ile başlayan ikinci döneminde, devletin, yukardaki üç koşuldan, uzaklaşma
sürecinin yeniden hızlanmasına, devletin biçiminde niteliksel bir değişim
yaratmaya başlamasına şahit olduk.
AKP hükümeti ve
onu destekleyen, taşıyan siyasi akımlar, önümüzdeki genel seçimlere,
“Cumhuriyet Mitingleri”ne kıyasla, çok daha yaygın, çok daha “halk” içerikli,
çok daha somut, toplumsal yaşamın çok çeşitli alanlarında patlak vermiş bir
“hak mücadeleleri” dalgasının basıncı, korkusu
altında giriyorlar. AKP bu dalganın
karşısına getirdiği sorunları yönetemiyor, bildik “egemen ama muhalif” söylemini sürdüremiyor. Dahası, AKP’nın
uluslararası desteği bu kez, 2007 seçimlerindeki kadar güçlü değildir. Bu kez
AKP’nin karşısından yenilenmiş bir muhalefet partisi var. AKP, “egemen
ama muhalif” söylemine olanak veren,
“Kürt sorununu çözme iddiasını”, “devletle savaşan parti” görüntüsünü, “yararlı
salakların” ve “farkında hainlerin” en azından bir kısmının desteğini,
yardımını kaybetmiş olarak giriyor. Devletin şiddet aygıtlarının eylemlerinin
düzeyi de yasaları aşan bir “açıklık” kazanmaya başlamış gibidir.
AKP ve “hareket”
bu seçimleri kazandıkları taktirde, toplumsal muhalefetin daha da yükselerek,
bir ekonomik krizle de çakışarak “rejimini” tehdit edecek düzeye ulaşmasını
önlemek için çok daha kararlı hızlı ve
uzlaşmaz davranacaktır. Bu siyasetçilerin bireysel niyetlerinden bağımsızdır;
ekonomik ve siyasi iktidarların yapısal özellikleri gereği böyle olacaktır...
Wednesday, February 05, 2014
Münih’te İki Proje
Her yıl, Davos zirvesinden yaklaşık bir ay sonra, Münih Güvenlik Konferansı
(MGK) toplanır. Bu yıl, 50. yılına giren MGK’de Batı ülkelerinin,
savunma, dışişleri bakanlarından, uzmanlarından, savunma şirketlerinin,
bankaların, düşünce kuruluşlarının temsilcilerinden oluşan yaklaşık 400
kişilik bir topluluk, Batı merkezli dünyanın yönetişim sorunlarını ve
geleceğini tartıştı.
ABD, ilk kez bu yıl hem savunma, hem dışişleri bakanlarıyla katıldı. Alman Devlet Başkanı Gauck’ın, yeni Savunma Bakanı Leyen’ın, Alman devletinde, yeni bir savunma doktrininin şekillenmekte olduğunu düşündüren konuşmaları, bu yıl MGK’nin önemini daha da artırdı.
ABD’li, Alman konuşmacıların sunumlarında yaptıkları vurgular, gelecek yıllarda birbiriyle yakından ilgili iki konuya özellikle dikkat etmemiz gerektiğini gösteriyor. Birincisi, karşımızda iki farklı proje var. Bunlar birbirlerini destekleme olasılığı kadar, çelişme hatta çatışma olasılıklarını da barındırıyorlar. İkinci konu da Çin’in yükselmeye devam ederken Japonya ile arasındaki gerginliklerin gündeme getirmeye başladığı bir savaş olasılığı ve Batı’nın bu süreci öngörerek gereken önleyici adımları atıp atamayacağı ile ilgili.
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
ABD, ilk kez bu yıl hem savunma, hem dışişleri bakanlarıyla katıldı. Alman Devlet Başkanı Gauck’ın, yeni Savunma Bakanı Leyen’ın, Alman devletinde, yeni bir savunma doktrininin şekillenmekte olduğunu düşündüren konuşmaları, bu yıl MGK’nin önemini daha da artırdı.
ABD’li, Alman konuşmacıların sunumlarında yaptıkları vurgular, gelecek yıllarda birbiriyle yakından ilgili iki konuya özellikle dikkat etmemiz gerektiğini gösteriyor. Birincisi, karşımızda iki farklı proje var. Bunlar birbirlerini destekleme olasılığı kadar, çelişme hatta çatışma olasılıklarını da barındırıyorlar. İkinci konu da Çin’in yükselmeye devam ederken Japonya ile arasındaki gerginliklerin gündeme getirmeye başladığı bir savaş olasılığı ve Batı’nın bu süreci öngörerek gereken önleyici adımları atıp atamayacağı ile ilgili.
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Wednesday, January 29, 2014
Geçemeyiş Sürecinin Korkusu...
Dünya Ekonomik Forumu’nun kurucusu Klaus Schwab, The Project Syndicat sitesindeki yorumunda dünyanın ekonomik model, jeopolitik dengeler, ekolojik sorunlar açısından “epik bir geçiş sürecinde” olduğunu vurguladıktan sonra ekliyor “bir düşük beklentiler, belirsizlikler dönemine giriyoruz”.
Güncel gelişmeler, tartışmalar, aslında bir “geçiş” değil, “geçemeyiş”, “takılıp kalmışlık” durumuna işaret ediyor. Schwab’ın saptamalarını da “biz” kavramının kastettiği “şey”e göre anlamlandırmak gerekiyor.
Takılıp kalma belirtileri
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Güncel gelişmeler, tartışmalar, aslında bir “geçiş” değil, “geçemeyiş”, “takılıp kalmışlık” durumuna işaret ediyor. Schwab’ın saptamalarını da “biz” kavramının kastettiği “şey”e göre anlamlandırmak gerekiyor.
Takılıp kalma belirtileri
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Wednesday, January 22, 2014
Her ‘Şey’ Darbe Her ‘Şey’ Paralel
Siyasal İslamın yönetemediğini, bunun yapısal bir
sorun olduğunu vurgulamıştım. Bu hafta, bu konuya, Türkiye’de siyasal
İslamın hegemonyasını inşa sürecinde büyük rol oynayan, vesayet, darbe, paralel devlet kavramlarının yardımıyla devam ediyorum. Bu kavramlar bağlamında, karşımızda bir totaliter devlet, bir organik toplum kurma projesi var diye düşünüyorum.
Bu üç kavramın temelinde, devletle hükümeti, hükümetle de lideri eşitleme eğilimi var. Liderin, Tanrı’nın bir lütfu olduğu inancını da bu eğilime ekleyebiliriz. Bu eğilimin, faşizm gibi biçimler dışında kapitalist devletle uyumlu olmadığını daha önce de vurgulamıştım.
Yazının devamını okumak için tık"layınız
(Düzeltme: XIV. Louis olması gerekiyor)
Bu üç kavramın temelinde, devletle hükümeti, hükümetle de lideri eşitleme eğilimi var. Liderin, Tanrı’nın bir lütfu olduğu inancını da bu eğilime ekleyebiliriz. Bu eğilimin, faşizm gibi biçimler dışında kapitalist devletle uyumlu olmadığını daha önce de vurgulamıştım.
Yazının devamını okumak için tık"layınız
(Düzeltme: XIV. Louis olması gerekiyor)
Wednesday, January 15, 2014
Siyasal İslam Yönetemiyor
Müslüman Kardeşler’in Mısır deneyiminden sonra, AKP hükümetinin “Gezi Olayı” karşısındaki
tepkisi, cemaat- AKP çatışması da siyasal İslamın parlamenter
demokratik bir cumhuriyeti yönetemeyeceğini düşünenleri haklı çıkarıyor.
Arap isyanlarına kadar, Batı’da dış politika çevrelerinde, siyasal İslamın “ılımlı” kanadının seçimleri kazanarak hükümete gelmesine olanak sağlanmasının radikal kanadını etkisizleştirilebileceğine ilişkin bir inanç egemendi. AKP hükümeti, Türkiye deneyimi de adeta bu inancı destekliyordu.
Bu “ılımlı” kanadın temsilcileri Mısır ve Tunus’ta iktidara geldiler, ama devleti yönetemediler. Radikal kanat hızla gelişti, Kuzey Afrika’dan Suriye’ye büyük çaplı silahlı yapılarla etkinliğini artırdı.
Devleti yönetmenin ‘tek yolu’
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Arap isyanlarına kadar, Batı’da dış politika çevrelerinde, siyasal İslamın “ılımlı” kanadının seçimleri kazanarak hükümete gelmesine olanak sağlanmasının radikal kanadını etkisizleştirilebileceğine ilişkin bir inanç egemendi. AKP hükümeti, Türkiye deneyimi de adeta bu inancı destekliyordu.
Bu “ılımlı” kanadın temsilcileri Mısır ve Tunus’ta iktidara geldiler, ama devleti yönetemediler. Radikal kanat hızla gelişti, Kuzey Afrika’dan Suriye’ye büyük çaplı silahlı yapılarla etkinliğini artırdı.
Devleti yönetmenin ‘tek yolu’
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Wednesday, January 08, 2014
Hırsızlık, Paralel Devletler, Daha Neler...
Bir başka ülkede yaşanıyor olsaydı, bazen gülerek bazen de “ooo”… “yaaa”… “vay be” sesleriyle izlerdik. Ne yazık ki tüm bunlar, bizim ülkede yaşanıyor. Öfkelenerek, kaygılanarak, “sonu nereye varacak” sorusuyla birlikte izliyoruz.
Tabii bir de şaşkınlık. Yok olanlara değil, şaşıranlara şaşırıyoruz. Bu gazetede kim bilir kaç kez AKP’nin devlet anlayışının, kapitalist devletin liberal demokratik biçimine yabancı olduğunu anlattık. Hem de henüz, “işler yolunda giderken”, “yararlı salaklar” demokrasi, çoğulculuk rüyaları görürken “vesayet” dedikleri bir şeyin kalkmakta olmasına sevinirken...
Bu “yararlı salaklara” göre, AKP hükümet olmuştu, ama henüz iktidar olamamıştı. İşte o yüzden demokratik reformlar ilerleyemiyor, Avrupa Birliği’ne giremiyorduk. Ah! Askeri vesayet kalksa, bürokrasideki Kemalist saplantılar bir temizlense, Kürt sorunu da çözülecek, Türkiye Ortadoğu’da büyük güç olacaktı. Bunlar, AKP’yi iktidar yapacak anayasa önlerine gelince de “Yetmez ama evet” sloganlarıyla desteklediler, sağın en gerici entelektüelleriyle panel paylaşmaktan çekinmediler, sonra da gidip Başbakan’ı tebrik ettiler.
Ah! Fanteziler işte böyledir, gerçekleşirken müstehcen öykülere dönüşürler.
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layını
Tabii bir de şaşkınlık. Yok olanlara değil, şaşıranlara şaşırıyoruz. Bu gazetede kim bilir kaç kez AKP’nin devlet anlayışının, kapitalist devletin liberal demokratik biçimine yabancı olduğunu anlattık. Hem de henüz, “işler yolunda giderken”, “yararlı salaklar” demokrasi, çoğulculuk rüyaları görürken “vesayet” dedikleri bir şeyin kalkmakta olmasına sevinirken...
Bu “yararlı salaklara” göre, AKP hükümet olmuştu, ama henüz iktidar olamamıştı. İşte o yüzden demokratik reformlar ilerleyemiyor, Avrupa Birliği’ne giremiyorduk. Ah! Askeri vesayet kalksa, bürokrasideki Kemalist saplantılar bir temizlense, Kürt sorunu da çözülecek, Türkiye Ortadoğu’da büyük güç olacaktı. Bunlar, AKP’yi iktidar yapacak anayasa önlerine gelince de “Yetmez ama evet” sloganlarıyla desteklediler, sağın en gerici entelektüelleriyle panel paylaşmaktan çekinmediler, sonra da gidip Başbakan’ı tebrik ettiler.
Ah! Fanteziler işte böyledir, gerçekleşirken müstehcen öykülere dönüşürler.
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layını
Wednesday, January 01, 2014
2013’ün En Önemli Gelişmesi
2013’te dünyanın çeşitli yerlerinde sarsıcı gelişmeler yaşandı. Bence “Gezi Olayı” bunların en önemlisiydi.
Eğer bir gelişme, “şeylerin andaki durumunda” (toplumsal yapının bileşenleri arasındaki ilişkilerde, görülebilir, konuşulabilir olanın sınırında) bir değişiklik yaratabiliyor, görünmeyenleri görünür, konuşulamayanı konuşulur kılabiliyorsa, uzun dönemde köklü değişiklikleri gündeme getirerek tarihsel açıdan anlam kazanmaya aday olabilir. Bu yüzden, Türkiye’de ve dünyada 2013’ün en önemli gelişmesinin “Gezi Olayı” (direnişi, isyanı…) olduğuna inanıyorum. 2013’te yaşananları, toplumsal hareketlerin liderliklerinin, bunları tartışan yazarların “Gezi Olayı”na gönderme yapmaları da bu inancımı güçlendiriyor.
(...)
Devamını okumak için "tıkalayınız
Eğer bir gelişme, “şeylerin andaki durumunda” (toplumsal yapının bileşenleri arasındaki ilişkilerde, görülebilir, konuşulabilir olanın sınırında) bir değişiklik yaratabiliyor, görünmeyenleri görünür, konuşulamayanı konuşulur kılabiliyorsa, uzun dönemde köklü değişiklikleri gündeme getirerek tarihsel açıdan anlam kazanmaya aday olabilir. Bu yüzden, Türkiye’de ve dünyada 2013’ün en önemli gelişmesinin “Gezi Olayı” (direnişi, isyanı…) olduğuna inanıyorum. 2013’te yaşananları, toplumsal hareketlerin liderliklerinin, bunları tartışan yazarların “Gezi Olayı”na gönderme yapmaları da bu inancımı güçlendiriyor.
(...)
Devamını okumak için "tıkalayınız
Wednesday, December 25, 2013
Hükümet - Gezi - Devlet
Bir süredir, Başbakan, yardımcısı, diğer bakanların tepkileri, demeçleri, giderek çoktehlikeli bir Verleugnung (Freud: gerçekliğin etkilerini yadsıma) durumuyla karşı karşıya olduğumuzu düşündürüyor. Sanırım 17 Aralık operasyonu, “devenin belini kıran son saman sapı” oldu. Şimdi, “Bu çatışma neden yaşanıyor”, “Nereye kadar gidecek” soruları herkesi meşgul ediyor, hemen her yönüyle tartışılıyor. Ben bu soruların yerine, bana daha ilginç gelen iki konu üzerinde durmak istiyorum.“Başbakan’a ve çevresine ne oluyor?” “Tüm bu yaşananlar ‘devlet’ konusu üzerinde çalışanlara ne gibi ipuçları sunuyor?”
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Wednesday, December 18, 2013
Suriye’de ‘Ehvenişer’ Seçeneğine Doğru
Suriye’de 2011’de bir ara, “birkaç aylık ömrü kaldı” açıklamalarından, bugünEsad’ın iktidarda kalmasını hazmetmeye hazırlanma noktasına gelmek hata ötesi bir şey… Bir de bu insanlara devlet yönetimi teslim edildiğini düşünün, tam bir felaket; adeta insanlık suçuna çanak tutmak...
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Wednesday, December 11, 2013
Mandela (1918-2013)
Nelson Mandela, 95 yaşında öldü. O
gün, CNN, BBC, CNBC, TV5, DW, hatta El Cezire televizyonlarında öbür
haberler adeta anlamlarından bir şeyler yitirdiler. Mandela’nın ölüm
haberi her yeri kapladı. Mandela’yı herkes “biliyor”, o yılmaz bir özgürlük savaşçısı. On yıllarca hapiste yattı, Güney Afrika halkını ırkçı rejimden kurtararak özgürleştirdi…
Peki neden bunları izlerken huzursuzlanıyorum? Dünyanın neredeyse tüm liderlerinin, kanaat önderlerinin tek bir konuda, aynı duyguları paylaşarak anlaşmış olması olanaklı mı? Bush’tan Cameron’a (Mandela’nın idamını istemiş zamanında), milyarder işadamlarına, Guantanamo’nun üzerinde oturan, insansız uçaklarla sivillerin ölüm fermanlarını imzalayan Obama’ya, en gerici gazetelerden sosyal demokrat yazarlara kadar neredeyse herkesi kapsayan bu “bütünsel” görüntü sakın bir şeyleri gizliyor olmasın?
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Peki neden bunları izlerken huzursuzlanıyorum? Dünyanın neredeyse tüm liderlerinin, kanaat önderlerinin tek bir konuda, aynı duyguları paylaşarak anlaşmış olması olanaklı mı? Bush’tan Cameron’a (Mandela’nın idamını istemiş zamanında), milyarder işadamlarına, Guantanamo’nun üzerinde oturan, insansız uçaklarla sivillerin ölüm fermanlarını imzalayan Obama’ya, en gerici gazetelerden sosyal demokrat yazarlara kadar neredeyse herkesi kapsayan bu “bütünsel” görüntü sakın bir şeyleri gizliyor olmasın?
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Wednesday, December 04, 2013
Kiminki Daha Büyük?
Son haftalarda hepimizi meşgul eden AKP - cemaat
tartışmasından söz etmiyorum. Bu yazı çok daha önemli, insanlığın
geleceğini etkileyen bir sorunla ilgili.
Son yıllarda bilim insanları yayımladıkları araştırmalarda, küresel ısınma sürecinde uygarlığın hızla geri dönülemez bir noktaya doğru ilerlediğini ortaya koyuyorlardı.
Geçen ay Nature dergisinde yayımlanan bir araştırmanın bulguları, bu noktaya, yaklaşık, 2047 civarında ulaşılacağını gösteriyordu. Dünya iklim sistemi 2047 yılı civarında yeni bir yapılanmaya geçecek.
(...)
Daha fazla fosil yakıt, daha fazla kâr, daha fazla sera gazı derken, “küresel ısınma mı dediniz”, eğer kapitalizmi konuşmak istemiyorsanız lütfen çenenizi hemen ve sıkıca kapatınız!
Yazının tamamını okumak "için" tıklayınız
Son yıllarda bilim insanları yayımladıkları araştırmalarda, küresel ısınma sürecinde uygarlığın hızla geri dönülemez bir noktaya doğru ilerlediğini ortaya koyuyorlardı.
Geçen ay Nature dergisinde yayımlanan bir araştırmanın bulguları, bu noktaya, yaklaşık, 2047 civarında ulaşılacağını gösteriyordu. Dünya iklim sistemi 2047 yılı civarında yeni bir yapılanmaya geçecek.
(...)
Daha fazla fosil yakıt, daha fazla kâr, daha fazla sera gazı derken, “küresel ısınma mı dediniz”, eğer kapitalizmi konuşmak istemiyorsanız lütfen çenenizi hemen ve sıkıca kapatınız!
Yazının tamamını okumak "için" tıklayınız
Monday, December 02, 2013
Garip İşler Bölgesi
Tüm klişe metaforları önceki yazılarımda bazen tekrarlamak pahasına tükettikten sonra elimde bu başlıktaki yalın ifade kaldı. Ortadoğu gerçekten savaşıyla, barışıyla çok garip bir yer.
Cenevre’de ne oldu?
(...)
Yazının devamını okumak i.in "tık"layınız
Cenevre’de ne oldu?
(...)
Yazının devamını okumak i.in "tık"layınız
Wednesday, November 27, 2013
Borsaların keyfi yerinde... Bir okuyucu notu
Ergin Bey merhaba,
Bugün (27.11.2013) Cumhuriyet’te çıkan yazınızı yine keyifle okudum. Genel olarak yazılarınızda düşündürücü, ufuk açıcı, bilgilendirici analizler olduğunu düşünüyorum ve takip etmeye çalışıyorum.
Bugünkü yazınızı okurken, dün akşam Bloomberg radyosunda dinlediğim program aklıma geldi. İki bayan konuşuyorlardı. Biri sorular soruyor diğeri de yanıtlıyordu. Yanıtlayan bayan analizler yapıyor, tavsiyelerde bulunuyordu. Borsadan, banka sektöründen konu açıldı. Analizci bayan “bankalarda bir hareket olması zor, onun için bir hikaye yazamıyoruz, altını dolduramıyoruz, hareketlilik için bir takım haberler olması gerekiyor” gibi ifadelerle durumu özetledi. Borsa’nın büyük oranda fiktif, dayanağı olmayan, reel sektörden oldukça uzak bir “medium” olduğunu az çok bilmeme rağmen bu itiraf beni şaşırttı. Acaba herkes bunun zaten farkında mıydı diye düşünmeden edemedim. J
Diğer yandan yazınızda mali genişleme konusunda belirttikleriniz, bir süredir kafamda yaptığım benzetmeyle örtüşüyor. QE’yi, uyuşturucu müptelasına verilen dozlara benzetiyorum. Hasta (piyasa) artık bu dozları almazsa hastalanıyor ama bir yerde de kesilmesi gerekiyor. Zaten dozlara da bağışıklık oluşturmuş, verilse de pek fayda etmiyor. Sonunda yazdığınız gibi, umarım bu sefer bu işlere neden olanlar bu işten zarar görürler ve uzun vadeli bazı önlemler alınır. Aksi takdirde bu açgözlülükle uygarlığın sonunun gelmesi çok uzak bir ihtimal değil.
Aslında bunları twitter üzerinden paylaşmak daha uygun olabilirdi ama twitter hesabım yok J.
İyi çalışmalar dilerim.
Devrim Türkmen
Borsaların Keyfi Yerinde. Ekonomiyi Hiç Sormayın
Geçen hafta ABD’de Dow Jones Sanayi Endeksi, ilk kez 16.000’i geçerek tarihi bir rekor kırdı. S&P 500 ve Nasdaq teknoloji endeksi de rekor düzeylere çıkmıştı. Dolayısıyla, hafta kapanırken “balon” tartışmaları çok haklı olarak yine gündeme geldi.
Borsaların bu biçimde hızla yükselmeye başlaması doğal olarak, yeni bir mali kriz olasılığını akla getiriyor. Çünkü ABD ekonomisinde, yeni iş yaratma, gelir artışı, emek piyasasına katılım, ulusal borçlanma gibi “reel ekonomi” alanlarında dikkate değer bir iyileşme yok. Ev piyasasında fiyatlar yine düşmeye başlamış.
Yavaş büyüme, kırılgan ekonomi sorunu yalnızca ABD’ye ait değil. Geçen hafta OECD 2013 yılı için ekonomik büyüme beklentisini yüzde 3.1’den 2.7’ye çekti. Avrupa Birliği’nde en dinamik ekonomilerde bile büyüme oranları yüzde 1 civarında dolaşıyor. Gelişmekte olan ülkeler denen kesimde de büyüme oranları düşüyor.
Yazının devamını okumak i.in "tık"layınız
Borsaların bu biçimde hızla yükselmeye başlaması doğal olarak, yeni bir mali kriz olasılığını akla getiriyor. Çünkü ABD ekonomisinde, yeni iş yaratma, gelir artışı, emek piyasasına katılım, ulusal borçlanma gibi “reel ekonomi” alanlarında dikkate değer bir iyileşme yok. Ev piyasasında fiyatlar yine düşmeye başlamış.
Yavaş büyüme, kırılgan ekonomi sorunu yalnızca ABD’ye ait değil. Geçen hafta OECD 2013 yılı için ekonomik büyüme beklentisini yüzde 3.1’den 2.7’ye çekti. Avrupa Birliği’nde en dinamik ekonomilerde bile büyüme oranları yüzde 1 civarında dolaşıyor. Gelişmekte olan ülkeler denen kesimde de büyüme oranları düşüyor.
Yazının devamını okumak i.in "tık"layınız
Wednesday, November 20, 2013
Ortadoğu’da Ortada…
Diyarbakır’daki “gösteriye” karşın, AKP Türkiyesi, “bölge lideri”, “dünya gücü”derken “onurlu yalnızlık” gibi açıklamalara sığınmaya çalışsa da şimdi Mısır ve Suriyeİran sorunları üzerinden rakip kamplara ayrışmaya başlayan Ortadoğu’da ortada kalmış görünüyor. Şimdi bir yön değişikliği yapmaya çalışıyor. Ancak ülke politikaları, yüklü tankerlere benzerler, yeterli ön hazırlık yapılmadan dönmeye başlarsanız devrilebilirler.
(...)
(...)
Barzani Ortadoğu’nun mezheplerle aşiretlerin sürekli salladığı,petrolle yağlanmış kaygan zemininde uzun süre bir noktada duramaz!
CIA’nın bildikleri...
(...)
Wednesday, November 13, 2013
Bir düzeltme
Kılıçdaroğlu'nun sözleri bana CHP'nin olası dış politka eğilimlerine ilişkin kaygılarım üzerinden bir şey anımsattı. Halbuki, okuycularımdan Erdem Deniz Enisel'in konuşmanın o paragrafıyla ilgili gönderdiği metin, Kılıçdaroğlu'nın dış politika dan değil CHP'den söz ettiğini gösteriyor:
“Tek amacımız var, tek ilkemiz var, tek hedefimiz var: Haramilerin saltanatına son vermek. Biz siyaseti halka adanmışlık olarak biliriz. Biz siyaseti cebimizi doldurmak için değil, halkın zenginleşmesi için yaparız. İktidar yurttaşlarını unutmuş, iktidarda kalmak için otoriter bir rejimin peşinde. Türkiye Değişim Hareketi’nin Ankara’ya gelişi, beraber oluşumuz gücümüzü pekiştirecektir. Halka bir umut verecektir. Ayrılığa, gayrılığa yer yok. Hangi siyasal görüşten olursa olsun, hangi inançtan olursa olsun, hangi kimlikten olursa olsun Cumhuriyet değerlerini savunan, kadın erkek eşitliğini, demokrasiyi, özgürlüğü savunan herkesi Cumhuriyet Halk Partisi’nin şemsiyesi altına bekliyorum. Küçük olsun benim olsun dönemi bitmiştir. Büyük olsun Türkiye’nin olsun diyoruz artık. CHP’li olmak demek özel yaşama saygı duymak; adam gibi adam olmak demektir. Korkmayın, çekinmeyin, artık daha güçlü CHP var. İstanbul yeniden ayağa kalkacak.”
“Tek amacımız var, tek ilkemiz var, tek hedefimiz var: Haramilerin saltanatına son vermek. Biz siyaseti halka adanmışlık olarak biliriz. Biz siyaseti cebimizi doldurmak için değil, halkın zenginleşmesi için yaparız. İktidar yurttaşlarını unutmuş, iktidarda kalmak için otoriter bir rejimin peşinde. Türkiye Değişim Hareketi’nin Ankara’ya gelişi, beraber oluşumuz gücümüzü pekiştirecektir. Halka bir umut verecektir. Ayrılığa, gayrılığa yer yok. Hangi siyasal görüşten olursa olsun, hangi inançtan olursa olsun, hangi kimlikten olursa olsun Cumhuriyet değerlerini savunan, kadın erkek eşitliğini, demokrasiyi, özgürlüğü savunan herkesi Cumhuriyet Halk Partisi’nin şemsiyesi altına bekliyorum. Küçük olsun benim olsun dönemi bitmiştir. Büyük olsun Türkiye’nin olsun diyoruz artık. CHP’li olmak demek özel yaşama saygı duymak; adam gibi adam olmak demektir. Korkmayın, çekinmeyin, artık daha güçlü CHP var. İstanbul yeniden ayağa kalkacak.”
‘Yapışkan Statüko’
Sarıgül’ün, CHP’ye dönmesine ilişkin haberleri okurken “yapışkan statüko”,“patika bağımlılığı” kavramlarını anımsadım (09.11.2011
www.globalpolitikultur.blogspot. co.uk/2011/11/tek-parti-egemenligiyapskan-statuko.html ). O yazımda “pasif devrim” kavramından yararlanıyor, uzun süreli tek parti egemenliği dönemlerinde siyasette oluşan “patika bağımlılığı” denenolguya yol açan “algısal kilitler”den söz ediyordum.
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
www.globalpolitikultur.blogspot. co.uk/2011/11/tek-parti-egemenligiyapskan-statuko.html ). O yazımda “pasif devrim” kavramından yararlanıyor, uzun süreli tek parti egemenliği dönemlerinde siyasette oluşan “patika bağımlılığı” denenolguya yol açan “algısal kilitler”den söz ediyordum.
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Wednesday, November 06, 2013
Şoke Oldum, Şoke!..
Edward Snowden’ın açıkladığı NSA belgelerine göre ABD’nin Ulusal Güvenlik Ajansı, 35 ülke liderini, çevresindekileri, birçok ülkede vatandaşların büyük bir kısmını, dev şirketlerin çalışanlarını, yöneticilerini, akıllı telefonları, internet iletişimleri üzerinden izliyor, Google, Yahoo gibi kuruluşların hesaplarına girerek bilgi topluyormuş. Avrupa ülkelerinin liderleri, başta Alman ŞansölyesiMerkel olmak üzere adeta şok geçirdiler.
Şimdi aklınıza “Casablanca” (1942) filmindeki ünlü sahne gelmiyor mu? Yiyici polis şefi Louis (Henried), Rick’in (Bogard) gazinosunu, “ikinci bir emre kadar”kapatırken kendisine şaşkınlıkla bakan Rick’e sitem ediyor: “Rick, şoke oldum şoke! Burada kumar oynanıyormuş.” Tam o sırada bir garson gelip Louis’ye bir avuç para veriyor: “Efendim bugünkü kazancınız”...
‘Biz casusuz, casusluk yaparız, yerse...’
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Şimdi aklınıza “Casablanca” (1942) filmindeki ünlü sahne gelmiyor mu? Yiyici polis şefi Louis (Henried), Rick’in (Bogard) gazinosunu, “ikinci bir emre kadar”kapatırken kendisine şaşkınlıkla bakan Rick’e sitem ediyor: “Rick, şoke oldum şoke! Burada kumar oynanıyormuş.” Tam o sırada bir garson gelip Louis’ye bir avuç para veriyor: “Efendim bugünkü kazancınız”...
‘Biz casusuz, casusluk yaparız, yerse...’
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Wednesday, October 30, 2013
Türkiye Üzerine Bir Rapor
ABD ve Avrupa medyasında özellikle
“Gezi olayı”ndan ve ABD-Rusya-Suriyeİran
diyaloğundan sonra AKP’ye yönelik
eleştiriler gittikçe yoğunlaşıyordu. Bu
eleştiriler önceki hafta yayımlanan “FromRhetoric to Reality-Reframing U.S.Turkey Policy” başlıklı 72 sayfalık raporla
resmi bir biçim aldı.
AKP yönetiminin dış ve iç politikalarına
yönelik sert eleştiriler içeren raporu,
Demokratik ve Cumhuriyetçi Parti’den
uzmanlar, eski Türkiye büyükelçileri
Morton Abramowitz ile Eric Edelman’ın
liderliğinde hazırlamışlar. Abramowitz’in
Erdoğan’ın yükselmesinde oynadığı kritik
rolü de anımsayarak ABD yönetiminin bu
rapora büyük önem vereceğini kolaylıkla
söyleyebiliriz.
(...)
Yazının devamını okumk için "tık"layınız
“Gezi olayı”ndan ve ABD-Rusya-Suriyeİran
diyaloğundan sonra AKP’ye yönelik
eleştiriler gittikçe yoğunlaşıyordu. Bu
eleştiriler önceki hafta yayımlanan “FromRhetoric to Reality-Reframing U.S.Turkey Policy” başlıklı 72 sayfalık raporla
resmi bir biçim aldı.
AKP yönetiminin dış ve iç politikalarına
yönelik sert eleştiriler içeren raporu,
Demokratik ve Cumhuriyetçi Parti’den
uzmanlar, eski Türkiye büyükelçileri
Morton Abramowitz ile Eric Edelman’ın
liderliğinde hazırlamışlar. Abramowitz’in
Erdoğan’ın yükselmesinde oynadığı kritik
rolü de anımsayarak ABD yönetiminin bu
rapora büyük önem vereceğini kolaylıkla
söyleyebiliriz.
(...)
Yazının devamını okumk için "tık"layınız
Wednesday, October 23, 2013
İmparatorluk ve Cumhuriyet
ABD’nin 11 Eylül 2001’den sonra gündemine aldığı “imparatorluk” projesiyle,
hem federal hükümeti kilitleyen, bir borç krizinin eşiğine getiren
tıkanma, hem de ABD’de cumhuriyetin demokratik içeriğinin boşaltılarak
hayalete çevrilmesi arasında yakın bir ilişki var.
İmparatorluk projesini, dünyadaki gücünü korumak, dünyada ya da bölgesinde güç olmak gibi amaçlarla birlikte düşününce konunun bizi de ilgilendirdiğini görebiliriz.
(...)
Yazının devamı için "tık"layınız
İmparatorluk projesini, dünyadaki gücünü korumak, dünyada ya da bölgesinde güç olmak gibi amaçlarla birlikte düşününce konunun bizi de ilgilendirdiğini görebiliriz.
(...)
Yazının devamı için "tık"layınız
Wednesday, October 16, 2013
'Uçurumun' Kenarından Notlar
IMF, Dünya Bankası başkanlarının uyarılarına bakılırsa ABD
parlamentosunda, federal bütçe, borçlanma sınırının artırılması
pazarlıklarında yaşanan tıkanma dünya ekonomisini bir uçurumun kenarına
getirmiş. “Piyasalar” ise hâlâ ABD’nin sonunda doğru şeyi yapacağına inançlı görünüyor. Ünlü yatırımcı Buffet, “Bunlar çılgınlığın eşiğine kadar gider, ama sınırı aşmaz”, Goldma Sachs’ın eski CEO’su Paulson da “Bunlar analarını rehin alırlar, ama asla vurmazlar” diyor. Ya vururlarsa?
Çılgın ama mantıksız değil
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Çılgın ama mantıksız değil
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Subscribe to:
Posts (Atom)
