Bu yıl yayımlanan bir Pentagon raporunda (Strategic Multilayer Assessment) Çin ve Rusya’nın uluslararası gelişmeleri etkileme, yönlendirme kapasitesi artarken, diğer ülkelerin de kendilerini, ABD’ye değil, bu trene göre ayarlama eğilimlerinin güçlendiğine dikkat çekiliyordu.
Osaka’da gerçekleşen G20 toplantısı, ABD’nin dünyadaki gelişmeleri etkileme, yönlendirme gücünün çok zayıfladığını, Batı blokunda oluşan çatlakların derinleşmeye devam ettiğini gösteriyordu.
(...)
Paramparça politika... Türkiye heyeti de farklı bir evrende yaşadığından olacak, G20’den toz pembe bir resimle döndüler, piyasalar da adeta rahatladılar. Ancak, bu rahatlama uzun sürmez.
AKP Türkiyesi’nde “Başkan = Devlet” olabilir ama ABD başka türlü bir “yaratık”.
(...)
Yazının tamamını okumak içn tıklayınız
Thursday, July 04, 2019
Thursday, June 18, 2015
Demokrasi ve yoksullar
Washington Post’ta “Neden demokrasiler zenginden alıp yoksula vermiyor” (Gimpelson
& Treisman, 11/06/2015) başlıklı bir denemeye rastladım. Deneme
ilginç veriler sunuyor, demokrasi kavramı üzerinde de düşündürüyor.
Demokrasi ve gelir dağılımı
Anımsarsanız, Platon demokrasiyi yoksulların (çoğunluğun) iktidarı olarak tanımlıyordu. Platon’a göre demokrasi, çok fazla ses, çok renkli düşünce, çoğunluğun, azınlık (zenginler) üzerindeki diktatörlüğü, kısacası anarşi demekti.
Platon’un bu tanımından yola çıkınca şöyle düşünmek olanaklı. Bugün “demokrasilerde”, yoksulların (çoğunluğun) yönetimi söz konusu olmadığına göre bu yönetimlere demokrasi denebilir mi? Eğer bunlara çoğunluğun yönetimi, demokrasi diyeceksek neden yoksullar ekonomik ve siyasi kararları belirleyerek yoksulluktan kurtulmaya çalışmıyorlar? Evet, Platon’dan bu kadar radikal sonuçlar çıkartmak olanaklı. Liberal düşüncede Platon’un adının kötüye çıkmış olması boşuna değil!
(...)
Yazının tümünü okumak için tıklayınız
Demokrasi ve gelir dağılımı
Anımsarsanız, Platon demokrasiyi yoksulların (çoğunluğun) iktidarı olarak tanımlıyordu. Platon’a göre demokrasi, çok fazla ses, çok renkli düşünce, çoğunluğun, azınlık (zenginler) üzerindeki diktatörlüğü, kısacası anarşi demekti.
Platon’un bu tanımından yola çıkınca şöyle düşünmek olanaklı. Bugün “demokrasilerde”, yoksulların (çoğunluğun) yönetimi söz konusu olmadığına göre bu yönetimlere demokrasi denebilir mi? Eğer bunlara çoğunluğun yönetimi, demokrasi diyeceksek neden yoksullar ekonomik ve siyasi kararları belirleyerek yoksulluktan kurtulmaya çalışmıyorlar? Evet, Platon’dan bu kadar radikal sonuçlar çıkartmak olanaklı. Liberal düşüncede Platon’un adının kötüye çıkmış olması boşuna değil!
(...)
Yazının tümünü okumak için tıklayınız
Tuesday, June 16, 2015
AKP-CHP koalisyonu olasılığı üzerine
İçerde, dışarda bir AKP-CHP koalisyonu yönünde baskı var. Geçmişteki hatalardan ders almayanlar da bir “istikrar” fantezisi adına bu baskıya destek veriyorlar.
AKP çok özel bir partidir
Eğer AKP sıradan bir düzen partisi olsaydı, AKP-CHP koalisyonu, CHP açısından riskli olmakla birlikte istikrar adına katlanılabilir bir seçenek olabilirdi.
Ancak AKP sıradan bir düzen partisi değildir.
Eğer AKP sıradan bir düzen partisi olsaydı, AKP-CHP koalisyonu, CHP açısından riskli olmakla birlikte istikrar adına katlanılabilir bir seçenek olabilirdi.
Ancak AKP sıradan bir düzen partisi değildir.
(...)
Thursday, June 11, 2015
Momentum kırıldı ama…
AKP’nin, siyasal İslamın momentumu kırıldı ama
hareketi durmadı. Seçim sonuçlarının ilk heyecanının, HDP’nin barajı
aşma sevincinin yatışmaya başladığını düşünerek madalyonun öbür yüzüne
bakmayı deneyebiliriz.
Seçmen ve Erdoğan’ın projesi
Seçmen, Erdoğan’ın denetimsiz başkanlık projesine hayır dedi. AKP’nin oyları yüzde 20 oranında geriledi ama Erdoğan hâlâ “Saray”da oturuyor. Yüzde 40 oyla AKP, hâlâ en büyük, yeni hükümeti, bir koalisyonla da olsa, kurma olasılığı en yüksek parti olmaya devam ediyor.
Diğer taraftan, Erdoğan, arzuladığı başkanlık sistemine anayasal bir dayanak istiyor ama aynı zamanda, pratikte her fırsatta güç biriktiriyor, yürütmeyi, yargıyı, güvenlik güçlerini, hatta ekonomi yönetimini kendi otoritesi altında birleştiriyor, Başbakanlık’ın ve Bakanlar Kurulu’nun içini boşaltıyordu.
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Seçmen ve Erdoğan’ın projesi
Seçmen, Erdoğan’ın denetimsiz başkanlık projesine hayır dedi. AKP’nin oyları yüzde 20 oranında geriledi ama Erdoğan hâlâ “Saray”da oturuyor. Yüzde 40 oyla AKP, hâlâ en büyük, yeni hükümeti, bir koalisyonla da olsa, kurma olasılığı en yüksek parti olmaya devam ediyor.
Diğer taraftan, Erdoğan, arzuladığı başkanlık sistemine anayasal bir dayanak istiyor ama aynı zamanda, pratikte her fırsatta güç biriktiriyor, yürütmeyi, yargıyı, güvenlik güçlerini, hatta ekonomi yönetimini kendi otoritesi altında birleştiriyor, Başbakanlık’ın ve Bakanlar Kurulu’nun içini boşaltıyordu.
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Tuesday, June 09, 2015
Momentum kırıldı
AKP’nin, siyasal İslamın momentumu kırıldı.
Momentumu HDP kırdı. Sosyalist hareket, bu seçimlerde HDP’yi
destekleyerek, benim anımsadığım kadarıyla, siyasi dengelerin
değişmesine ilk kez katkıda bulunabildi. HDP eş genel başkanlarının
seçim sonuçları üzerine yaptıkları konuşmalar HDP’nin yeni halkçı bir “tarihsel blokun” partisi olmaya aday olduğunu gösterdi.
Yeni ‘gerçeklik’
Pazartesi sabahı yeni bir gerçekliğe uyandık. Bu yeni gerçeklik, yeni olasılıkları önümüze koyduğu gibi tehlikeleri de beraberinde getiriyor.
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Yeni ‘gerçeklik’
Pazartesi sabahı yeni bir gerçekliğe uyandık. Bu yeni gerçeklik, yeni olasılıkları önümüze koyduğu gibi tehlikeleri de beraberinde getiriyor.
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Thursday, June 04, 2015
IŞİD’in jeopolitiği
ABD açısından, Ortadoğu’da en azından bir “yönetilebilir istikrarsızlık” durumu oluşana kadar, IŞİD varlığını sürdürebilecek gibi görünüyor.,
‘Vazgeçilmez’ ülke
ABD dış politikasında, 1990’ların son çeyreğinde, “Vazgeçilmez ülke” ve “imparatorluk” kavramları etrafından iki stratejik yönelim şekillendi. “Vazgeçilmez ülke” kavramı, “ABD belki artık küresel polislik yapamaz, stratejik sorunları tek başına çözemez ama hiçbir stratejik sorun da ABD katılmadan çözülemez” savına dayanıyordu. “İmparatorluk” kavramı da ABD’nin kültürel, ekonomik alanlardaki üstünlüğünün zayıfladığını kabul ediyor, askeri alanda hâlâ rakipsiz üstünlüğe sahip olmasından hareketle, “askeri üstünlüğümüze dayalı bir dış politika izlemeliyiz” savını ileri sürüyordu.
“11 Eylül” olayının ardından izlenen “imparatorluk” stratejisi beklenen sonuçları vermedi, aksine, ABD hegemonyasının gerilemesini, petrol fiyatları üzerinde yarattığı basınçla Rusya’nın güçlenmesini, bütçe açığıyla 2007 mali krizinin oluşmasına katkıda bulunarak Çin’in yükselişini hızlandırdı.
Obama’nın I. döneminde ABD, “yeniden rıza” alma, “liderlik yapma” politikalarına geri dönmeyi denedi. Ancak bu da başarılı olmadı. Obama’nın II. döneminde, Libya savaşının da gösterdiği gibi, sorunların çözümünde “vazgeçilmez ülke” olma eğilimi güçlendi.
Bu noktada, Ortadoğu’ya bakınca üç olgu dikkat çekiyor: (1) Mısır-Türkiye- İran arasındaki dengeler bölgedeki en önemli stratejik üçgeni oluşturuyor; (2) İsrail’in güvenliği ABD, Batı açısından büyük öneme sahip; (3) enerji kaynakları açısından bölgenin stratejik bir önemi var.
(...)
Yazının tamamını okumak için tıklayınız
‘Vazgeçilmez’ ülke
ABD dış politikasında, 1990’ların son çeyreğinde, “Vazgeçilmez ülke” ve “imparatorluk” kavramları etrafından iki stratejik yönelim şekillendi. “Vazgeçilmez ülke” kavramı, “ABD belki artık küresel polislik yapamaz, stratejik sorunları tek başına çözemez ama hiçbir stratejik sorun da ABD katılmadan çözülemez” savına dayanıyordu. “İmparatorluk” kavramı da ABD’nin kültürel, ekonomik alanlardaki üstünlüğünün zayıfladığını kabul ediyor, askeri alanda hâlâ rakipsiz üstünlüğe sahip olmasından hareketle, “askeri üstünlüğümüze dayalı bir dış politika izlemeliyiz” savını ileri sürüyordu.
“11 Eylül” olayının ardından izlenen “imparatorluk” stratejisi beklenen sonuçları vermedi, aksine, ABD hegemonyasının gerilemesini, petrol fiyatları üzerinde yarattığı basınçla Rusya’nın güçlenmesini, bütçe açığıyla 2007 mali krizinin oluşmasına katkıda bulunarak Çin’in yükselişini hızlandırdı.
Obama’nın I. döneminde ABD, “yeniden rıza” alma, “liderlik yapma” politikalarına geri dönmeyi denedi. Ancak bu da başarılı olmadı. Obama’nın II. döneminde, Libya savaşının da gösterdiği gibi, sorunların çözümünde “vazgeçilmez ülke” olma eğilimi güçlendi.
Bu noktada, Ortadoğu’ya bakınca üç olgu dikkat çekiyor: (1) Mısır-Türkiye- İran arasındaki dengeler bölgedeki en önemli stratejik üçgeni oluşturuyor; (2) İsrail’in güvenliği ABD, Batı açısından büyük öneme sahip; (3) enerji kaynakları açısından bölgenin stratejik bir önemi var.
(...)
Yazının tamamını okumak için tıklayınız
Tuesday, June 02, 2015
Esad’dan sonra ne?
Suriye’de, rejimle isyancı güçler arasında bir yıldır süregelen denge, bozulmaya başlamış gibi görünüyor. Şimdi, “Esad rejimi çökünce ne olacak? IŞİD, Suriye’ye hâkim olursa ne olacak” soruları gündeme geliyor.
Çökme noktasına doğru
Suriye rejimi batıda, doğuda, güneyde toprak kaybediyor. Batıdan El Nusra, doğudan IŞİD Hama ve Humus kentlerini tehdit ediyor. Şam sürekli bombardıman altında. İsyancıların kullanmaya başladığı ABD yapımı antitank TOW füzeleri, rejimin tanklarını durdurmaya başladı. İsyancıların, özellikle IŞİD’in petrol, fosfat gibi doğal kaynak alanları üzerindeki kontrolü genişledikçe, Suriye rejiminin gelirleri de hızla daralıyor (The Daily Star 30/05).
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Çökme noktasına doğru
Suriye rejimi batıda, doğuda, güneyde toprak kaybediyor. Batıdan El Nusra, doğudan IŞİD Hama ve Humus kentlerini tehdit ediyor. Şam sürekli bombardıman altında. İsyancıların kullanmaya başladığı ABD yapımı antitank TOW füzeleri, rejimin tanklarını durdurmaya başladı. İsyancıların, özellikle IŞİD’in petrol, fosfat gibi doğal kaynak alanları üzerindeki kontrolü genişledikçe, Suriye rejiminin gelirleri de hızla daralıyor (The Daily Star 30/05).
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Monday, June 01, 2015
‘Gezi’den grevlere...
Renault işçilerinin eylemiyle başlayan grev dalgasıyla, “sanayi işçisi, uzun bir aradan sonra ilk kez kendi varlığını toplumun algı alanına soktu”.
Sanayi işçisinin böylece, kritik bir konjonktürde yeniden görünür, sesi duyulur olması, hemen bir başka kitlesel hareketlenme deneyimini, “Gezi Olayı”nı çağrıştırdı.
Evet, bunlar çok farklı ekonomik, kültürel biçimler sergileyen kitlesel hareketlilikler ama, her şeye karşın, en temel varlık düzeyinde paylaştıkları ortak bir özellikleri de var: Her iki kitlesel hareket de işçi sınıfına ama, kapitalizmin farklı dönemlerindedoğmuş kesimlerine ait hareketler.
Gezi’yle grevler arasında böyle bir bağ olduğu için birinin kitlesel eylemi bize hemen diğerinin kitlesel eylemini anımsattı. Ancak bu kopuk bir bağdır. Kopukluk da bir boşluktan kaynaklanıyor.
Devamını okumak için tıklayınız
Sanayi işçisinin böylece, kritik bir konjonktürde yeniden görünür, sesi duyulur olması, hemen bir başka kitlesel hareketlenme deneyimini, “Gezi Olayı”nı çağrıştırdı.
Evet, bunlar çok farklı ekonomik, kültürel biçimler sergileyen kitlesel hareketlilikler ama, her şeye karşın, en temel varlık düzeyinde paylaştıkları ortak bir özellikleri de var: Her iki kitlesel hareket de işçi sınıfına ama, kapitalizmin farklı dönemlerindedoğmuş kesimlerine ait hareketler.
Gezi’yle grevler arasında böyle bir bağ olduğu için birinin kitlesel eylemi bize hemen diğerinin kitlesel eylemini anımsattı. Ancak bu kopuk bir bağdır. Kopukluk da bir boşluktan kaynaklanıyor.
Devamını okumak için tıklayınız
Thursday, May 28, 2015
Quo Vadis Europe
Son haftalarda farklı yönlerden esen sert rüzgârlar, Avrupa Birliği “gemisinin” gelecekte izleyeceği rotaya ilişkin “Quo Vadis” sorusunu gündeme getiriyor.
AB’nin ekonomik temelinin dayandığı neo-liberal “kemer sıkma” politikalarına muhalefet güçleniyor. Avrupa Birliği projesine kuşkuyla yaklaşanlar Lizbon anlaşmasını tartışmaya açmak istiyorlar. Ekonomik, finansal, siyasi entegrasyonu, Lizbon anlaşması altında ilerletmek isteyenler de kararlı görünüyor.
‘Neo-liberal gerçekçiliğe’ karşı...
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
AB’nin ekonomik temelinin dayandığı neo-liberal “kemer sıkma” politikalarına muhalefet güçleniyor. Avrupa Birliği projesine kuşkuyla yaklaşanlar Lizbon anlaşmasını tartışmaya açmak istiyorlar. Ekonomik, finansal, siyasi entegrasyonu, Lizbon anlaşması altında ilerletmek isteyenler de kararlı görünüyor.
‘Neo-liberal gerçekçiliğe’ karşı...
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Tuesday, May 26, 2015
IŞİD’in ‘inanılmaz’ işleri
Paranoyam, komplo teorilerine yatkınlığım, geçen
hafta IŞİD Irak’ta Ramadi’yi, Suriye’de Palmira’yı ele geçirince yine
depreşti. Tam bu sırada “Obama’nın Irak politikası iflas etti” temalı yorumları okumaya başlayınca, iyice kuşkulandım. Hatırlarsanız, daha önce bir pazartesi yazımda (10/11/2014), Prof. Michael Glennon’un “Çifte yönetim”
başlıklı bir çalışmasını aktarmıştım: ABD’de ulusal güvenlik, savunma
konularıyla ilgili kararlar, istihbarat ve savunma kurumlarının en üst
kademelerinde hazırlanıyor, devlet başkanlarına, onaylanmak üzere
sunuluyor. Bu nedenle, kararların devlet başkanlarını aşan stratejik eğilimlere ilişkin bir boyutu oluyor.
IŞİD ne biçim bir şey?
IŞİD, ABD liderliğindeki bir koalisyonun mutlak hava üstünlüğü altında, çok yakından gözlenen, insani (HUMINT), elektronik (SIGINT) istihbaratın yaygın, derin biçimde toplandığı bir bölgede kolaylıkla sınırları geçerek hareket ediyor. IŞİD aynı anda birçok cephede savaşabiliyor; aralarında 900 km uzaklık olan iki stratejik hedefi aynı hafta içinde ele geçirebiliyor.
(...)
Yazının tamamını okumak için tıklayınız
IŞİD ne biçim bir şey?
IŞİD, ABD liderliğindeki bir koalisyonun mutlak hava üstünlüğü altında, çok yakından gözlenen, insani (HUMINT), elektronik (SIGINT) istihbaratın yaygın, derin biçimde toplandığı bir bölgede kolaylıkla sınırları geçerek hareket ediyor. IŞİD aynı anda birçok cephede savaşabiliyor; aralarında 900 km uzaklık olan iki stratejik hedefi aynı hafta içinde ele geçirebiliyor.
(...)
Yazının tamamını okumak için tıklayınız
Thursday, May 21, 2015
O korku beni korkutuyor
İktidar partisinin liderliği çok korkmaya başladı. Ben de onların korkularının olası sonuçlarından korkuyorum.
Seçimlere giderken AKP iktidarda olmanın tüm olanaklarını, yasal sınırları zorlayarak kullanabiliyor. Halen ortalıkta dolaşan kamuoyu yoklamaları, seçimlerden sonra şöyle ya da böyle yeni hükümeti AKP’nin kuracağını söylüyor. Ne var ki, seçim meydanlarında AKP liderliği, bu kamuoyu yoklamalarının sonuçlarından haberi olmayan bir yabancıya “bunlar ne kadar da korkuyorlar; galiba gidiciler” dedirtecek konuşmalar yapıyorlar.
Adeta yeni bir rejim
Mısır’da askeri rejimden bozma yönetim eskiye dönerken hızını alamayıp, seçilmiş Başkan, Müslüman Kardeşler’in lideri Mursi’yi idama mahkûm etti. Başbakan Davutoğlu da bu karara karşı çıkarken hızını alamayıp Türkiye’de devlet başkanlarının ve başbakanların bundan böyle “mahkeme önüne çıkarılamayacaklarını” açıkladı. Böylece bu ülkede, seçilenlerin, yasalardan muaf ve dokunulmaz oldukları bir rejime geçilmiş olduğunu öğrenmiş olduk. Bu sırada, Cumhurbaşkanı da “bilinçdışından” yüzeye çıkan bir şeylerin etkisiyle, Mursi ile kendini özdeşleştiriyor, bir gün kendisinin de idama mahkûm edilebileceğinden (neyle suçlanacağını düşünüyor acaba?) söz ediyor.
Ya bu iki siyasetçi bizim bilmediğimiz bir şeyleri biliyorlar ya da bir başka nedenden büyük bir korku içindeler.
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Seçimlere giderken AKP iktidarda olmanın tüm olanaklarını, yasal sınırları zorlayarak kullanabiliyor. Halen ortalıkta dolaşan kamuoyu yoklamaları, seçimlerden sonra şöyle ya da böyle yeni hükümeti AKP’nin kuracağını söylüyor. Ne var ki, seçim meydanlarında AKP liderliği, bu kamuoyu yoklamalarının sonuçlarından haberi olmayan bir yabancıya “bunlar ne kadar da korkuyorlar; galiba gidiciler” dedirtecek konuşmalar yapıyorlar.
Adeta yeni bir rejim
Mısır’da askeri rejimden bozma yönetim eskiye dönerken hızını alamayıp, seçilmiş Başkan, Müslüman Kardeşler’in lideri Mursi’yi idama mahkûm etti. Başbakan Davutoğlu da bu karara karşı çıkarken hızını alamayıp Türkiye’de devlet başkanlarının ve başbakanların bundan böyle “mahkeme önüne çıkarılamayacaklarını” açıkladı. Böylece bu ülkede, seçilenlerin, yasalardan muaf ve dokunulmaz oldukları bir rejime geçilmiş olduğunu öğrenmiş olduk. Bu sırada, Cumhurbaşkanı da “bilinçdışından” yüzeye çıkan bir şeylerin etkisiyle, Mursi ile kendini özdeşleştiriyor, bir gün kendisinin de idama mahkûm edilebileceğinden (neyle suçlanacağını düşünüyor acaba?) söz ediyor.
Ya bu iki siyasetçi bizim bilmediğimiz bir şeyleri biliyorlar ya da bir başka nedenden büyük bir korku içindeler.
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Thursday, May 14, 2015
Amerikan tarzı: Irkçılık, isyan, paranoya
Abartılı bir başlık oldu ama son yıllarda polis
şiddetine, siyahi gençlerin umarsızca öldürülmesine karşı patlak veren
isyanlar, beyaz muhafazakâr Amerikalıların gittikçe artan paranoyası,
aklıma Huntington’un “Biz Kimiz: Amerika’nın Büyük Tartışması” (2005) kitabını, bu tür başlıkları getiriyor.
Obama 2008 yılında başkan seçildiğinde, Amerika’da köklü bir değişikliğin gerçekleştiği, hatta “ırkçılık sonrası” topluma geçildiği ileri sürüldü. Bu köşede Obama’nın kişisel tarihine, eğitimine ve toplumsal konumuna bakarak onun ortalama beyazdan daha beyaz olduğunu savunduk; hiçbir şey değişmeyecekti... Üç etken bizi doğruladı; Amerikan toplumu içindeki yapısal ırkçılık; muhafazakâr beyazların duble (hem demokrat hem siyahi ve Hüseyin) Obama nefreti; ekonomik krizin işsizliği yoksulluğu, evsizliği arttıran etkileri.
Siyahi, işsiz ve tutuklu
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Obama 2008 yılında başkan seçildiğinde, Amerika’da köklü bir değişikliğin gerçekleştiği, hatta “ırkçılık sonrası” topluma geçildiği ileri sürüldü. Bu köşede Obama’nın kişisel tarihine, eğitimine ve toplumsal konumuna bakarak onun ortalama beyazdan daha beyaz olduğunu savunduk; hiçbir şey değişmeyecekti... Üç etken bizi doğruladı; Amerikan toplumu içindeki yapısal ırkçılık; muhafazakâr beyazların duble (hem demokrat hem siyahi ve Hüseyin) Obama nefreti; ekonomik krizin işsizliği yoksulluğu, evsizliği arttıran etkileri.
Siyahi, işsiz ve tutuklu
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Tuesday, May 12, 2015
Seçimlerde seçenek sorunu
İngiltere seçimleri öncesinde televizyon
haberlerinde, seçim programlarında sıkça karşılaştığım bir sahne beni
çok düşündürdü. Bu, İngiliz İşçi Partisi’nin seçimleri kaybetmesini de
açıklayan sahne, aklıma yine, “yapışkan statüko”, “algısal kilitler” kavramlarını getirdi. Türkiye’de genel seçimlere giderken de “benzer bir durum söz konusu olabilir” diye düşündüm.
(...)
‘Algısal kilitler’, ‘Patika bağımlılığı’
Tek bir partinin, yürütme üzerinde, uzun süre egemen olduğu ülkelerde, siyasi kararların alınma süreçlerinde, bu partinin iktidar yaşamının çok ötesine uzanan, kalıcı davranış biçimleri, “patika bağımlılığı” yaratan “algısal kilitler” oluşuyor.
(...)
Yazının tamamını okumak için "tık"layınız
(...)
‘Algısal kilitler’, ‘Patika bağımlılığı’
Tek bir partinin, yürütme üzerinde, uzun süre egemen olduğu ülkelerde, siyasi kararların alınma süreçlerinde, bu partinin iktidar yaşamının çok ötesine uzanan, kalıcı davranış biçimleri, “patika bağımlılığı” yaratan “algısal kilitler” oluşuyor.
(...)
Yazının tamamını okumak için "tık"layınız
Thursday, May 07, 2015
‘Yeni büyüme stratejisi’ (II)
Yeni bir “büyüme stratejisi”nin gerekli
olduğu kesin ama oluşturmaya, uygulamaya yönelik çabalar başarılı
olamıyor. Bu başarısızlığın nedenleri için, strateji oluşturma süreci
üzerinde düşünmeyi deneyebiliriz.
Bu bağlamda, diyelim ki, yetkin bir epistemik topluluk oluşturduk, ekonomik krizi analiz ettik, gerekli önlemleri, uygun devlet politikalarını, yeni stratejiyi ürettik.
Bu yeni strateji, acaba, devlete girdi olmadan önce, güç ilişkilerinin, sınıf çıkarların filtresinde geçebilecek mi, uluslararası ekonomik jeopolitik dengeler içinde kendine bir yer bulabilecek mi?
Sonra, devlet bu girdiyi hazmedebilecek, stratejiyi devlet politikalarına dönüştürebilecek bir “metabolizmaya” sahip mi?
(...)
Yazının devamı için tıklayınız
Bu bağlamda, diyelim ki, yetkin bir epistemik topluluk oluşturduk, ekonomik krizi analiz ettik, gerekli önlemleri, uygun devlet politikalarını, yeni stratejiyi ürettik.
Bu yeni strateji, acaba, devlete girdi olmadan önce, güç ilişkilerinin, sınıf çıkarların filtresinde geçebilecek mi, uluslararası ekonomik jeopolitik dengeler içinde kendine bir yer bulabilecek mi?
Sonra, devlet bu girdiyi hazmedebilecek, stratejiyi devlet politikalarına dönüştürebilecek bir “metabolizmaya” sahip mi?
(...)
Yazının devamı için tıklayınız
Thursday, April 30, 2015
Bu Yılın Yükselen Konusu
Ocak ayında Pariste Charlie Hebdo, 14 Şubatta
Kopenhag saldırılarından sonra hava değişmeye başladı. New York Timesta,
liberal eğilimli Roger Cohen, 16 Şubat yorumuna İslam ve Batı ile
Savaşıyor başlığını attı. Bunları Suriyede Hıristiyanlara yönelik
saldırılar, Mısırda 20 Hıristiyanın, Libyada 28 Etiyopyalı Hıristiyanın
öldürülmesi, nihayet 20 Nisanda İtalyada ortaya çıkarılan Vatikana
yönelik intihar saldırısı hazırlığı haberleri izledi.
IŞİD, El Kaide, El Nusra, Boko Haram gibi örgütler ve Batıda muhafazakâr, Yeni muhafazakâr, Evanjelik Hıristiyan kesimler bu görüntünün anlamı üzerinde, anlaşmış görünüyorlar: İslam Hıristiyanlığa savaş açtı. Karşımızda bir uygarlıklar çatışması var! Bu yılın yükselen bir konusu da sanırım bu.
yazının devamını okumak için tıklayınız
IŞİD, El Kaide, El Nusra, Boko Haram gibi örgütler ve Batıda muhafazakâr, Yeni muhafazakâr, Evanjelik Hıristiyan kesimler bu görüntünün anlamı üzerinde, anlaşmış görünüyorlar: İslam Hıristiyanlığa savaş açtı. Karşımızda bir uygarlıklar çatışması var! Bu yılın yükselen bir konusu da sanırım bu.
yazının devamını okumak için tıklayınız
Thursday, April 23, 2015
‘Tarihçilere Bırakalım’
“Arşivleri açalım”, “1915 yılında olan ‘şey’in adını koymayı tarihçilere bırakalım”. Bunlar, “şey”in adını “Ermeni soykırımı” olarak koymak istemeyenlerin öne sürdüğü itirazlar. Bunlar bazen bilinçli bir siyasi direnişten, bazen de o “şey”in temel özelliğini kavrayamamış olmaktan kaynaklanıyor.
Bir ‘şey’
1915 yılında bir “şey” oldu! Bu kesin. “Çok sayıda” insanın yaşamına mal olan kötü bir şeydi bu da... Bu “şey”in, bir “özne” tarafından ne kadar örgütlü, planlı olarak yapıldığı tartışılabilir. İttihat ve Terakki “bir örgütten ziyade bir liderlikler, örgütler toplamıydı”, “büyük çaplı harekâtlar düzenleme yeteneğinden de yoksundu” iddialarını, Alman devletinin bu “şey” olurken Osmanlı askeri yapılarının içinde büyük, hatta kimi zaman belirleyici bir yeri olduğuna ilişkin saptamaları da göz önüne almak gerekir.
Bunlarla, daha çok sayıda benzer sorularla, belirsizliklerle o “şey”in adının konulması arasındaki ilişki çok zayıftır. Bu belirsizliklerin, soruların aşılması için arşivlere başvursak, cevapları bulmayı tarihçilere bıraksak sonunda karşımıza bir sürü yeni olgu, soru ve belirsizlik gelecektir. Ancak bir “adım” atarak “adını” koyacak kararı alma sorunu yine ortada kalacaktır. O adımı atarak o kararı o zaman alacak olanlar, bugün çoktan almış olanlardan daha avantajlı ve kolay bir “işle” karşı karşıya olmayacaklardır.
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Bir ‘şey’
1915 yılında bir “şey” oldu! Bu kesin. “Çok sayıda” insanın yaşamına mal olan kötü bir şeydi bu da... Bu “şey”in, bir “özne” tarafından ne kadar örgütlü, planlı olarak yapıldığı tartışılabilir. İttihat ve Terakki “bir örgütten ziyade bir liderlikler, örgütler toplamıydı”, “büyük çaplı harekâtlar düzenleme yeteneğinden de yoksundu” iddialarını, Alman devletinin bu “şey” olurken Osmanlı askeri yapılarının içinde büyük, hatta kimi zaman belirleyici bir yeri olduğuna ilişkin saptamaları da göz önüne almak gerekir.
Bunlarla, daha çok sayıda benzer sorularla, belirsizliklerle o “şey”in adının konulması arasındaki ilişki çok zayıftır. Bu belirsizliklerin, soruların aşılması için arşivlere başvursak, cevapları bulmayı tarihçilere bıraksak sonunda karşımıza bir sürü yeni olgu, soru ve belirsizlik gelecektir. Ancak bir “adım” atarak “adını” koyacak kararı alma sorunu yine ortada kalacaktır. O adımı atarak o kararı o zaman alacak olanlar, bugün çoktan almış olanlardan daha avantajlı ve kolay bir “işle” karşı karşıya olmayacaklardır.
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Thursday, April 16, 2015
Bir ‘Karadelik’ Olarak Yemen
Suudi Arabistan’ın, Sünni Arap devletlerinin Yemen’de başlattıkları çatışmalar, ABD dış politikasının, “Büyük Hedron Çarpıştırıcısı”na (LHD) benzemeye başlayan “uzaktan dengeleme laboratuvarında”, tüm bölgeyi yutacak bir “karadeliğe” dönüştürebilir.
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Thursday, April 09, 2015
İki Küme, Bir Yanılsama...
Önce bir not: Bu yazımın içine orijinalinde olmayan ve yazının anlamını çarpıtan okuyucuyu yanlış yönde koşullandıran ve beni "kemalist", "devletçi" suçlamalarına açan bir alt başlık eklenmişti. Eklenen alt başlık şöyleydi "devlet geleneğine düşman". Halbuki yazıyı okuyunca göreceksiniz ki, yazıda devlet geleneğine, hele Türkiye'deki devlet geleneğine değil genel olarak "Kapitalist devlet" geleneğine gönderme yapıyorum. Portaldaki yazıyı düzelttim ama gazetedeki ne yazık ki kaldı...
Türkiye genel seçimlere giderken çok kritik bir “kavşakta”. Siyasal İslamın liderliği, entelijensiyası bu “kavşağın” anlamını çok iyi kavrıyor, buna uygun davranıyor. Aynı şeyi sosyalist ve sol liberal entelijensiya için söylemek zor.
Bu kavşakta, Türkiye toplumu kültürel, siyasi arzular ve beklentiler açısından, iki büyük (“evrensel”) kümeye bölünmüş durumdadır; Seküler Cumhuriyetçiler ve Siyasal İslamcı Restorasyoncular. Ne yazık ki bugünün gerçekliğinde bu iki kümenin dışında, bu ikisinden farklı bir üçüncü küme yoktur. Tarafsız bir üçüncü küme varmış gibi davranmak yalnızca büyük bir yanılsama değil, aynı zamanda da Siyasal İslamcı Restorasyoncu kümenin hegemonyasına hizmet eden bir “trasformismo” (o tarafa taşımak, olmazsa etkisizleştirmek) işlevini bilerek ya da bilmeyerek üstlenmek olacaktır.
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
***
Türkiye genel seçimlere giderken çok kritik bir “kavşakta”. Siyasal İslamın liderliği, entelijensiyası bu “kavşağın” anlamını çok iyi kavrıyor, buna uygun davranıyor. Aynı şeyi sosyalist ve sol liberal entelijensiya için söylemek zor.
Bu kavşakta, Türkiye toplumu kültürel, siyasi arzular ve beklentiler açısından, iki büyük (“evrensel”) kümeye bölünmüş durumdadır; Seküler Cumhuriyetçiler ve Siyasal İslamcı Restorasyoncular. Ne yazık ki bugünün gerçekliğinde bu iki kümenin dışında, bu ikisinden farklı bir üçüncü küme yoktur. Tarafsız bir üçüncü küme varmış gibi davranmak yalnızca büyük bir yanılsama değil, aynı zamanda da Siyasal İslamcı Restorasyoncu kümenin hegemonyasına hizmet eden bir “trasformismo” (o tarafa taşımak, olmazsa etkisizleştirmek) işlevini bilerek ya da bilmeyerek üstlenmek olacaktır.
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Tuesday, April 07, 2015
Stratejik Derinlik: Fanteziler, Gerçekler
Ortadoğu’da entropi artar, taşlar yerinden oynar,
aynı anda düzen getirme çabaları da yoğunlaşırken, stratejik derinliğe
sahip olanlarla olmayanlar belirginleşiyor.
Yemen’de başlayan savaş, süreci hızlandıran bir katalizör oldu. Şimdi İran, Mısır ve Suudi Arabistan’ın farklı nedenlerle de olsa gerçekten “stratejik derinliğe” sahip oldukları anlaşılıyor. AKP Türkiyesi’nin, radikal biçimde yanlış varsayımlar üzerine kurulan dış politikasının “stratejik sığlığı” ise artık gizlenemiyor.
Yazının devamını okumak şçşn "tık"layınız
Yemen’de başlayan savaş, süreci hızlandıran bir katalizör oldu. Şimdi İran, Mısır ve Suudi Arabistan’ın farklı nedenlerle de olsa gerçekten “stratejik derinliğe” sahip oldukları anlaşılıyor. AKP Türkiyesi’nin, radikal biçimde yanlış varsayımlar üzerine kurulan dış politikasının “stratejik sığlığı” ise artık gizlenemiyor.
Yazının devamını okumak şçşn "tık"layınız
Monday, April 06, 2015
Dünyanın Öbür Köşesi
Satın Alma Gücü Paritesi ile ölçüldüğünde Çin dünyanın en büyük ekonomisi, ABD’den sonra da “ikinci köşesi”. Financial Times, Wall Street, Forbes, South China Morning Post gibi yayınlarda aktarıldığına göre, geçen hafta toplanan Çin Kalkınma Forumu’nda
(China Development Forum) yapılan tartışmalarda ortaya çıkan tema
kısaca şöyle özetlenebilir: Çin daha düşük oranlı bir büyüme dönemine
geçiyor. Çin yönetimi, geçişi “Yeni Normal” olarak tanımlıyor. Diğer bir deyişle, Çin ekonomisi, bir sert iniş riski yaratmadan olgunlaşıyor.
(...)
"Hiçbir kapitalist ekonomi, kendi krizini üretmekten kaçınamaz."
Yazının tamamını okumak için "tık"layınız
(...)
"Hiçbir kapitalist ekonomi, kendi krizini üretmekten kaçınamaz."
Yazının tamamını okumak için "tık"layınız
Subscribe to:
Posts (Atom)
