Renault işçilerinin eylemiyle başlayan grev dalgasıyla, “sanayi işçisi, uzun bir aradan sonra ilk kez kendi varlığını toplumun algı alanına soktu”.
Sanayi işçisinin böylece, kritik bir konjonktürde yeniden görünür, sesi duyulur olması, hemen bir başka kitlesel hareketlenme deneyimini, “Gezi Olayı”nı çağrıştırdı.
Evet, bunlar çok farklı ekonomik, kültürel biçimler sergileyen kitlesel hareketlilikler ama, her şeye karşın, en temel varlık düzeyinde paylaştıkları ortak bir özellikleri de var: Her iki kitlesel hareket de işçi sınıfına ama, kapitalizmin farklı dönemlerindedoğmuş kesimlerine ait hareketler.
Gezi’yle grevler arasında böyle bir bağ olduğu için birinin kitlesel eylemi bize hemen diğerinin kitlesel eylemini anımsattı. Ancak bu kopuk bir bağdır. Kopukluk da bir boşluktan kaynaklanıyor.
Devamını okumak için tıklayınız
Monday, June 01, 2015
Thursday, May 28, 2015
Quo Vadis Europe
Son haftalarda farklı yönlerden esen sert rüzgârlar, Avrupa Birliği “gemisinin” gelecekte izleyeceği rotaya ilişkin “Quo Vadis” sorusunu gündeme getiriyor.
AB’nin ekonomik temelinin dayandığı neo-liberal “kemer sıkma” politikalarına muhalefet güçleniyor. Avrupa Birliği projesine kuşkuyla yaklaşanlar Lizbon anlaşmasını tartışmaya açmak istiyorlar. Ekonomik, finansal, siyasi entegrasyonu, Lizbon anlaşması altında ilerletmek isteyenler de kararlı görünüyor.
‘Neo-liberal gerçekçiliğe’ karşı...
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
AB’nin ekonomik temelinin dayandığı neo-liberal “kemer sıkma” politikalarına muhalefet güçleniyor. Avrupa Birliği projesine kuşkuyla yaklaşanlar Lizbon anlaşmasını tartışmaya açmak istiyorlar. Ekonomik, finansal, siyasi entegrasyonu, Lizbon anlaşması altında ilerletmek isteyenler de kararlı görünüyor.
‘Neo-liberal gerçekçiliğe’ karşı...
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Tuesday, May 26, 2015
IŞİD’in ‘inanılmaz’ işleri
Paranoyam, komplo teorilerine yatkınlığım, geçen
hafta IŞİD Irak’ta Ramadi’yi, Suriye’de Palmira’yı ele geçirince yine
depreşti. Tam bu sırada “Obama’nın Irak politikası iflas etti” temalı yorumları okumaya başlayınca, iyice kuşkulandım. Hatırlarsanız, daha önce bir pazartesi yazımda (10/11/2014), Prof. Michael Glennon’un “Çifte yönetim”
başlıklı bir çalışmasını aktarmıştım: ABD’de ulusal güvenlik, savunma
konularıyla ilgili kararlar, istihbarat ve savunma kurumlarının en üst
kademelerinde hazırlanıyor, devlet başkanlarına, onaylanmak üzere
sunuluyor. Bu nedenle, kararların devlet başkanlarını aşan stratejik eğilimlere ilişkin bir boyutu oluyor.
IŞİD ne biçim bir şey?
IŞİD, ABD liderliğindeki bir koalisyonun mutlak hava üstünlüğü altında, çok yakından gözlenen, insani (HUMINT), elektronik (SIGINT) istihbaratın yaygın, derin biçimde toplandığı bir bölgede kolaylıkla sınırları geçerek hareket ediyor. IŞİD aynı anda birçok cephede savaşabiliyor; aralarında 900 km uzaklık olan iki stratejik hedefi aynı hafta içinde ele geçirebiliyor.
(...)
Yazının tamamını okumak için tıklayınız
IŞİD ne biçim bir şey?
IŞİD, ABD liderliğindeki bir koalisyonun mutlak hava üstünlüğü altında, çok yakından gözlenen, insani (HUMINT), elektronik (SIGINT) istihbaratın yaygın, derin biçimde toplandığı bir bölgede kolaylıkla sınırları geçerek hareket ediyor. IŞİD aynı anda birçok cephede savaşabiliyor; aralarında 900 km uzaklık olan iki stratejik hedefi aynı hafta içinde ele geçirebiliyor.
(...)
Yazının tamamını okumak için tıklayınız
Thursday, May 21, 2015
O korku beni korkutuyor
İktidar partisinin liderliği çok korkmaya başladı. Ben de onların korkularının olası sonuçlarından korkuyorum.
Seçimlere giderken AKP iktidarda olmanın tüm olanaklarını, yasal sınırları zorlayarak kullanabiliyor. Halen ortalıkta dolaşan kamuoyu yoklamaları, seçimlerden sonra şöyle ya da böyle yeni hükümeti AKP’nin kuracağını söylüyor. Ne var ki, seçim meydanlarında AKP liderliği, bu kamuoyu yoklamalarının sonuçlarından haberi olmayan bir yabancıya “bunlar ne kadar da korkuyorlar; galiba gidiciler” dedirtecek konuşmalar yapıyorlar.
Adeta yeni bir rejim
Mısır’da askeri rejimden bozma yönetim eskiye dönerken hızını alamayıp, seçilmiş Başkan, Müslüman Kardeşler’in lideri Mursi’yi idama mahkûm etti. Başbakan Davutoğlu da bu karara karşı çıkarken hızını alamayıp Türkiye’de devlet başkanlarının ve başbakanların bundan böyle “mahkeme önüne çıkarılamayacaklarını” açıkladı. Böylece bu ülkede, seçilenlerin, yasalardan muaf ve dokunulmaz oldukları bir rejime geçilmiş olduğunu öğrenmiş olduk. Bu sırada, Cumhurbaşkanı da “bilinçdışından” yüzeye çıkan bir şeylerin etkisiyle, Mursi ile kendini özdeşleştiriyor, bir gün kendisinin de idama mahkûm edilebileceğinden (neyle suçlanacağını düşünüyor acaba?) söz ediyor.
Ya bu iki siyasetçi bizim bilmediğimiz bir şeyleri biliyorlar ya da bir başka nedenden büyük bir korku içindeler.
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Seçimlere giderken AKP iktidarda olmanın tüm olanaklarını, yasal sınırları zorlayarak kullanabiliyor. Halen ortalıkta dolaşan kamuoyu yoklamaları, seçimlerden sonra şöyle ya da böyle yeni hükümeti AKP’nin kuracağını söylüyor. Ne var ki, seçim meydanlarında AKP liderliği, bu kamuoyu yoklamalarının sonuçlarından haberi olmayan bir yabancıya “bunlar ne kadar da korkuyorlar; galiba gidiciler” dedirtecek konuşmalar yapıyorlar.
Adeta yeni bir rejim
Mısır’da askeri rejimden bozma yönetim eskiye dönerken hızını alamayıp, seçilmiş Başkan, Müslüman Kardeşler’in lideri Mursi’yi idama mahkûm etti. Başbakan Davutoğlu da bu karara karşı çıkarken hızını alamayıp Türkiye’de devlet başkanlarının ve başbakanların bundan böyle “mahkeme önüne çıkarılamayacaklarını” açıkladı. Böylece bu ülkede, seçilenlerin, yasalardan muaf ve dokunulmaz oldukları bir rejime geçilmiş olduğunu öğrenmiş olduk. Bu sırada, Cumhurbaşkanı da “bilinçdışından” yüzeye çıkan bir şeylerin etkisiyle, Mursi ile kendini özdeşleştiriyor, bir gün kendisinin de idama mahkûm edilebileceğinden (neyle suçlanacağını düşünüyor acaba?) söz ediyor.
Ya bu iki siyasetçi bizim bilmediğimiz bir şeyleri biliyorlar ya da bir başka nedenden büyük bir korku içindeler.
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Thursday, May 14, 2015
Amerikan tarzı: Irkçılık, isyan, paranoya
Abartılı bir başlık oldu ama son yıllarda polis
şiddetine, siyahi gençlerin umarsızca öldürülmesine karşı patlak veren
isyanlar, beyaz muhafazakâr Amerikalıların gittikçe artan paranoyası,
aklıma Huntington’un “Biz Kimiz: Amerika’nın Büyük Tartışması” (2005) kitabını, bu tür başlıkları getiriyor.
Obama 2008 yılında başkan seçildiğinde, Amerika’da köklü bir değişikliğin gerçekleştiği, hatta “ırkçılık sonrası” topluma geçildiği ileri sürüldü. Bu köşede Obama’nın kişisel tarihine, eğitimine ve toplumsal konumuna bakarak onun ortalama beyazdan daha beyaz olduğunu savunduk; hiçbir şey değişmeyecekti... Üç etken bizi doğruladı; Amerikan toplumu içindeki yapısal ırkçılık; muhafazakâr beyazların duble (hem demokrat hem siyahi ve Hüseyin) Obama nefreti; ekonomik krizin işsizliği yoksulluğu, evsizliği arttıran etkileri.
Siyahi, işsiz ve tutuklu
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Obama 2008 yılında başkan seçildiğinde, Amerika’da köklü bir değişikliğin gerçekleştiği, hatta “ırkçılık sonrası” topluma geçildiği ileri sürüldü. Bu köşede Obama’nın kişisel tarihine, eğitimine ve toplumsal konumuna bakarak onun ortalama beyazdan daha beyaz olduğunu savunduk; hiçbir şey değişmeyecekti... Üç etken bizi doğruladı; Amerikan toplumu içindeki yapısal ırkçılık; muhafazakâr beyazların duble (hem demokrat hem siyahi ve Hüseyin) Obama nefreti; ekonomik krizin işsizliği yoksulluğu, evsizliği arttıran etkileri.
Siyahi, işsiz ve tutuklu
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Tuesday, May 12, 2015
Seçimlerde seçenek sorunu
İngiltere seçimleri öncesinde televizyon
haberlerinde, seçim programlarında sıkça karşılaştığım bir sahne beni
çok düşündürdü. Bu, İngiliz İşçi Partisi’nin seçimleri kaybetmesini de
açıklayan sahne, aklıma yine, “yapışkan statüko”, “algısal kilitler” kavramlarını getirdi. Türkiye’de genel seçimlere giderken de “benzer bir durum söz konusu olabilir” diye düşündüm.
(...)
‘Algısal kilitler’, ‘Patika bağımlılığı’
Tek bir partinin, yürütme üzerinde, uzun süre egemen olduğu ülkelerde, siyasi kararların alınma süreçlerinde, bu partinin iktidar yaşamının çok ötesine uzanan, kalıcı davranış biçimleri, “patika bağımlılığı” yaratan “algısal kilitler” oluşuyor.
(...)
Yazının tamamını okumak için "tık"layınız
(...)
‘Algısal kilitler’, ‘Patika bağımlılığı’
Tek bir partinin, yürütme üzerinde, uzun süre egemen olduğu ülkelerde, siyasi kararların alınma süreçlerinde, bu partinin iktidar yaşamının çok ötesine uzanan, kalıcı davranış biçimleri, “patika bağımlılığı” yaratan “algısal kilitler” oluşuyor.
(...)
Yazının tamamını okumak için "tık"layınız
Thursday, May 07, 2015
‘Yeni büyüme stratejisi’ (II)
Yeni bir “büyüme stratejisi”nin gerekli
olduğu kesin ama oluşturmaya, uygulamaya yönelik çabalar başarılı
olamıyor. Bu başarısızlığın nedenleri için, strateji oluşturma süreci
üzerinde düşünmeyi deneyebiliriz.
Bu bağlamda, diyelim ki, yetkin bir epistemik topluluk oluşturduk, ekonomik krizi analiz ettik, gerekli önlemleri, uygun devlet politikalarını, yeni stratejiyi ürettik.
Bu yeni strateji, acaba, devlete girdi olmadan önce, güç ilişkilerinin, sınıf çıkarların filtresinde geçebilecek mi, uluslararası ekonomik jeopolitik dengeler içinde kendine bir yer bulabilecek mi?
Sonra, devlet bu girdiyi hazmedebilecek, stratejiyi devlet politikalarına dönüştürebilecek bir “metabolizmaya” sahip mi?
(...)
Yazının devamı için tıklayınız
Bu bağlamda, diyelim ki, yetkin bir epistemik topluluk oluşturduk, ekonomik krizi analiz ettik, gerekli önlemleri, uygun devlet politikalarını, yeni stratejiyi ürettik.
Bu yeni strateji, acaba, devlete girdi olmadan önce, güç ilişkilerinin, sınıf çıkarların filtresinde geçebilecek mi, uluslararası ekonomik jeopolitik dengeler içinde kendine bir yer bulabilecek mi?
Sonra, devlet bu girdiyi hazmedebilecek, stratejiyi devlet politikalarına dönüştürebilecek bir “metabolizmaya” sahip mi?
(...)
Yazının devamı için tıklayınız
Thursday, April 30, 2015
Bu Yılın Yükselen Konusu
Ocak ayında Pariste Charlie Hebdo, 14 Şubatta
Kopenhag saldırılarından sonra hava değişmeye başladı. New York Timesta,
liberal eğilimli Roger Cohen, 16 Şubat yorumuna İslam ve Batı ile
Savaşıyor başlığını attı. Bunları Suriyede Hıristiyanlara yönelik
saldırılar, Mısırda 20 Hıristiyanın, Libyada 28 Etiyopyalı Hıristiyanın
öldürülmesi, nihayet 20 Nisanda İtalyada ortaya çıkarılan Vatikana
yönelik intihar saldırısı hazırlığı haberleri izledi.
IŞİD, El Kaide, El Nusra, Boko Haram gibi örgütler ve Batıda muhafazakâr, Yeni muhafazakâr, Evanjelik Hıristiyan kesimler bu görüntünün anlamı üzerinde, anlaşmış görünüyorlar: İslam Hıristiyanlığa savaş açtı. Karşımızda bir uygarlıklar çatışması var! Bu yılın yükselen bir konusu da sanırım bu.
yazının devamını okumak için tıklayınız
IŞİD, El Kaide, El Nusra, Boko Haram gibi örgütler ve Batıda muhafazakâr, Yeni muhafazakâr, Evanjelik Hıristiyan kesimler bu görüntünün anlamı üzerinde, anlaşmış görünüyorlar: İslam Hıristiyanlığa savaş açtı. Karşımızda bir uygarlıklar çatışması var! Bu yılın yükselen bir konusu da sanırım bu.
yazının devamını okumak için tıklayınız
Thursday, April 23, 2015
‘Tarihçilere Bırakalım’
“Arşivleri açalım”, “1915 yılında olan ‘şey’in adını koymayı tarihçilere bırakalım”. Bunlar, “şey”in adını “Ermeni soykırımı” olarak koymak istemeyenlerin öne sürdüğü itirazlar. Bunlar bazen bilinçli bir siyasi direnişten, bazen de o “şey”in temel özelliğini kavrayamamış olmaktan kaynaklanıyor.
Bir ‘şey’
1915 yılında bir “şey” oldu! Bu kesin. “Çok sayıda” insanın yaşamına mal olan kötü bir şeydi bu da... Bu “şey”in, bir “özne” tarafından ne kadar örgütlü, planlı olarak yapıldığı tartışılabilir. İttihat ve Terakki “bir örgütten ziyade bir liderlikler, örgütler toplamıydı”, “büyük çaplı harekâtlar düzenleme yeteneğinden de yoksundu” iddialarını, Alman devletinin bu “şey” olurken Osmanlı askeri yapılarının içinde büyük, hatta kimi zaman belirleyici bir yeri olduğuna ilişkin saptamaları da göz önüne almak gerekir.
Bunlarla, daha çok sayıda benzer sorularla, belirsizliklerle o “şey”in adının konulması arasındaki ilişki çok zayıftır. Bu belirsizliklerin, soruların aşılması için arşivlere başvursak, cevapları bulmayı tarihçilere bıraksak sonunda karşımıza bir sürü yeni olgu, soru ve belirsizlik gelecektir. Ancak bir “adım” atarak “adını” koyacak kararı alma sorunu yine ortada kalacaktır. O adımı atarak o kararı o zaman alacak olanlar, bugün çoktan almış olanlardan daha avantajlı ve kolay bir “işle” karşı karşıya olmayacaklardır.
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Bir ‘şey’
1915 yılında bir “şey” oldu! Bu kesin. “Çok sayıda” insanın yaşamına mal olan kötü bir şeydi bu da... Bu “şey”in, bir “özne” tarafından ne kadar örgütlü, planlı olarak yapıldığı tartışılabilir. İttihat ve Terakki “bir örgütten ziyade bir liderlikler, örgütler toplamıydı”, “büyük çaplı harekâtlar düzenleme yeteneğinden de yoksundu” iddialarını, Alman devletinin bu “şey” olurken Osmanlı askeri yapılarının içinde büyük, hatta kimi zaman belirleyici bir yeri olduğuna ilişkin saptamaları da göz önüne almak gerekir.
Bunlarla, daha çok sayıda benzer sorularla, belirsizliklerle o “şey”in adının konulması arasındaki ilişki çok zayıftır. Bu belirsizliklerin, soruların aşılması için arşivlere başvursak, cevapları bulmayı tarihçilere bıraksak sonunda karşımıza bir sürü yeni olgu, soru ve belirsizlik gelecektir. Ancak bir “adım” atarak “adını” koyacak kararı alma sorunu yine ortada kalacaktır. O adımı atarak o kararı o zaman alacak olanlar, bugün çoktan almış olanlardan daha avantajlı ve kolay bir “işle” karşı karşıya olmayacaklardır.
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Thursday, April 16, 2015
Bir ‘Karadelik’ Olarak Yemen
Suudi Arabistan’ın, Sünni Arap devletlerinin Yemen’de başlattıkları çatışmalar, ABD dış politikasının, “Büyük Hedron Çarpıştırıcısı”na (LHD) benzemeye başlayan “uzaktan dengeleme laboratuvarında”, tüm bölgeyi yutacak bir “karadeliğe” dönüştürebilir.
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Thursday, April 09, 2015
İki Küme, Bir Yanılsama...
Önce bir not: Bu yazımın içine orijinalinde olmayan ve yazının anlamını çarpıtan okuyucuyu yanlış yönde koşullandıran ve beni "kemalist", "devletçi" suçlamalarına açan bir alt başlık eklenmişti. Eklenen alt başlık şöyleydi "devlet geleneğine düşman". Halbuki yazıyı okuyunca göreceksiniz ki, yazıda devlet geleneğine, hele Türkiye'deki devlet geleneğine değil genel olarak "Kapitalist devlet" geleneğine gönderme yapıyorum. Portaldaki yazıyı düzelttim ama gazetedeki ne yazık ki kaldı...
Türkiye genel seçimlere giderken çok kritik bir “kavşakta”. Siyasal İslamın liderliği, entelijensiyası bu “kavşağın” anlamını çok iyi kavrıyor, buna uygun davranıyor. Aynı şeyi sosyalist ve sol liberal entelijensiya için söylemek zor.
Bu kavşakta, Türkiye toplumu kültürel, siyasi arzular ve beklentiler açısından, iki büyük (“evrensel”) kümeye bölünmüş durumdadır; Seküler Cumhuriyetçiler ve Siyasal İslamcı Restorasyoncular. Ne yazık ki bugünün gerçekliğinde bu iki kümenin dışında, bu ikisinden farklı bir üçüncü küme yoktur. Tarafsız bir üçüncü küme varmış gibi davranmak yalnızca büyük bir yanılsama değil, aynı zamanda da Siyasal İslamcı Restorasyoncu kümenin hegemonyasına hizmet eden bir “trasformismo” (o tarafa taşımak, olmazsa etkisizleştirmek) işlevini bilerek ya da bilmeyerek üstlenmek olacaktır.
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
***
Türkiye genel seçimlere giderken çok kritik bir “kavşakta”. Siyasal İslamın liderliği, entelijensiyası bu “kavşağın” anlamını çok iyi kavrıyor, buna uygun davranıyor. Aynı şeyi sosyalist ve sol liberal entelijensiya için söylemek zor.
Bu kavşakta, Türkiye toplumu kültürel, siyasi arzular ve beklentiler açısından, iki büyük (“evrensel”) kümeye bölünmüş durumdadır; Seküler Cumhuriyetçiler ve Siyasal İslamcı Restorasyoncular. Ne yazık ki bugünün gerçekliğinde bu iki kümenin dışında, bu ikisinden farklı bir üçüncü küme yoktur. Tarafsız bir üçüncü küme varmış gibi davranmak yalnızca büyük bir yanılsama değil, aynı zamanda da Siyasal İslamcı Restorasyoncu kümenin hegemonyasına hizmet eden bir “trasformismo” (o tarafa taşımak, olmazsa etkisizleştirmek) işlevini bilerek ya da bilmeyerek üstlenmek olacaktır.
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Tuesday, April 07, 2015
Stratejik Derinlik: Fanteziler, Gerçekler
Ortadoğu’da entropi artar, taşlar yerinden oynar,
aynı anda düzen getirme çabaları da yoğunlaşırken, stratejik derinliğe
sahip olanlarla olmayanlar belirginleşiyor.
Yemen’de başlayan savaş, süreci hızlandıran bir katalizör oldu. Şimdi İran, Mısır ve Suudi Arabistan’ın farklı nedenlerle de olsa gerçekten “stratejik derinliğe” sahip oldukları anlaşılıyor. AKP Türkiyesi’nin, radikal biçimde yanlış varsayımlar üzerine kurulan dış politikasının “stratejik sığlığı” ise artık gizlenemiyor.
Yazının devamını okumak şçşn "tık"layınız
Yemen’de başlayan savaş, süreci hızlandıran bir katalizör oldu. Şimdi İran, Mısır ve Suudi Arabistan’ın farklı nedenlerle de olsa gerçekten “stratejik derinliğe” sahip oldukları anlaşılıyor. AKP Türkiyesi’nin, radikal biçimde yanlış varsayımlar üzerine kurulan dış politikasının “stratejik sığlığı” ise artık gizlenemiyor.
Yazının devamını okumak şçşn "tık"layınız
Monday, April 06, 2015
Dünyanın Öbür Köşesi
Satın Alma Gücü Paritesi ile ölçüldüğünde Çin dünyanın en büyük ekonomisi, ABD’den sonra da “ikinci köşesi”. Financial Times, Wall Street, Forbes, South China Morning Post gibi yayınlarda aktarıldığına göre, geçen hafta toplanan Çin Kalkınma Forumu’nda
(China Development Forum) yapılan tartışmalarda ortaya çıkan tema
kısaca şöyle özetlenebilir: Çin daha düşük oranlı bir büyüme dönemine
geçiyor. Çin yönetimi, geçişi “Yeni Normal” olarak tanımlıyor. Diğer bir deyişle, Çin ekonomisi, bir sert iniş riski yaratmadan olgunlaşıyor.
(...)
"Hiçbir kapitalist ekonomi, kendi krizini üretmekten kaçınamaz."
Yazının tamamını okumak için "tık"layınız
(...)
"Hiçbir kapitalist ekonomi, kendi krizini üretmekten kaçınamaz."
Yazının tamamını okumak için "tık"layınız
Thursday, April 02, 2015
Bu Kapitalizm Bu Krizden Çıkamaz (II)
“Bu kapitalizm bu krizden çıkamaz!” başlığını ilk kez 09.07.2012’de kullanmıştım. Bu başlığın arkasında “Bu kapitalizm bu krizden ancak bir başka kapitalizme dönüşerek çıkabilir” savı yatıyordu.
“Bu kapitalizm” 1970’lerde “yapısal” (kâr oranları düşme eğiliminin karşıt eğilimlerini düzenleyen sermaye birikimi rejimine ilişkin) bir krize girmişti. Bu krizin dışavurumu olan aşırı birikim (kapasite fazlası) sorunu 1980’lerde devreye giren neoliberal küreselleşme -finansallaşma- içinde birbirini izleyen kredi balonlarıyla yönetildi. Son balon da 2007’de patladı, neoliberal kriz yönetim modeli iflas etti.
Böylece “uzun durgunluk”, depresyon kavramları ekonomi tartışmalarına girdi. Geçen hafta yayımlanan ekonomik veriler, tartışmalar hâlâ “bu kapitalizmin” ve onun krizinin içinde olduğumuzu gösteriyor. Financial Times’ın küresel ekonomi editörü Martin Wolf’ın, altını çizdiği gibi “depresyon, depresyondur başarıyla yönetiliyor olsa bile”...
Yazının devmını okumak için "tık"layınız
“Bu kapitalizm” 1970’lerde “yapısal” (kâr oranları düşme eğiliminin karşıt eğilimlerini düzenleyen sermaye birikimi rejimine ilişkin) bir krize girmişti. Bu krizin dışavurumu olan aşırı birikim (kapasite fazlası) sorunu 1980’lerde devreye giren neoliberal küreselleşme -finansallaşma- içinde birbirini izleyen kredi balonlarıyla yönetildi. Son balon da 2007’de patladı, neoliberal kriz yönetim modeli iflas etti.
Böylece “uzun durgunluk”, depresyon kavramları ekonomi tartışmalarına girdi. Geçen hafta yayımlanan ekonomik veriler, tartışmalar hâlâ “bu kapitalizmin” ve onun krizinin içinde olduğumuzu gösteriyor. Financial Times’ın küresel ekonomi editörü Martin Wolf’ın, altını çizdiği gibi “depresyon, depresyondur başarıyla yönetiliyor olsa bile”...
Yazının devmını okumak için "tık"layınız
Thursday, March 26, 2015
AKP’nin Yeni Halleri
Siyasetçi yukarı çıktıkça yalnızlaşır. Güç çürütür.
Mutlak güç mutlaka çürütür. Tüm siyasi yaşamlar başarısızlıkla biter.
Bunlar klişeleşmiş sözler. Ancak klişe deyip geçmeyin, bir söz
doğrulandıkça tekrarlanarak klişeleşir. Bir tane daha: “Söz söylemek benim hakkım”, “gökten zembille inmedim”
gibi ifadelerle yetkilerinizi, bunları çok iyi bildiği varsayılan
kişilere anımsatmak durumunda kalıyorsanız yetkileriniz kuşku
altındadır, hatta onları kaybetme noktasına yaklaşıyorsunuz demektir.
AKP içinde ve etrafında yaşanmakta olanları izlerken aklıma bu klişeler geldi. Erdoğan ve Arınç arasındaki atışma, bunun Gökçek’in katılımıyla aldığı biçim. Erdoğan’ın Kürt sorunu üzerine çıkışları. Bu sırada Başbakanın, hatta Akdoğan, Efkan Ala gibi Erdoğan’a çok yakın isimlerin uzun süre sessiz kalmış olması bir şeylerin dışavurumu ama, neyin?
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
AKP içinde ve etrafında yaşanmakta olanları izlerken aklıma bu klişeler geldi. Erdoğan ve Arınç arasındaki atışma, bunun Gökçek’in katılımıyla aldığı biçim. Erdoğan’ın Kürt sorunu üzerine çıkışları. Bu sırada Başbakanın, hatta Akdoğan, Efkan Ala gibi Erdoğan’a çok yakın isimlerin uzun süre sessiz kalmış olması bir şeylerin dışavurumu ama, neyin?
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Thursday, March 19, 2015
Uygarlığa Savaş Açtılar!
“Uygarlıklar Çatışması” tezini heyecanla benimseyen siyasal İslam zamanla kendi içinden uygarlık düşmanı, nihilist bir ölüm kültü çıkarttı.
“Soğuk Savaş” sonrasında yeni dış politika paradigması aranırken Huntington “Uygarlıklar Çatışması” teziyle ilgi çekti. Huntington’ın dine indirgenmiş “uygarlık” tanımı iki olanak sunuyordu: (1) SSCB tehdidi ortadan kalkınca dağılmaya başlayan “Batı Bloku”nu, bu kez yükselmekte olan güçlere karşı ABD liderliğinde birleştirebilme; (2) İnsanlığın artık, tek bir kapitalist uygarlık altında yaşamakta olduğunu gizleyebilme.
Huntington’ın tezi akademik dünyada kısa sürede paçavraya çevrildi. Müslüman dünyasının entelektüelleriyse, kendilerini din temelinde uygarlık olarak tanımlayan (Kapitalizm ve emperyalizm karşısındaki konumlarını gizleyen) bu tezi hemen benimsediler, yükselmeye başlayan siyasal İslamın hizmetine verdiler. Bu sırada ABD ve AB siyasal İslamı, ılımlı kanadı aracılığıyla yönlendirmeye heveslenirken karşısındakinin “farklı - özgün - uygarlık” olma savını ne kadar ciddiye aldığının ayırdına varamadı.
Dinlerini ya da dini itikatlarını beğenmediği insanları toplu halde, kimi zaman TV kameralarının önünde kafalarını keserek öldüren, topraklarından süren kadınları köle pazarlarında satan, çocukları cinsel nesne olarak kullanan, nihayet insanlık tarihinin, uygarlığının binlerce yıllık geçmişinin mirasını yok etmeye başlayan IŞİD’e buradan, uygarlığı dine indirgeyen yoldan geçerek geldik.
IŞİD uygarlığa karşı
Yazının devamını kumak için "tık"layınız
Tuesday, March 17, 2015
Döviz Fiyatları Sermaye Hareketleri
Uluslararası piyasalarda, Türkiye’de, önemli
tartışmalardan birini de Yükselen Piyasalar olarak tanımlanan
ekonomilerin (YPE), özellikle Rusya, Brezilya, Türkiye ve geçen hafta
bunlara katılan Güney Afrika paralarının dolar karşısındaki gerileme
eğilimi oluşturuyor.
Bu eğilim üzerinde düşünürken, kendine yeni “değerlenme alanları” arayan finans kapitalin uluslararası hareketlerini de göz önüne almak yararlı olabilir. Sermaye YPE piyasaların yöneldiğinde bu ülkelerin paralarına talep artıyor, bu paralar değerleniyor. Çıkmaya başlayınca da bu paralar değer kaybediyor.
Bu gelgitin içinde, merkez bankalarının, hükümetlerin ekonomi politikaları, paraların değer kaybetme eğilimini yavaşlatabiliyor ya da hızlandırarak çöküntülere, döviz krizlerine yol açıyor ama tersine çeviremiyor.
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Bu eğilim üzerinde düşünürken, kendine yeni “değerlenme alanları” arayan finans kapitalin uluslararası hareketlerini de göz önüne almak yararlı olabilir. Sermaye YPE piyasaların yöneldiğinde bu ülkelerin paralarına talep artıyor, bu paralar değerleniyor. Çıkmaya başlayınca da bu paralar değer kaybediyor.
Bu gelgitin içinde, merkez bankalarının, hükümetlerin ekonomi politikaları, paraların değer kaybetme eğilimini yavaşlatabiliyor ya da hızlandırarak çöküntülere, döviz krizlerine yol açıyor ama tersine çeviremiyor.
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Thursday, March 12, 2015
Kadın, Erkek, Eşitlik
Doğru, kadın-erkek eşit değil. Kadın, erkekten
üstün. Dahası, bilimsel, teknolojik gelişmeler, erkeği giderek
gereksizleştiriyor.
Amerikan ordusunda komando eğitimine kadınların alınmasıyla ilgili bir deneyin filmini izlemiştim. Deney, kadınların erkeklerden, bedensel dayanıklılık eğitimlerinde bile geri kalmadığını gösteriyordu. Programda eğitim komutanı kadınların en az üç alanda erkeklerden daha etkin savaşçılar olabileceğini açıkladı.
(...)
yazaının devamını okumak için "tık" laynız
Amerikan ordusunda komando eğitimine kadınların alınmasıyla ilgili bir deneyin filmini izlemiştim. Deney, kadınların erkeklerden, bedensel dayanıklılık eğitimlerinde bile geri kalmadığını gösteriyordu. Programda eğitim komutanı kadınların en az üç alanda erkeklerden daha etkin savaşçılar olabileceğini açıkladı.
(...)
yazaının devamını okumak için "tık" laynız
Wednesday, March 04, 2015
‘Cihatçı Con’, Yapay Zekâ, SETI
Bir sorunun cevabını bulduğunuzda karşınıza yeni,
daha zor sorular çıkabiliyor. Tutsakların boğazlarını kesmeden önce
Londra aksanlı bir İngilizceyle attığı nutukları televizyonlarda
izlediğimiz “Cihatçı Con”un gerçek kimliği belli olunca ortaya daha zor sorular çıktı.
‘Kökündeki sorun’..
Batı’da cihatçı teröre karşı savaşta iki yaklaşım egemen: “Bu savaşı onları öldürerek kazanamayız. Bu insanların, bu gruplara katılmasına yol açan nedenlerin köküne inmeliyiz.
(...)
“Bu kökünde bir neden arama anlayışı yanlış. Bunlar aslında uygarlığımıza düşman, bunları öldürmekten başka çare yok”
(...)
Yazının tamamını okumak için "tık"layınız
‘Kökündeki sorun’..
Batı’da cihatçı teröre karşı savaşta iki yaklaşım egemen: “Bu savaşı onları öldürerek kazanamayız. Bu insanların, bu gruplara katılmasına yol açan nedenlerin köküne inmeliyiz.
(...)
“Bu kökünde bir neden arama anlayışı yanlış. Bunlar aslında uygarlığımıza düşman, bunları öldürmekten başka çare yok”
(...)
Yazının tamamını okumak için "tık"layınız
Wednesday, February 25, 2015
SYRİZA Deneyimi Ne Söylüyor?
SYRİZA’nın Avrupa Birliği temsilcileriyle yürüttüğü pazarlığın birinci aşaması, Çipras ve Varufakis, kazı ne kadar çevirseler boşuna, büyük ölçüde yenilgiyle sonuçlandı. Bunu, Alman Maliye Bakanı Wolfgang Schäuble’nin “işte burunlarını sürttük”, hatta “içlerine bir bomba koyduk” anlamına da gelen “Atina hükümeti, bu anlaşmayı Yunan seçmenine anlatmakta epey zorlanacak” sözlerinden
de çıkarabiliyoruz. Kısaca özetlersek, SYRİZA, asla görüşmeyeceğim
dediği Troyka (Avrupa Merkez Bankası, IMF ve Avrupa Komisyonu) ile
masaya oturdu. Yardım alma programını yenilemeyeceğim derken, dört ay
uzatma aldı, buna karşılık Troyka’yı ama esas olarak Almanya’yı tatmin
edecek yeni bir “reform” (borç ödeme) programı hazırlamayı
kabul etti. Bunlara karşılık, SYRİZA hükümeti, var olan anlaşmalarda
ön-görülen bütçe fazlası oranını büyüme hızına bağlayarak Yunan halkına,
çok az da olsa bir rahatlama getirebilecek.
Böylece, daha önceki bir yazımızda sorduğumuz “Bugünün kapitalist dünya ekonomisinde (kriz, depresyon, jeopolitik sorunlar, servetin ve siyasi iktidarın yoğunlaşma düzeyi) tek ülkede demokratik reformlar başarıyla uygulanabilir mi? SYRİZA hükümeti nereye kadar, nasıl ilerleyebilir?” (“Tek Ülkede Demokratik Reform?”, 11/02/12) sorularının cevabı da belirginleşmeye başladı.
SYRİZA üzerine iki yanılgı
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Böylece, daha önceki bir yazımızda sorduğumuz “Bugünün kapitalist dünya ekonomisinde (kriz, depresyon, jeopolitik sorunlar, servetin ve siyasi iktidarın yoğunlaşma düzeyi) tek ülkede demokratik reformlar başarıyla uygulanabilir mi? SYRİZA hükümeti nereye kadar, nasıl ilerleyebilir?” (“Tek Ülkede Demokratik Reform?”, 11/02/12) sorularının cevabı da belirginleşmeye başladı.
SYRİZA üzerine iki yanılgı
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Subscribe to:
Posts (Atom)
