Dünya Ekonomik Forumu’nun kurucusu Klaus Schwab, The Project Syndicat sitesindeki yorumunda dünyanın ekonomik model, jeopolitik dengeler, ekolojik sorunlar açısından “epik bir geçiş sürecinde” olduğunu vurguladıktan sonra ekliyor “bir düşük beklentiler, belirsizlikler dönemine giriyoruz”.
Güncel gelişmeler, tartışmalar, aslında bir “geçiş” değil, “geçemeyiş”, “takılıp kalmışlık” durumuna işaret ediyor. Schwab’ın saptamalarını da “biz” kavramının kastettiği “şey”e göre anlamlandırmak gerekiyor.
Takılıp kalma belirtileri
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Wednesday, January 29, 2014
Wednesday, January 22, 2014
Her ‘Şey’ Darbe Her ‘Şey’ Paralel
Siyasal İslamın yönetemediğini, bunun yapısal bir
sorun olduğunu vurgulamıştım. Bu hafta, bu konuya, Türkiye’de siyasal
İslamın hegemonyasını inşa sürecinde büyük rol oynayan, vesayet, darbe, paralel devlet kavramlarının yardımıyla devam ediyorum. Bu kavramlar bağlamında, karşımızda bir totaliter devlet, bir organik toplum kurma projesi var diye düşünüyorum.
Bu üç kavramın temelinde, devletle hükümeti, hükümetle de lideri eşitleme eğilimi var. Liderin, Tanrı’nın bir lütfu olduğu inancını da bu eğilime ekleyebiliriz. Bu eğilimin, faşizm gibi biçimler dışında kapitalist devletle uyumlu olmadığını daha önce de vurgulamıştım.
Yazının devamını okumak için tık"layınız
(Düzeltme: XIV. Louis olması gerekiyor)
Bu üç kavramın temelinde, devletle hükümeti, hükümetle de lideri eşitleme eğilimi var. Liderin, Tanrı’nın bir lütfu olduğu inancını da bu eğilime ekleyebiliriz. Bu eğilimin, faşizm gibi biçimler dışında kapitalist devletle uyumlu olmadığını daha önce de vurgulamıştım.
Yazının devamını okumak için tık"layınız
(Düzeltme: XIV. Louis olması gerekiyor)
Wednesday, January 15, 2014
Siyasal İslam Yönetemiyor
Müslüman Kardeşler’in Mısır deneyiminden sonra, AKP hükümetinin “Gezi Olayı” karşısındaki
tepkisi, cemaat- AKP çatışması da siyasal İslamın parlamenter
demokratik bir cumhuriyeti yönetemeyeceğini düşünenleri haklı çıkarıyor.
Arap isyanlarına kadar, Batı’da dış politika çevrelerinde, siyasal İslamın “ılımlı” kanadının seçimleri kazanarak hükümete gelmesine olanak sağlanmasının radikal kanadını etkisizleştirilebileceğine ilişkin bir inanç egemendi. AKP hükümeti, Türkiye deneyimi de adeta bu inancı destekliyordu.
Bu “ılımlı” kanadın temsilcileri Mısır ve Tunus’ta iktidara geldiler, ama devleti yönetemediler. Radikal kanat hızla gelişti, Kuzey Afrika’dan Suriye’ye büyük çaplı silahlı yapılarla etkinliğini artırdı.
Devleti yönetmenin ‘tek yolu’
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Arap isyanlarına kadar, Batı’da dış politika çevrelerinde, siyasal İslamın “ılımlı” kanadının seçimleri kazanarak hükümete gelmesine olanak sağlanmasının radikal kanadını etkisizleştirilebileceğine ilişkin bir inanç egemendi. AKP hükümeti, Türkiye deneyimi de adeta bu inancı destekliyordu.
Bu “ılımlı” kanadın temsilcileri Mısır ve Tunus’ta iktidara geldiler, ama devleti yönetemediler. Radikal kanat hızla gelişti, Kuzey Afrika’dan Suriye’ye büyük çaplı silahlı yapılarla etkinliğini artırdı.
Devleti yönetmenin ‘tek yolu’
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Wednesday, January 08, 2014
Hırsızlık, Paralel Devletler, Daha Neler...
Bir başka ülkede yaşanıyor olsaydı, bazen gülerek bazen de “ooo”… “yaaa”… “vay be” sesleriyle izlerdik. Ne yazık ki tüm bunlar, bizim ülkede yaşanıyor. Öfkelenerek, kaygılanarak, “sonu nereye varacak” sorusuyla birlikte izliyoruz.
Tabii bir de şaşkınlık. Yok olanlara değil, şaşıranlara şaşırıyoruz. Bu gazetede kim bilir kaç kez AKP’nin devlet anlayışının, kapitalist devletin liberal demokratik biçimine yabancı olduğunu anlattık. Hem de henüz, “işler yolunda giderken”, “yararlı salaklar” demokrasi, çoğulculuk rüyaları görürken “vesayet” dedikleri bir şeyin kalkmakta olmasına sevinirken...
Bu “yararlı salaklara” göre, AKP hükümet olmuştu, ama henüz iktidar olamamıştı. İşte o yüzden demokratik reformlar ilerleyemiyor, Avrupa Birliği’ne giremiyorduk. Ah! Askeri vesayet kalksa, bürokrasideki Kemalist saplantılar bir temizlense, Kürt sorunu da çözülecek, Türkiye Ortadoğu’da büyük güç olacaktı. Bunlar, AKP’yi iktidar yapacak anayasa önlerine gelince de “Yetmez ama evet” sloganlarıyla desteklediler, sağın en gerici entelektüelleriyle panel paylaşmaktan çekinmediler, sonra da gidip Başbakan’ı tebrik ettiler.
Ah! Fanteziler işte böyledir, gerçekleşirken müstehcen öykülere dönüşürler.
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layını
Tabii bir de şaşkınlık. Yok olanlara değil, şaşıranlara şaşırıyoruz. Bu gazetede kim bilir kaç kez AKP’nin devlet anlayışının, kapitalist devletin liberal demokratik biçimine yabancı olduğunu anlattık. Hem de henüz, “işler yolunda giderken”, “yararlı salaklar” demokrasi, çoğulculuk rüyaları görürken “vesayet” dedikleri bir şeyin kalkmakta olmasına sevinirken...
Bu “yararlı salaklara” göre, AKP hükümet olmuştu, ama henüz iktidar olamamıştı. İşte o yüzden demokratik reformlar ilerleyemiyor, Avrupa Birliği’ne giremiyorduk. Ah! Askeri vesayet kalksa, bürokrasideki Kemalist saplantılar bir temizlense, Kürt sorunu da çözülecek, Türkiye Ortadoğu’da büyük güç olacaktı. Bunlar, AKP’yi iktidar yapacak anayasa önlerine gelince de “Yetmez ama evet” sloganlarıyla desteklediler, sağın en gerici entelektüelleriyle panel paylaşmaktan çekinmediler, sonra da gidip Başbakan’ı tebrik ettiler.
Ah! Fanteziler işte böyledir, gerçekleşirken müstehcen öykülere dönüşürler.
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layını
Wednesday, January 01, 2014
2013’ün En Önemli Gelişmesi
2013’te dünyanın çeşitli yerlerinde sarsıcı gelişmeler yaşandı. Bence “Gezi Olayı” bunların en önemlisiydi.
Eğer bir gelişme, “şeylerin andaki durumunda” (toplumsal yapının bileşenleri arasındaki ilişkilerde, görülebilir, konuşulabilir olanın sınırında) bir değişiklik yaratabiliyor, görünmeyenleri görünür, konuşulamayanı konuşulur kılabiliyorsa, uzun dönemde köklü değişiklikleri gündeme getirerek tarihsel açıdan anlam kazanmaya aday olabilir. Bu yüzden, Türkiye’de ve dünyada 2013’ün en önemli gelişmesinin “Gezi Olayı” (direnişi, isyanı…) olduğuna inanıyorum. 2013’te yaşananları, toplumsal hareketlerin liderliklerinin, bunları tartışan yazarların “Gezi Olayı”na gönderme yapmaları da bu inancımı güçlendiriyor.
(...)
Devamını okumak için "tıkalayınız
Eğer bir gelişme, “şeylerin andaki durumunda” (toplumsal yapının bileşenleri arasındaki ilişkilerde, görülebilir, konuşulabilir olanın sınırında) bir değişiklik yaratabiliyor, görünmeyenleri görünür, konuşulamayanı konuşulur kılabiliyorsa, uzun dönemde köklü değişiklikleri gündeme getirerek tarihsel açıdan anlam kazanmaya aday olabilir. Bu yüzden, Türkiye’de ve dünyada 2013’ün en önemli gelişmesinin “Gezi Olayı” (direnişi, isyanı…) olduğuna inanıyorum. 2013’te yaşananları, toplumsal hareketlerin liderliklerinin, bunları tartışan yazarların “Gezi Olayı”na gönderme yapmaları da bu inancımı güçlendiriyor.
(...)
Devamını okumak için "tıkalayınız
Wednesday, December 25, 2013
Hükümet - Gezi - Devlet
Bir süredir, Başbakan, yardımcısı, diğer bakanların tepkileri, demeçleri, giderek çoktehlikeli bir Verleugnung (Freud: gerçekliğin etkilerini yadsıma) durumuyla karşı karşıya olduğumuzu düşündürüyor. Sanırım 17 Aralık operasyonu, “devenin belini kıran son saman sapı” oldu. Şimdi, “Bu çatışma neden yaşanıyor”, “Nereye kadar gidecek” soruları herkesi meşgul ediyor, hemen her yönüyle tartışılıyor. Ben bu soruların yerine, bana daha ilginç gelen iki konu üzerinde durmak istiyorum.“Başbakan’a ve çevresine ne oluyor?” “Tüm bu yaşananlar ‘devlet’ konusu üzerinde çalışanlara ne gibi ipuçları sunuyor?”
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Wednesday, December 18, 2013
Suriye’de ‘Ehvenişer’ Seçeneğine Doğru
Suriye’de 2011’de bir ara, “birkaç aylık ömrü kaldı” açıklamalarından, bugünEsad’ın iktidarda kalmasını hazmetmeye hazırlanma noktasına gelmek hata ötesi bir şey… Bir de bu insanlara devlet yönetimi teslim edildiğini düşünün, tam bir felaket; adeta insanlık suçuna çanak tutmak...
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Wednesday, December 11, 2013
Mandela (1918-2013)
Nelson Mandela, 95 yaşında öldü. O
gün, CNN, BBC, CNBC, TV5, DW, hatta El Cezire televizyonlarında öbür
haberler adeta anlamlarından bir şeyler yitirdiler. Mandela’nın ölüm
haberi her yeri kapladı. Mandela’yı herkes “biliyor”, o yılmaz bir özgürlük savaşçısı. On yıllarca hapiste yattı, Güney Afrika halkını ırkçı rejimden kurtararak özgürleştirdi…
Peki neden bunları izlerken huzursuzlanıyorum? Dünyanın neredeyse tüm liderlerinin, kanaat önderlerinin tek bir konuda, aynı duyguları paylaşarak anlaşmış olması olanaklı mı? Bush’tan Cameron’a (Mandela’nın idamını istemiş zamanında), milyarder işadamlarına, Guantanamo’nun üzerinde oturan, insansız uçaklarla sivillerin ölüm fermanlarını imzalayan Obama’ya, en gerici gazetelerden sosyal demokrat yazarlara kadar neredeyse herkesi kapsayan bu “bütünsel” görüntü sakın bir şeyleri gizliyor olmasın?
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Peki neden bunları izlerken huzursuzlanıyorum? Dünyanın neredeyse tüm liderlerinin, kanaat önderlerinin tek bir konuda, aynı duyguları paylaşarak anlaşmış olması olanaklı mı? Bush’tan Cameron’a (Mandela’nın idamını istemiş zamanında), milyarder işadamlarına, Guantanamo’nun üzerinde oturan, insansız uçaklarla sivillerin ölüm fermanlarını imzalayan Obama’ya, en gerici gazetelerden sosyal demokrat yazarlara kadar neredeyse herkesi kapsayan bu “bütünsel” görüntü sakın bir şeyleri gizliyor olmasın?
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Wednesday, December 04, 2013
Kiminki Daha Büyük?
Son haftalarda hepimizi meşgul eden AKP - cemaat
tartışmasından söz etmiyorum. Bu yazı çok daha önemli, insanlığın
geleceğini etkileyen bir sorunla ilgili.
Son yıllarda bilim insanları yayımladıkları araştırmalarda, küresel ısınma sürecinde uygarlığın hızla geri dönülemez bir noktaya doğru ilerlediğini ortaya koyuyorlardı.
Geçen ay Nature dergisinde yayımlanan bir araştırmanın bulguları, bu noktaya, yaklaşık, 2047 civarında ulaşılacağını gösteriyordu. Dünya iklim sistemi 2047 yılı civarında yeni bir yapılanmaya geçecek.
(...)
Daha fazla fosil yakıt, daha fazla kâr, daha fazla sera gazı derken, “küresel ısınma mı dediniz”, eğer kapitalizmi konuşmak istemiyorsanız lütfen çenenizi hemen ve sıkıca kapatınız!
Yazının tamamını okumak "için" tıklayınız
Son yıllarda bilim insanları yayımladıkları araştırmalarda, küresel ısınma sürecinde uygarlığın hızla geri dönülemez bir noktaya doğru ilerlediğini ortaya koyuyorlardı.
Geçen ay Nature dergisinde yayımlanan bir araştırmanın bulguları, bu noktaya, yaklaşık, 2047 civarında ulaşılacağını gösteriyordu. Dünya iklim sistemi 2047 yılı civarında yeni bir yapılanmaya geçecek.
(...)
Daha fazla fosil yakıt, daha fazla kâr, daha fazla sera gazı derken, “küresel ısınma mı dediniz”, eğer kapitalizmi konuşmak istemiyorsanız lütfen çenenizi hemen ve sıkıca kapatınız!
Yazının tamamını okumak "için" tıklayınız
Monday, December 02, 2013
Garip İşler Bölgesi
Tüm klişe metaforları önceki yazılarımda bazen tekrarlamak pahasına tükettikten sonra elimde bu başlıktaki yalın ifade kaldı. Ortadoğu gerçekten savaşıyla, barışıyla çok garip bir yer.
Cenevre’de ne oldu?
(...)
Yazının devamını okumak i.in "tık"layınız
Cenevre’de ne oldu?
(...)
Yazının devamını okumak i.in "tık"layınız
Wednesday, November 27, 2013
Borsaların keyfi yerinde... Bir okuyucu notu
Ergin Bey merhaba,
Bugün (27.11.2013) Cumhuriyet’te çıkan yazınızı yine keyifle okudum. Genel olarak yazılarınızda düşündürücü, ufuk açıcı, bilgilendirici analizler olduğunu düşünüyorum ve takip etmeye çalışıyorum.
Bugünkü yazınızı okurken, dün akşam Bloomberg radyosunda dinlediğim program aklıma geldi. İki bayan konuşuyorlardı. Biri sorular soruyor diğeri de yanıtlıyordu. Yanıtlayan bayan analizler yapıyor, tavsiyelerde bulunuyordu. Borsadan, banka sektöründen konu açıldı. Analizci bayan “bankalarda bir hareket olması zor, onun için bir hikaye yazamıyoruz, altını dolduramıyoruz, hareketlilik için bir takım haberler olması gerekiyor” gibi ifadelerle durumu özetledi. Borsa’nın büyük oranda fiktif, dayanağı olmayan, reel sektörden oldukça uzak bir “medium” olduğunu az çok bilmeme rağmen bu itiraf beni şaşırttı. Acaba herkes bunun zaten farkında mıydı diye düşünmeden edemedim. J
Diğer yandan yazınızda mali genişleme konusunda belirttikleriniz, bir süredir kafamda yaptığım benzetmeyle örtüşüyor. QE’yi, uyuşturucu müptelasına verilen dozlara benzetiyorum. Hasta (piyasa) artık bu dozları almazsa hastalanıyor ama bir yerde de kesilmesi gerekiyor. Zaten dozlara da bağışıklık oluşturmuş, verilse de pek fayda etmiyor. Sonunda yazdığınız gibi, umarım bu sefer bu işlere neden olanlar bu işten zarar görürler ve uzun vadeli bazı önlemler alınır. Aksi takdirde bu açgözlülükle uygarlığın sonunun gelmesi çok uzak bir ihtimal değil.
Aslında bunları twitter üzerinden paylaşmak daha uygun olabilirdi ama twitter hesabım yok J.
İyi çalışmalar dilerim.
Devrim Türkmen
Borsaların Keyfi Yerinde. Ekonomiyi Hiç Sormayın
Geçen hafta ABD’de Dow Jones Sanayi Endeksi, ilk kez 16.000’i geçerek tarihi bir rekor kırdı. S&P 500 ve Nasdaq teknoloji endeksi de rekor düzeylere çıkmıştı. Dolayısıyla, hafta kapanırken “balon” tartışmaları çok haklı olarak yine gündeme geldi.
Borsaların bu biçimde hızla yükselmeye başlaması doğal olarak, yeni bir mali kriz olasılığını akla getiriyor. Çünkü ABD ekonomisinde, yeni iş yaratma, gelir artışı, emek piyasasına katılım, ulusal borçlanma gibi “reel ekonomi” alanlarında dikkate değer bir iyileşme yok. Ev piyasasında fiyatlar yine düşmeye başlamış.
Yavaş büyüme, kırılgan ekonomi sorunu yalnızca ABD’ye ait değil. Geçen hafta OECD 2013 yılı için ekonomik büyüme beklentisini yüzde 3.1’den 2.7’ye çekti. Avrupa Birliği’nde en dinamik ekonomilerde bile büyüme oranları yüzde 1 civarında dolaşıyor. Gelişmekte olan ülkeler denen kesimde de büyüme oranları düşüyor.
Yazının devamını okumak i.in "tık"layınız
Borsaların bu biçimde hızla yükselmeye başlaması doğal olarak, yeni bir mali kriz olasılığını akla getiriyor. Çünkü ABD ekonomisinde, yeni iş yaratma, gelir artışı, emek piyasasına katılım, ulusal borçlanma gibi “reel ekonomi” alanlarında dikkate değer bir iyileşme yok. Ev piyasasında fiyatlar yine düşmeye başlamış.
Yavaş büyüme, kırılgan ekonomi sorunu yalnızca ABD’ye ait değil. Geçen hafta OECD 2013 yılı için ekonomik büyüme beklentisini yüzde 3.1’den 2.7’ye çekti. Avrupa Birliği’nde en dinamik ekonomilerde bile büyüme oranları yüzde 1 civarında dolaşıyor. Gelişmekte olan ülkeler denen kesimde de büyüme oranları düşüyor.
Yazının devamını okumak i.in "tık"layınız
Wednesday, November 20, 2013
Ortadoğu’da Ortada…
Diyarbakır’daki “gösteriye” karşın, AKP Türkiyesi, “bölge lideri”, “dünya gücü”derken “onurlu yalnızlık” gibi açıklamalara sığınmaya çalışsa da şimdi Mısır ve Suriyeİran sorunları üzerinden rakip kamplara ayrışmaya başlayan Ortadoğu’da ortada kalmış görünüyor. Şimdi bir yön değişikliği yapmaya çalışıyor. Ancak ülke politikaları, yüklü tankerlere benzerler, yeterli ön hazırlık yapılmadan dönmeye başlarsanız devrilebilirler.
(...)
(...)
Barzani Ortadoğu’nun mezheplerle aşiretlerin sürekli salladığı,petrolle yağlanmış kaygan zemininde uzun süre bir noktada duramaz!
CIA’nın bildikleri...
(...)
Wednesday, November 13, 2013
Bir düzeltme
Kılıçdaroğlu'nun sözleri bana CHP'nin olası dış politka eğilimlerine ilişkin kaygılarım üzerinden bir şey anımsattı. Halbuki, okuycularımdan Erdem Deniz Enisel'in konuşmanın o paragrafıyla ilgili gönderdiği metin, Kılıçdaroğlu'nın dış politika dan değil CHP'den söz ettiğini gösteriyor:
“Tek amacımız var, tek ilkemiz var, tek hedefimiz var: Haramilerin saltanatına son vermek. Biz siyaseti halka adanmışlık olarak biliriz. Biz siyaseti cebimizi doldurmak için değil, halkın zenginleşmesi için yaparız. İktidar yurttaşlarını unutmuş, iktidarda kalmak için otoriter bir rejimin peşinde. Türkiye Değişim Hareketi’nin Ankara’ya gelişi, beraber oluşumuz gücümüzü pekiştirecektir. Halka bir umut verecektir. Ayrılığa, gayrılığa yer yok. Hangi siyasal görüşten olursa olsun, hangi inançtan olursa olsun, hangi kimlikten olursa olsun Cumhuriyet değerlerini savunan, kadın erkek eşitliğini, demokrasiyi, özgürlüğü savunan herkesi Cumhuriyet Halk Partisi’nin şemsiyesi altına bekliyorum. Küçük olsun benim olsun dönemi bitmiştir. Büyük olsun Türkiye’nin olsun diyoruz artık. CHP’li olmak demek özel yaşama saygı duymak; adam gibi adam olmak demektir. Korkmayın, çekinmeyin, artık daha güçlü CHP var. İstanbul yeniden ayağa kalkacak.”
“Tek amacımız var, tek ilkemiz var, tek hedefimiz var: Haramilerin saltanatına son vermek. Biz siyaseti halka adanmışlık olarak biliriz. Biz siyaseti cebimizi doldurmak için değil, halkın zenginleşmesi için yaparız. İktidar yurttaşlarını unutmuş, iktidarda kalmak için otoriter bir rejimin peşinde. Türkiye Değişim Hareketi’nin Ankara’ya gelişi, beraber oluşumuz gücümüzü pekiştirecektir. Halka bir umut verecektir. Ayrılığa, gayrılığa yer yok. Hangi siyasal görüşten olursa olsun, hangi inançtan olursa olsun, hangi kimlikten olursa olsun Cumhuriyet değerlerini savunan, kadın erkek eşitliğini, demokrasiyi, özgürlüğü savunan herkesi Cumhuriyet Halk Partisi’nin şemsiyesi altına bekliyorum. Küçük olsun benim olsun dönemi bitmiştir. Büyük olsun Türkiye’nin olsun diyoruz artık. CHP’li olmak demek özel yaşama saygı duymak; adam gibi adam olmak demektir. Korkmayın, çekinmeyin, artık daha güçlü CHP var. İstanbul yeniden ayağa kalkacak.”
‘Yapışkan Statüko’
Sarıgül’ün, CHP’ye dönmesine ilişkin haberleri okurken “yapışkan statüko”,“patika bağımlılığı” kavramlarını anımsadım (09.11.2011
www.globalpolitikultur.blogspot. co.uk/2011/11/tek-parti-egemenligiyapskan-statuko.html ). O yazımda “pasif devrim” kavramından yararlanıyor, uzun süreli tek parti egemenliği dönemlerinde siyasette oluşan “patika bağımlılığı” denenolguya yol açan “algısal kilitler”den söz ediyordum.
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
www.globalpolitikultur.blogspot. co.uk/2011/11/tek-parti-egemenligiyapskan-statuko.html ). O yazımda “pasif devrim” kavramından yararlanıyor, uzun süreli tek parti egemenliği dönemlerinde siyasette oluşan “patika bağımlılığı” denenolguya yol açan “algısal kilitler”den söz ediyordum.
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Wednesday, November 06, 2013
Şoke Oldum, Şoke!..
Edward Snowden’ın açıkladığı NSA belgelerine göre ABD’nin Ulusal Güvenlik Ajansı, 35 ülke liderini, çevresindekileri, birçok ülkede vatandaşların büyük bir kısmını, dev şirketlerin çalışanlarını, yöneticilerini, akıllı telefonları, internet iletişimleri üzerinden izliyor, Google, Yahoo gibi kuruluşların hesaplarına girerek bilgi topluyormuş. Avrupa ülkelerinin liderleri, başta Alman ŞansölyesiMerkel olmak üzere adeta şok geçirdiler.
Şimdi aklınıza “Casablanca” (1942) filmindeki ünlü sahne gelmiyor mu? Yiyici polis şefi Louis (Henried), Rick’in (Bogard) gazinosunu, “ikinci bir emre kadar”kapatırken kendisine şaşkınlıkla bakan Rick’e sitem ediyor: “Rick, şoke oldum şoke! Burada kumar oynanıyormuş.” Tam o sırada bir garson gelip Louis’ye bir avuç para veriyor: “Efendim bugünkü kazancınız”...
‘Biz casusuz, casusluk yaparız, yerse...’
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Şimdi aklınıza “Casablanca” (1942) filmindeki ünlü sahne gelmiyor mu? Yiyici polis şefi Louis (Henried), Rick’in (Bogard) gazinosunu, “ikinci bir emre kadar”kapatırken kendisine şaşkınlıkla bakan Rick’e sitem ediyor: “Rick, şoke oldum şoke! Burada kumar oynanıyormuş.” Tam o sırada bir garson gelip Louis’ye bir avuç para veriyor: “Efendim bugünkü kazancınız”...
‘Biz casusuz, casusluk yaparız, yerse...’
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Wednesday, October 30, 2013
Türkiye Üzerine Bir Rapor
ABD ve Avrupa medyasında özellikle
“Gezi olayı”ndan ve ABD-Rusya-Suriyeİran
diyaloğundan sonra AKP’ye yönelik
eleştiriler gittikçe yoğunlaşıyordu. Bu
eleştiriler önceki hafta yayımlanan “FromRhetoric to Reality-Reframing U.S.Turkey Policy” başlıklı 72 sayfalık raporla
resmi bir biçim aldı.
AKP yönetiminin dış ve iç politikalarına
yönelik sert eleştiriler içeren raporu,
Demokratik ve Cumhuriyetçi Parti’den
uzmanlar, eski Türkiye büyükelçileri
Morton Abramowitz ile Eric Edelman’ın
liderliğinde hazırlamışlar. Abramowitz’in
Erdoğan’ın yükselmesinde oynadığı kritik
rolü de anımsayarak ABD yönetiminin bu
rapora büyük önem vereceğini kolaylıkla
söyleyebiliriz.
(...)
Yazının devamını okumk için "tık"layınız
“Gezi olayı”ndan ve ABD-Rusya-Suriyeİran
diyaloğundan sonra AKP’ye yönelik
eleştiriler gittikçe yoğunlaşıyordu. Bu
eleştiriler önceki hafta yayımlanan “FromRhetoric to Reality-Reframing U.S.Turkey Policy” başlıklı 72 sayfalık raporla
resmi bir biçim aldı.
AKP yönetiminin dış ve iç politikalarına
yönelik sert eleştiriler içeren raporu,
Demokratik ve Cumhuriyetçi Parti’den
uzmanlar, eski Türkiye büyükelçileri
Morton Abramowitz ile Eric Edelman’ın
liderliğinde hazırlamışlar. Abramowitz’in
Erdoğan’ın yükselmesinde oynadığı kritik
rolü de anımsayarak ABD yönetiminin bu
rapora büyük önem vereceğini kolaylıkla
söyleyebiliriz.
(...)
Yazının devamını okumk için "tık"layınız
Wednesday, October 23, 2013
İmparatorluk ve Cumhuriyet
ABD’nin 11 Eylül 2001’den sonra gündemine aldığı “imparatorluk” projesiyle,
hem federal hükümeti kilitleyen, bir borç krizinin eşiğine getiren
tıkanma, hem de ABD’de cumhuriyetin demokratik içeriğinin boşaltılarak
hayalete çevrilmesi arasında yakın bir ilişki var.
İmparatorluk projesini, dünyadaki gücünü korumak, dünyada ya da bölgesinde güç olmak gibi amaçlarla birlikte düşününce konunun bizi de ilgilendirdiğini görebiliriz.
(...)
Yazının devamı için "tık"layınız
İmparatorluk projesini, dünyadaki gücünü korumak, dünyada ya da bölgesinde güç olmak gibi amaçlarla birlikte düşününce konunun bizi de ilgilendirdiğini görebiliriz.
(...)
Yazının devamı için "tık"layınız
Wednesday, October 16, 2013
'Uçurumun' Kenarından Notlar
IMF, Dünya Bankası başkanlarının uyarılarına bakılırsa ABD
parlamentosunda, federal bütçe, borçlanma sınırının artırılması
pazarlıklarında yaşanan tıkanma dünya ekonomisini bir uçurumun kenarına
getirmiş. “Piyasalar” ise hâlâ ABD’nin sonunda doğru şeyi yapacağına inançlı görünüyor. Ünlü yatırımcı Buffet, “Bunlar çılgınlığın eşiğine kadar gider, ama sınırı aşmaz”, Goldma Sachs’ın eski CEO’su Paulson da “Bunlar analarını rehin alırlar, ama asla vurmazlar” diyor. Ya vururlarsa?
Çılgın ama mantıksız değil
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Çılgın ama mantıksız değil
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Wednesday, October 09, 2013
ABD Yönetiminde Tıkanma
Geçen hafta boyunca dünya basını ABD yönetimindeki tıkanmayı konuşuyordu. Hâlâ konuşuyor. Federal (merkezi hükümet) bütçe Cumhuriyetçi parti (GOP) temsilcileri engellediği için onaylanamıyor. Federal hükümetin kimi bölümleri “kepenk kapatmaya” başladı. İkinci konu da federal hükümetin borçlanma tavanının yükseltilmesiyle ilgili. GOP’nin meclis temsilcileri buna da karşı.
ABD’de çok önemli bir güç olan mali piyasalar şimdilik federal bütçenin nasıl olsa bir aşamada onaylanacağından emin, ortaya çıkan sorunların da hızla giderileceğini düşünüyorlar. Bütçe konusunda mali piyasaları doğrudan etkileyen bir durum yok. Borçlanma tavanına gelince, durum tamamen farklı.
Borçlanma tavanı yükseltilemez, federal devlet borçlanma, borç ödeme kapasitesini kaybederse ABD mali piyasaları, uluslararası piyasalar doğrudan etkilenecek. Sert bir mali sarsıntı olasılığı yüksek.
Şimdilik, mali piyasalarda “Evet uçurumun kenarında kavga ediyorlar, ama son anda uçurumun kenarından geri çekilecekler” diye düşünenler çoğunlukta. Ancak bir yorumcunun vurguladığı gibi esas sorulması gereken soru şu: “Bunların uçurumun kenarında ne işi var?” Bu sorunun cevabı da ABD’de yaşanmakta olan derin toplumsal çatlamayla ilgili. Devletteki tıkanıklık bu toplumsal çatlamanın yansıması.
‘Yeni Güneylilerin yükselişi’
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"latınız
ABD’de çok önemli bir güç olan mali piyasalar şimdilik federal bütçenin nasıl olsa bir aşamada onaylanacağından emin, ortaya çıkan sorunların da hızla giderileceğini düşünüyorlar. Bütçe konusunda mali piyasaları doğrudan etkileyen bir durum yok. Borçlanma tavanına gelince, durum tamamen farklı.
Borçlanma tavanı yükseltilemez, federal devlet borçlanma, borç ödeme kapasitesini kaybederse ABD mali piyasaları, uluslararası piyasalar doğrudan etkilenecek. Sert bir mali sarsıntı olasılığı yüksek.
Şimdilik, mali piyasalarda “Evet uçurumun kenarında kavga ediyorlar, ama son anda uçurumun kenarından geri çekilecekler” diye düşünenler çoğunlukta. Ancak bir yorumcunun vurguladığı gibi esas sorulması gereken soru şu: “Bunların uçurumun kenarında ne işi var?” Bu sorunun cevabı da ABD’de yaşanmakta olan derin toplumsal çatlamayla ilgili. Devletteki tıkanıklık bu toplumsal çatlamanın yansıması.
‘Yeni Güneylilerin yükselişi’
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"latınız
Subscribe to:
Posts (Atom)
