<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003</id><updated>2012-01-26T17:40:18.448Z</updated><title type='text'>globalpolitikultur</title><subtitle type='html'>Sanat, Kultur ve Etik</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>213</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-5880955890656935144</id><published>2012-01-26T17:40:00.000Z</published><updated>2012-01-26T17:40:18.459Z</updated><title type='text'>ABD'de başkanlık seçimlerine doğru</title><content type='html'>25 Ocak 2012 - &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta sonuna kadar ABD başkanlık seçimlerini, gözümün ucuyla izliyordum. Cumhuriyetçilerin cephesinde aşırı sağın birbirinden “sevimli” altı adayı birbirlerini yemekle, mali kaynaklarını tüketmekle meşguldü. “Bizi beğenmiyorsanız bir de bunlara bakın” havasındaki Demokratların para toplamaktan başka bir etkinlikleri yoktu. Demokratların adayı Obama’nın da, Rolling Stone dergisinden Taibbi’nin işaret ettiği gibi bu kez seçime “değişim” sloganıyla girmesi olanaklı değildi. Seçimler “statüko”nun iki farklı versiyonunu savunan aday arasında yaşanacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuya bakmak için henüz çok erken diye düşünürken başkan aday adaylarından, Newt Gingrich’ten, “Patriot” (Yurtsever) diye başlayan, benden, kampanyası için mali destek isteyen “absürt” bir elektronik posta aldım. Belli ki adresimi, Wall Street Journal, Washington Times gibi muhafazakâr yayınların, kayıtlarından almışlar. Ben de bu “absürt” mesajı bir “işaret” sayıp son duruma kısaca bakmaya karar verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Gingrich sürprizi&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Bildiğim kadarıyla sahnede, John Huntsman, Rick Perry, Mitt Romney, Newt Gingrich, Rick Sentorum, Ron Paul vardı. Yarışı, Cumhuriyetçi Parti’nin geleneksel çizgisine yakın, yatırım bankacısı Romney’ın kazanacağı düşünülüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta bakınca, ilk üç eyalet seçimini, tarihte ilk kez üç farklı adayın kazandığını, yarışın geleceğine ilişkin bir belirsizlik yaşandığını gördüm. Geçen hafta yapılan Güney Carolina seçimlerine giderken Huntsman ve Perry çekilmişler. Perry, Gingrich’i destekleyeceğini açıklamıştı. Güney Carolina seçimini de en güçlü aday Romney değil, hiç beklenmedik bir biçimde Gingrich, hem de 12.5 puan farkla kazandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD’de sağ ve sol medya, Cumhuriyetçi Parti’nin bir aday üretemeyecek kadar dağınık olan vitrininin şimdi daha da dağıldığında anlaşıyorlar. Dahası Güney Carolina’yı, Obama karşısında en az kazanma şansı olan aday olarak kabul edilen Gingrich’in kazanması ortaya garip bir durum çıkarttı. Bugüne kadar Cumhuriyetçi Parti’nin tüm başkan adayları, her zaman önce Güney Carolina seçimlerini kazanmış. Güney Carolina seçimleri bugüne kadar “aşırı” adayların elenmesini kolaylaştıran bir “filtre” olmuş. Bu denklem gereğince, parti merkezinin tercih ettiği, kasası da çok sağlam bir aday olan Romney’in Güney Carolina seçimlerini kazanması gerekiyordu. Hem bu gelişme hem de Gingrich’in aniden canlanma biçimi, “yarışta artık geleneksel ölçütlerin egemen olamayacağını” (Zeleny, New York Times) düşündürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Zincirlerinden boşanmış bir sağ popülizm&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;ABD başkanlık seçimleri sürecine bakınca Cumhuriyetçi Parti aday adayları arasında, sağ popülizmin alıp başını gittiği, ırkçılık, kökten dincilik, homofobi, emperyalizm alanlarında sert bir yarışın başladığı görülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gingrich’ın Güney Carolina seçimlerini kazanmasının temelinde, bu eyaletin kültürel yapısının son yıllarda değişmiş, beyaz işçi sınıfı arasında köktendinciliğin, Obama üzerinden ırkçılığın, artan işsizlik ve mali kriz üzerinden Cumhuriyet Parti “seçkinlerine” ve “Wall Street”e (mali sermayeye) yönelik bir öfkenin çok güçlenmiş olması, Çay Partisi ve Wall Street işgal hareketlerinin kültürel etkileri var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güney Carolina seçimlerinde sandık başına gidenler arasında yapılan kamuoyu yoklamaları, Gingrich’e verilen desteğin arkasında, yalnızca Obama’ya karşı çıkacak değil, kampanya sırasında “kan akıtacak” bir aday arayışının da yattığını ortaya koyuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Washington, New York seçkinleri halkın çıkarlarını savunmuyor” sloganı, “seçkinlerin bağnaz din düşmanlığından”, “medyanın halkın dürüst adaylarını hedef almasından” yakınan konuşmaları, Obama’ya yönelik “o San Fransisco’daki çevreci ve aşırı solcu dostlarını kayırıyor” suçlamaları, büyük sermayeye karşı beyaz işçi sınıfını savunan eleştirileri, “8 yaşındaki siyah çocuklar devletten yardım alacağına kapıcılık yapsın” gibisinden ırkçı önerileri Gingrich’in de bu beklentiye cevap vermek için elinden geleni yaparken Alman İtalyan faşist propagandasını aratmayan bir söylem geliştirmekte olduğu görülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlangıçta Gingrich’in çok aşırı görüşlere sahip, kavgacı bir aday olduğundan ön seçimleri kazanma şansı olmadığı düşünülüyordu. Ancak Güney Carolina sonuçları muhafazakâr seçmenin eğilimlerine ilişkin yerleşik algıları bulanıklaştırdı. Ya seçmen sanılandan daha fazla sağa kaymışsa? Ya diğer adaylar da seçmeni izleyerek daha da sağa kayarsa. Ya Obama’nın uygulamaları karşısında düş kırıklığı yaşayan “Yükselen Amerika” seçmeni (İspanyol, siyah, bekâr kadınlar, 18-29 yaş arası gençler- toplam seçmenin yüzde 53’ü) Demokratlar’ın meclis çoğunluğunu kaybetmelerine yol açan 2010 ara seçimlerinde olduğu gibi yine sandık başına gitmek istemezse...&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-5880955890656935144?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/5880955890656935144/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=5880955890656935144' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/5880955890656935144'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/5880955890656935144'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2012/01/abdde-baskanlk-secimlerine-dogru.html' title='ABD&apos;de başkanlık seçimlerine doğru'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-5938998927224906033</id><published>2012-01-19T08:48:00.000Z</published><updated>2012-01-19T08:48:14.232Z</updated><title type='text'>İran üzerinden 'Büyük Oyun</title><content type='html'>(18 Ocak 2012 ) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Büyük Oyun”un alanı Asya Pasifik bölgesine doğru kayarken “Ortadoğu” sahnesinde de İran (ve Suriye), üzerinde yoğunlaşmaya başladığı görülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Büyük Oyun” kavramı ilk önce 19. yüzyılın başında İngiliz ve Rus emperyalizmi arasındaki rekabeti tanımlarken kullanılmış. Daha sonra, bu kavram İngiliz hegemonyası gerilemeye başladığında, “Güç Transferi” süreci bağlamında 20. yüzyılın başında popüler olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reagan döneminde, 1980’lerde başlayan ve SSCB’nin yıkılması, “küreselleşme” açılımıyla konsolide olan bir “restorasyon” denemesinden sonra ABD hegemonyası Asya kriziyle birlikte yeniden hızlanarak gerilemeye başlamıştı. Artık ABD dış politikası, giderek yükselen güçlerin, yükselişine uyum sağlama, bu yükselişi geciktirme sorunsalı üzerinde yoğunlaşıyor, Ortadoğu (Büyük Ortadoğu) yeni “Büyük Oyun”un sahnesi olarak öne çıkıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD imparatorluk projesinin başarısızlığı, bunun getirdiği mali yükün de katkısıyla patlak veren mali kriz içinde “Güç Transferi” sürecinin tarafları, yeni “Büyük Oyun”un aktörleri de ABD ve Çin olarak belirmeye, “oyun”un kapsamı değişmeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD’nin geçen hafta tartıştığım “Yeni Savunma Stratejisi” bu yeni durumu özetlerken Brzezinski’nin Foreign Affaires dergisinin ocak/şubat sayısındaki denemesi, hafta sonunda Financial Times’la yaptığı söyleşi de bu “durumun” arkasındaki mantığı açıklıyordu: Avrupa’nın lider ülkeleriyle ilişkiler yeniden güçlendirilecek; Polonya, Türkiye ve Rusya bu gruba eklenecek; güç konuşlanması, Çin’le bir çatışma çıkarmamaya dikkat edilerek Asya Pasifik bölgesine kaydırılacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, bu koşullarda Ortadoğu ne olacak? “Arap Baharı” denilen olayın bölgenin enerji denklemine getirdiği değişiklikleri daha önce “Yeni Soğuk Savaş” savı bağlamında tartışmıştık. Kısacası, bölgenin enerji kaynakları gittikçe artan oranda bölgede kullanılacak, küresel enerji tedariki denkleminde bölgenin katkısı, özellikle ABD açısından giderek azalacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uluslararası danışmanlık şirketi Ergo’dan Kathleen Sullivan’ın cuma günü Financial Times’da yayımlanan “Suudi Arabistan’ın Küresel Petrol Piyasalarındaki Egemenliği Bitiyor” başlıklı yorumu da bu sürecin ayrıntılarını anlatıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu madalyonun öbür yüzünde, Çin ve Hindistan açısından bölgenin enerji ihracatının öneminin artmaya devam ediyor olması var. Goldman Sachs’ın tahminlerine göre önümüzdeki iki yıl içinde Çin dünyanın en büyük petrol ithalatçısı olacak (BBC, 15/01).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çin yıllık petrol ithalatının yüzde 11’ini İran’dan gerçekleştiriyor; Suudi Arabistan’dan günde ortalama bir milyon varil ham petrol ithal ediyor. Çin, 2009 yılında ABD’yi geride bırakarak Suudi Arabistan’ın bir numaralı müşterisi olmuş. Bu ithalat yılda yüzde 13 gibi bir hızla artmaya devam ediyor. Çin’in Katar’dan yıllık petrol ithalatı da 2011’de yüzde 76 oranında artarak 1.8 milyon varile ulaşmış (Wall Street Journal, 14/01).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölgede İran ve Suriye dışındaki, özellikle enerji kaynaklarının bulunduğu ülkelerin hepsi ABD’nin siyasi askeri nüfuz alanı içine düşüyorlar. Diğer bir deyişle yeni “Büyük Oyun”da ABD’nin karşısında yer alan Çin, bölgeden en büyük petrol ithalatını ABD nüfuz alanının dışında kalan İran’dan gerçekleştiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer Çin ABD’nin İran’a uygulamaya başladığı ambargoya katılırsa: Birincisi, İran’dan yapılan ithalat kesildiği için oluşacak açığı nereden karşılayacak? İkincisi, İran petrolü piyasadan çekilince yükselen fiyatlar, Çin üzerine ek bir mali yük getirirken Batı’nın büyük petrol şirketlerinin kârları artacak. Üçüncüsü, Çin bu açığı Ortadoğu’dan kapatmaya çalıştığı oranda, ABD’nin denetimindeki enerji kaynaklarına bağımlılığı artacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu “oyunda” birbirini tamamlayan iki senaryo düşünebiliriz. Birinci senaryoda, İran’ın bağımsızlığına son veriliyor, tüm enerji kaynakları ABD nüfuz alanı kapsamına alınıyor. İkinci senaryoda, ABD’nin enerji tedariki açısından bölgeye gereksinimi azalırken istikrar sağlama amacı önceliğini yitiriyor, denetim önem kazanıyor. ABD’nin rekabet eden güçlere her an uzaktan müdahale edebilmesine olanak veren bir “denetimli istikrarsızlık” ortamı oluşuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, bir üçüncü senaryo daha düşünülebilir. Bu senaryoda, İran bağımsızlığını koruyor; hatta nükleer silah imal ederek daha da konsolide ediyor. Çin, ambargoya katılmıyor. Bu durumdan cesaret alarak Hindistan’da İran’dan petrol ithalatını, ticari ilişkilerini geliştirmeye devam ediyor. Çin, Suudi Arabistan’la, Körfez ülkeleriyle ekonomik ilişkilerini geliştirmeye devam ediyor, ABD’yi bölgeden dışarı iten bir basınç oluşturmaya başlıyor. ABD açısından, denetimli (ya da salt) istikrarsızlık, Sünni-Şii çatışmasını kışkırtmak giderek tek uygulanabilir senaryoya dönüşüyor. İran ve Suriye’nin komşusu ve Sünni eksenin parçası olan Türkiye’yi, sizce bu senaryolar içinde neler bekliyor?&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-5938998927224906033?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/5938998927224906033/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=5938998927224906033' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/5938998927224906033'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/5938998927224906033'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2012/01/iran-uzerinden-buyuk-oyun.html' title='İran üzerinden &apos;Büyük Oyun'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-5141834801705897908</id><published>2012-01-13T09:02:00.000Z</published><updated>2012-01-13T09:02:19.238Z</updated><title type='text'>ABD'nin yeni savunma stratejisi (II)</title><content type='html'>11 Ocak 2012 - &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazartesi yazımda ABD’nin, Başkan Obama tarafından “yeni bir döneme geçiş”, “yeni bir yönelim” nitelemeleriyle sunduğu, savunma bakanı Panetta’nın deyişiyle “stratejik bir dönüm noktasında” hazırlanan Yeni Savunma Stratejisi Raporu’nun ana hatlarını irdelemiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rapor, ABD’nin güvenlik önceliklerinde, Avrupa’dan, Ortadoğu’dan Asya Pasifik alanına doğru, öncelikle Çin’i hedef alan bir kaymaya işaret ediyordu. Savunma stratejisinde “aynı anda iki büyük savaş kapasitesi” hedefi, yerini “bir büyük savaş ve bir yerel istikrar sağlama operasyonu kapasitesi” hedefine bırakıyordu. Güvenlik teknolojilerindeyse “siber uzay” ve “siber güvenlik” alanlarına, hava ve uzay güçlerine, denizaltılara, füze savunma sistemlerine, “IV. Kuşak savaşçılarına” (özel güçler, uzmanlar) doğru bir yönelim öneriliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;‘Geçiş’ ama nereye?&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;“QDR -2001” ve “Yeni Savunma Stratejisi” (2002) ABD’nin ekonomik, kültürel liderliğinin, çekiciliğinin kaybolmakta olduğunu kabul ederek, çıkarlarını, üstünlüğünü korumayı, bir başka rakip gücün yükselmesini engellemeyi, rakipsiz askeri gücünde dayanarak başarmayı amaçlıyordu. (ABD’nin savunma harcamaları kendisinden sonra gelen en büyük 20 ülkenin toplam savunma harcamalarından daha büyüktür.) Bu kabule dayanan bir liderlikten, “hegemonya” konumundan, kimseye aldırmadan tek başına davranabilen küresel bir imparatorluk kurma stratejisine geçildiği anlamına geliyordu. Bu geçişin ilk operasyon alanı olarak da “Büyük Ortadoğu” seçilmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, bu proje başarısız olmakla kalmadı, hegemonya kaybı sürecini hızlandırdı. Obama, başkan seçildiğinde, ABD’nin çekiciliğini, liderlik konumunu yeniden kazanarak bir “hegemonya restorasyonu” sürecini başlatabileceği beklentisi oluştu. Ancak Irak ve Afganistan’daki başarısızlıklara ek olarak, hem mali kriz, hem de Çin’in bir büyük güç olarak yükselme sürecinin başlamış olması, ABD’nin Çin’e mali bağımlılığı, bu restorasyon projesi umutlarını kısa sürede söndürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi karşımızda, bir “American Emporium” kurmanın, ABD hegemonyasını restore etmenin olanaksızlığını kabul etmiş, ama küresel çıkarlarını askeri üstünlüğüne dayanarak korumaya kararlı bir büyük güç var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yeni Savunma Stratejisi”, ABD’nin artık savunmaya çekilmeye başlayan konumunu koruyabilmek için “uzaktan dengeleme” stratejilerine giderek daha çok dayanmaya kararlı bir güç olduğunu düşündürüyor. Büyük güçler arası ilişkilerin, bir “hegemonya” altında kurulan “düzenden”, bir “güçler dengesi” ortamına geçmeye başlamasıysa, ekonomik mali kriz içinde çok tehlikeli bir döneme girilmiş olduğunu düşündürtmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;‘Güçler dengesi’ politikası...&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Uzaktan dengeleme stratejileri, “güçler dengesi” politikaları, büyük güçler açısından iki vektörden oluşan, son derecede patlayıcı bir dış politika ortamının şekillenebileceğini düşündürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci vektörde, rakip ülkeler arasındaki çelişkileri sürekli kaşıyan, yeni çelişkiler icat etmeye çalışan etkinlikler yer alır. Bu etkinlikler, gizli örgütlerin desteklendiği, istihbarat kuruluşlarının, askeri ve güvenlik bürokrasilerinin devlet politikalarını belirlemeye başladığı, hukuk düzeninin, “demokratik” teamüllerin hızla yok olduğu, Umberto Eco’nun “Prag Mezarlığı” yapıtında kurguladığından çok uzak olmayan bir dünyaya açılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece, rakiplerin, bölgesel sorunlar içinde boğularak, küresel hesaplara girecek bir konuma ulaşmalarının engellenmesi amaçlanır. Rakip ülkeler (egemen sınıfları ve rejimleri), ülke içinde veya bölgesel düzeyde desteklenecek, hatta yaratılacak, siyasi istikrarsızlıklar, çatışmalar, savaşlar aracılığıyla ekonomik-askeri kaynaklarını ve halkları gözünde meşruiyetlerini tüketmeye zorlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci vektörde de, rakipler arasındaki çatışmalara son anda müdahale ederek avantaj elde etmeye yönelik, sürekli değişen ittifak arayışları yer alır. Böylece, giderek herkesin herkesle savaşmaya hazırlandığı, kaynaklarını, enerjisini bu çabalar içinde tüketmeye başladığı “Hobbesian” bir dünya “yeniden”(!) şekillenir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Raporda, İran ve Çin’in birlikte anılması, Suriye’de sürmekte olan istikrarsızlaştırma operasyonu, Hamas’a değinilmezken Hizbullah’ın vurgulanması, bu gelişmelerin en yoğun bir biçimde Ortadoğu’da yaşanacağını düşündürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;‘Yenilik’, süreklilik&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;ABD’nin Yeni Savunma Stratejisi ABD yönetimi “üstünlüğünü” işte böyle bir dünya içinde, böyle bir dünyanın oluşmasını hızlandırarak korumaya hazırlanıyor. Bu “yeni yönelim”, Bush dönemindeki savunma stratejisi söz konusu olduğunda, en azından iki alanda sürekliliğe işaret ediyor. Birincisi, esas olarak askeri güce dayanma, dış politikayı militarize etme çabası, bu “yeni yönelimde” de belirleyici. İkincisi, yeni savunma stratejisinin, hızlı, ileri teknolojiye dayalı, ağlara bağlı küçük ama uzmanlaşmış savaş birliklerine verdiği önem, Donald Rumsfeld’in “Askeri Alanda Devrim” projesinin gerçekleşme sürecinde, Pentagon’un direncinin kırılarak ileri bir aşamaya geçildiğini düşündürüyor.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-5141834801705897908?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/5141834801705897908/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=5141834801705897908' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/5141834801705897908'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/5141834801705897908'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2012/01/abdnin-yeni-savunma-stratejisi-ii.html' title='ABD&apos;nin yeni savunma stratejisi (II)'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-7122894859672117615</id><published>2012-01-05T10:59:00.000Z</published><updated>2012-01-05T10:59:43.320Z</updated><title type='text'>"2012"</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space: pre;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;( 04 Ocak 2012) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umarım yeni yıla her zamankinden daha dikkatle hazırlanmışsınızdır. Çünkü, Maya rahiplerinin yaklaşık 1500 yıl önce yaptıkları hesaplara göre, 21 Aralık 2012’de uygarlığımız sona eriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maya hatta Sümer kehanetlerine dayandırılan bir senaryoya göre, Marduk, Nibiru, Planet X gibi adlarla tanımlanan, Güneş’e Plüton’dan biraz daha uzak, biraz daha büyük bir gezegen 2012 yılında dünyaya çarpacakmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kültür endüstrisi de ciddi gazetelerin köşelerine kadar uzanan bu “uygarlığın sonu” senaryolarına kendince katılmaya başlamış görünüyor. Lars Von Trier’in Eylül 2011’de vizyona giren Melancholia filmindeki, Marduk kehanetini kabul eden yaklaşımın yanı sıra iki senaryo daha var. Biri, The Day After (2004), 2012 (2009) filmlerinde izlediğimiz, ani iklim değişikliği ya da dünyanın merkezindeki magmanın (erimiş metal) Güneş’ten gelen radyasyonun etkisiyle aniden ısınmaya başlaması gibi doğal felaket temelli bir sona ilişkin. İkincisi de uzaydan gelen bir başka uygarlığın etkilerine dayalı bir son. Bu kategoride de The Day The Earth Stood Still (2008), Skyline (Kasım 2010), Battle of Los Angeles ( Mart 2011), The Darkest Hour (Aralık 2011) gibi filmler var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu kehanetler, yayınlar, filmler, bize uygarlığımızın bu noktasında “zamanın ruhu”nun, giderek artan bir yoğunlukta “kendi sonunu” hayal etmeye başladığını gösteriyor. Neden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Melankoli&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Bu soru üzerinde düşünürken, Lars Von Trier’in Melancholia filmi, hem içerik hem de zamanlama açısından bize yardımcı olabilecek ilginç bir örnek sunuyor. Film çok zengin bir burjuva ailenin, “Marduk”un dünyaya çarpmasını beklerken yaşadıkları son saatlere egemen ruh halini, görüntüler, renkler, tempo, alt izlekler, özellikle de müzik aracılığıyla, melankoli olarak tanımlıyor. Trier bu filmde, bize geleceğini kaybettiğini bilen, ama bu kaybı son ana kadar kabullenemeyen dünya, 7 milyar insan yok olurken yalnızca kendisini düşünen bir sınıfın ruh halini simgeliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten de melankoli çok değerli bir şeyi kayıp etmiş olmakla ilgilidir. Ama benzer bir durumla ilgili olan yas tutma halinden çok önemli bir noktada ayrılır. Yas tutan neyi kaybettiğini “bilir”, bu kaybı kabullenir, kendi simgesel evreninin içine yerleştirerek yaşamına, bu kaybın getirdiği koşullara uyum sağlayarak devam eder. Melankoli’de kaybeden, neyi kaybettiğini “bilmez” (kendine itiraf etmez, kabullenemez) bu yüzden de bu kaybı kendi simgesel evreninin içine yerleştirerek bu kaybın getirdiği koşullara uyum sağlayarak yola devam edemez. Kaybetmişlik noktasına saplanır kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Agamben’in Stanza yapıtında gösterdiği gibi, melankoli, feodalizmin uzun krizi içinde, “dünyasının” dağılmaya, simgesel evrenin istikrarı kaybolmaya başladığı bir noktada, ruhban sınıfı içinde, öncelikle de yazmanlar arasında ortaya çıkmış. Son yıllarda da bir “son” duygusunu canlandıran, kapitalist kriz döneminde, kültür endüstrisi içinde de ortaya çıkması çok anlaşılır bir şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geleceğini kaybeden uygarlığın içinde, tarihin derinliklerindeki uygarlıkların “bilge”lerinin (ki onların “bilgileri”nin bir kısmı yanlıştır, kalanı da bugün bir lise giriş sınavını bile geçmeye yetmez) kehanetlerinde hikmet arama çabalarıysa, başka bunaltıların kapısını aşacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Geçmiş zaman korkusu...&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Melankoliyi besleyen “uygarlık sonu” senaryolarına, geleceği kaybetmiş olma duygusunun yanı sıra, geçmişi, kapitalizmin doğum sancılarını, ilkel birikimi, krizlerin tetiklediği paylaşım savaşlarının insanlığa getirdiği felaketleri unutamamaktan kaynaklanan bir korku da biçim verebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu geçmişi unutamamanın getirdiği korkunun izlerini, “uzaydan gelenler” senaryolarında görüyoruz. Bu senaryoların hemen hepsinde, karşımızda teknolojik olarak “bizden” çok ileri, bu “ilkel uygarlığın” insanlarına hiç önem vermeyen, diyalog kurulması bile olanaksız “uzaylılar” var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The Day The Earth Stood Still filmindeki uzaylı, dünyadaki canlı türlerinin var olmaya devam etmesi için içlerinden birinin, insanın, yok olması gerektiğini ve edileceğini haber vermeye gelmiştir; bu gezegenin aslında sandığımız gibi “bize” ait olmadığını da vurgular. Aynı, conquistador’ların, sömürgecilerin, dışardan gelenlerin, Afrika’da, Avustralya’da, Amerika’da yerlilerin toprak hakkını “doğal olarak” yok sayması gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Skyline’da uzaydan gelenler, insanların beyinlerini toplamaktadırlar, Battle of Los Angeles’de okyanusların sularını, The Darkest Hour’da da mineralleri ve enerjiyi... İnsanların ise bu kez, 1996’da henüz mali krizler zinciri başlamadan önce kurgulanmış The Independance Day filminin iyimserliğinden, farklı olarak, böcekler gibi ezilmekten, Avustralya, Amerika yerlileri gibi direnseler de umutsuz bir yok olma sürecine girmekten başka seçenekleri yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekteyse bugün, insanlığın, melankoliyi kapitalist sınıfa bırakarak, yeni başlangıçları düşünmeye başlamaktan başka bir seçeneği yoktur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-7122894859672117615?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/7122894859672117615/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=7122894859672117615' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/7122894859672117615'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/7122894859672117615'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2012/01/2012.html' title='&quot;2012&quot;'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-474495829678791145</id><published>2011-12-29T13:37:00.000Z</published><updated>2011-12-29T13:37:07.386Z</updated><title type='text'>Mısır nereye gidiyor?</title><content type='html'>28 Aralık 2011 - &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısır’da askeri cunta, üç haftadır süregelen protesto eylemini tüm dünya basınında nefretle karşılanan bir şiddetle bastırdı. Genel seçimlerin ikinci turunda, Müslüman Kardeşler’in ve Selefi akımların partilerinin aldıkları oyların oranı yüzde 70’e ulaştı. Mısır ve Devrimci Gençlik Bloku ile liberallerin toplam oyları yüzde 10 düzeyinde kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son veriler Mısır’da ekonomik koşulların bozulmakta olduğunu gösteriyor. Ekonomik büyüme hızı yüzde 0.2’ye gerilerken, yabancı yatırımların yüzde 93, toplam yatırımların yüzde 18, turizm gelirlerinin yüzde 10.4 gerilediği hesaplanıyor (Bloomberg 25/12). Bütçe açığının bu yıl GSMH’nin yüzde 12’sine ulaşması bekleniyor (Al Ahram 25/12).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekonomik koşullar bozulurken, başkanlık seçiminin tarihi üzerine yoğunlaşan protesto eylemleriyle ilgili tartışmalar, siyasal İslamın, Silahlı Kuvvetler Üst Konseyi cuntasına yakınlaşmakta olduğunu düşündürüyor. Bu bağlamda oldukça kötümser yorumların birinde, Mısır’ın giderek Türkiye’ye değil Pakistan’a benzeyeceği ileri sürülüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Üç odaklı siyaset&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Mısır’da siyasi coğrafyayı bir süredir üç siyasi odak arasındaki mücadele şekillendiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mübarek devrildikten sonra yönetimi ele geçiren askeri cunta (artı, “yargı ve bürokrasi” - Shaboski, Alawsat, 21/12), aşağıda değineceğim ekonomik etkenlerin de baskısıyla, yeni şekillenmekte olan siyasi yapı içinde kendine etkili bir kurumsal konum sağlamadan yönetimi “sivillere” devretmek istemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gereken pazarlıkların yapabilmesini açısından cunta, önce genel seçimlerin tamamlanmasını, başkanlık seçimlerine de genel seçimlerin sonunda oluşacak meclisin yapacağı anayasa belli olduktan sonra gidilmesini öngören programı uygulamaya çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısır “devrimini” başlatan, “gençlik” hareketi ve etrafındaki liberal entelijansiyayı da kapsayan blok, gereken hazırlıkların yapılamayacağını düşünerek, genel seçimlere, başkanlık seçimlerine giden sürenin uzatılmasını istiyordu. Daha sonra, siyasal İslam ve cunta arasında gelişmeye başlayan diyaloğu, “devrimin”, devrime katılmayanların iktidarını hazırlamakta olduğunu gördükçe, yönetimin bir an evvel sivillere devredilmesini, anayasanın hemen yapılmasını talep etmeye, bu amaçla meydan ve sokak eylemlerini yeniden harekete geçirmeye başladı. Bu süreç Devrimci Gençlik Bloku ve bağlaşıklarıyla, cunta arasında gittikçe sertleşen, geçen hafta ekranlara yansıyan kanlı çatışmalara yol açmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu siyasetin üçüncü köşesinde, askeri cunta ve Devrimci Gençlik Bloku çatışarak birbirini yormaya, toplumsal desteklerini tüketmeye devam ederken, adım adım iktidarı almaya doğru ilerleyen siyasal İslam var. Bu hareketin büyük kanadını Müslüman Kardeşler’in, genel seçimlerin ikinci turunda oyların yüzde 47’sini alan Özgürlük ve Adalet Partisi, küçük kanadını da Selefi hareketin, oyların yüzde 20’sini alan Nur Partisi oluşturuyor. ABD Senato Dışişleri Komisyonu Başkanı Senator John Kerry’nin son Mısır ziyaretinde, bu siyasi partileri ziyaret etmesi de ABD’nin yılda 1.3 milyar dolar yardım yaptığı Mısır ordusuyla bu akımlar arasında bir “modis operandi” oluşturmaya çalıştığını gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyasal İslam da siyasal sürecin takvimi konusunda cuntanın yaklaşımını benimsiyor. Bu akım, yeni anayasayı, genel seçimlerden sonra iskemlelerin çoğunu almış olacağı bir meclisin yapmasını istiyor. Bu nedenle de, özellikle Selefi Nur’un sözcülerinin, çatışmalarda ölen 14 gösterici ve askerlerin meclisin camlarından göstericilere fırlattıkları eşyaların arasındaki, üzerinde Kuran’dan ayetler yazılı metal plakalar konusunda suskunluklarını koruduğu; göstericilere, özellikle kadınlara karşı giderek daha eleştirel, sert bir dil kullanmaya başladığı görülüyor (El Ahram, 22/12/2011). Bu eleştirilere ABD dış politika çevrelerinden sesler de katılıyor (“The Frankenstein of Tahrir Square” Steven Cook, Foreign Policiy, 19/12/2011).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Pakistan’a mı benzeyecek?&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Siyasal İslamla cunta arasındaki yakınlaşmanın arkasında güçlü ekonomik dinamikler de var. Mısır’da ordu, Pakistan ordusuna benzer biçimde makarna üretiminden maden suyuna, tüp gazdan petrol istasyonları zincirine, inşaattan turizme birçok alandaki yatırımlarıyla ekonominin yaklaşık yüzde 40’ını oluşturuyor (Al – Khalsan, Al Masry Al Youm, 24/12). Bu anlamda ordu emir-kumanda “nomenklatura”sını (hiyerarşisini), bir “devlet kapitalisti” sınıf olarak görmek de olanaklı. Siyasal İslama bakınca da, Müslüman entelijansiyanın yanı sıra, çarşı eşrafından büyük tüccarlara, toprak sahiplerine kadar uzanan bir mülk sahipleri bloku görüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD, Pakistan örneğinde olduğu gibi, Mısır’da da bu iki kesimi birden kendi çıkarlarına eklemlemeyi amaçlıyor. Mısırlı analist Maamun Fendi, ABD’nin bu konuda deneyimli diplomatlarından Anne Patterson’u, Pakistan’dan sonra Mısır elçisi olarak atamış olmasını, Mısır’daki siyasal İslamın Pakistanlı din bilimci Abul Ala Maududi’nin yorumlarından esinlenerek gelişmiş olmasıyla birleştirerek, “Pakistan’laşma” sürecinin bir belirtisi olarak yorumluyor (Al Masry al Youm, 16/12).&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-474495829678791145?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/474495829678791145/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=474495829678791145' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/474495829678791145'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/474495829678791145'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2011/12/msr-nereye-gidiyor.html' title='Mısır nereye gidiyor?'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-1969268614470742331</id><published>2011-12-22T11:33:00.002Z</published><updated>2011-12-22T11:33:41.148Z</updated><title type='text'>Yılın İnsanı -Yılın ‘Olayı’</title><content type='html'>Time dergisi “protestocu”yu kapak yaptı. Time belki de uzun zamandır ilk kez doğru bir seçim yapmış. Dergi kapağındaki resme bakınca yüzü kapalı, kimliği belli olmayan bir figür görüyoruz. Bence bu da doğru. Yılın insanı, belli bir “yüzü” olan birey değil de ondan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıl boyunca, Tunus, Mısır, Cezayir, Bahreyn, ABD, İspanya, İngiltere, Yunanistan, İtalya, Portekiz, İsrail, Meksika, Suriye, Hindistan, Şili ve Rusya’da sokakları, meydanları dolduran protesto eylemlerinin anlamını, katılanların toplumsal özelliklerini, teknolojinin rolünü tartıştık. Tartışmaya da devam edeceğiz. Büyük bir olasılıkla, 2012’de benzer eylemlerin Çin’de ve diğer Asya ülkelerinde de patlak verdiğine tanık olacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de bunların hepsine birden geride bıraktığımız 20, hatta otuz yılın “olayı” demek gerekiyor. Yaşananlar, gözlemlenenler, felsefi anlamda “olay” tanımına uygun: Hiç beklenmedik bir anda, beklenmedik bir yerde, biçimde patlak verdi. Hiç beklenmedik, hatta anlaşılamaz biçimde hızla yayıldı, evrensellik kazandı. Toplumsal olaylar, devrimler konusunda yerleşik bilgilerimizi altüst etti. Daha sonra üzerinde düşünmeye başladığımızda, çoğumuz, bu “olay”ın aslında olmayı beklediğini, koşullarının çoktan hazır olduğunu gördük. Ama “olay” gerçekleştikten, bizi bu koşulları görecek biçimde değiştirdikten sonra...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Peki, ne oldu?&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Olay” verili bilgi sistemimizde bir delik açtı. Şimdi deliği doldurmaya, bilgi sistemimizi yeniden düzenlemeye çalışıyoruz: Olanların anlamı ne? Kimler yaptı? Bizi nasıl etkiliyor, bir sorumluluk yüklüyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu açılan delik, artık gerçek anlamda bir ideolojik mücadele sahnesidir. Bu mücadeleyi kazananlar, bu “olayın” anlamını belirleyecekler, tabii etkilerini de...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ideolojik mücadele alanında, birbirinden farklı üç yaklaşım dikkat çekiyor. Birincisi, “olay”a açıkça karşı çıkamıyor, saptırmaya başlıyor. İkincisi, aslında olmadı, ortada “olay” filan yok diyor. Üçüncüsü, “olayı” kabul ediyor, ona katılmaya, “hakikatini” evrenselleştirmeye, etkilerini yaymaya çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci yaklaşımın en tipik örneğine Foreign Policy dergisinde Hernando de Soto’nun yorumunda rastlıyoruz: Tunus’ta kendini yakarak olayı başlatan Bouazizi, “hayatını kazanmak ve sermaye biriktirmek istiyordu”.. “yeteneği alıp satmaktı”.. “pazarda kalıcı bir tezgâh istiyordu, verselerdi (piyasa serbest olsaydı E.Y.) yaşamı değişecekti”.. “yoksulların da alıp satma hakkı vardı”. Kısacası bu “olay”ın “hakikati”, alıp satma özgürlüğü mücadelesidir. Gözden gizlenen ise şudur: Alış satış işlerinin devam edebilmesi, sermayenin birikebilmesi için, Bouazizi gibi “büyük insanlığın” sürekli başarısızlığa uğraması, yoksul ve işgücünü piyasada satmak zorunda kalması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Time’ın yaklaşımı da aynı kapıya çıkıyordu. Time, bize kimliği, amacı belirsiz, ama genelde bir eğitimli “orta sınıf” bireyine indirgenmiş, “cool” bir protestocu sunuyor. Ortada ne polis, ne biber gazı, ne tutuklanmalar, ölüler var. Her “cool” orta sınıf bireyi gibi. Bu da “demokrasi”, daha adaletli, sürdürülebilir bir kapitalizm istiyor. Time’a göre “Protestocu” var olan kapitalizme, bir yenisi adına karşı çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın aklına,1980’lerde, neo-liberalizmin kapitalizme karşı tepkiyi, postmodernizmin sol liberallerin söyleminden yararlanarak Fordizme karşı bir tepkiyle sınırlayarak, refah devletine karşı mücadelede kullandığı günler geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Olay”ın gerçekliğini yadsıyan yaklaşıma en iyi örneği, “kendiliğinden hareket”, “devrim” gibi kavramlardan yoksun, buna karşılık kapitalizmin “gücü” karşısında gözleri kamaşmış jeopolitik analistleri oluşturuyor: Bunlara göre ortada “olay” yok, emperyalizm bölgeyi düzenleme planlarını uygulamaya koyuyor, o kadar! Bize de umuda kapılmadan, “gerçekçi” olmak, durumu kabul etmek düşüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncü yaklaşım, kitle eylemlerini, meydanlarda şekillenen örgütlenmeleri, devlet şiddetine karşı direnişi, gezegeni bir felakete sürüklemeye başlayan kapitalizme karşı seçenek arayan yeni bir dalganın ilk örnekleri olarak görüyor. Bu yaklaşım bu ilk örneklerin mutlaka başarılı olacağını, başlattıkları devrimleri tamamlayabileceklerini düşünmüyor. Bu “dalgaya” bakınca, hâlâ boş olan “özne” yerinde, işçi sınıfının yeni şekillenmekte olan, bu anlamda sınıfın geri kalanıyla örgütsel, daha önemlisi kültürel bağları zayıf kesimlerinin izlerini görüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu “olay” halk kitleleri açısından yeniden tarihi başlatıyor. Kendi kaderini eline almak isteyen “kitle”, 19’uncu, 20’nci yüzyılın, yüzü yağlı, işçi tulumlu tipik örneklerinden (bunlar hâlâ varlığını korumaya devam ederken) farklı özellikler sergileyen yeni biçimleriyle birlikte, 2011’de tarihe geri dönüyor! Hem de tüm insanlığın mutluluğunu amaçlayan, hatta gezegenin geleceğine sahip çıkan taleplerle... “Başka bir dünya mümkündür” diyerek...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-1969268614470742331?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/1969268614470742331/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=1969268614470742331' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/1969268614470742331'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/1969268614470742331'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2011/12/yln-insan-yln-olay.html' title='Yılın İnsanı -Yılın ‘Olayı’'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-2094660707972614173</id><published>2011-12-16T13:44:00.000Z</published><updated>2011-12-16T13:44:44.836Z</updated><title type='text'>Avrupa kıyısında bir garip ülke</title><content type='html'>(14 Aralık 2011)- &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır... Türkiye’den Söz etmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere’nin, Avrupa’yla yollarını ayırmaya başladığı, 9 Aralık gece yarısından 24 saat sonra, sabaha karşı, telefonda, “Ben Londra’yı hiç böyle görmedim” diyordu Sema. “Gündüz Oxford Street, Picadilly kalabalıktı. Malum Noel alışverişi furyası. Ama gece yarısı bankanın Noel yemeğinden çıktığımda, Picadilly Circus çok daha kalabalıktı. Metroya bindiğimde daha da şaşırdım. Ağzına kadar doluydu. Ama her zamanki sarhoşlarla, serserilerle, ısınmak için sığınan tek tük evsizlerle, yorgun perişan turistlerle, aylak gençlerle değil... Gayet iyi giyimli kadınlar, erkekler, birbirleriyle konuşuyor şakalaşıyor, havada bir neşe, iyimserlik... Metroda yanındakine bakmamaya çalışan Londra halkı nerede, bunlar nerede?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra ekledi, “Picadilly’den, South Gate”e kadar 45 dakika güle söyleye kahkahalar arasında geldik. Kendi durağında inenler, geride kalanlara iyi geceler filan diliyordu. Adeta salak bir Hollywood filminin içindeydim.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere tarihinin en derin resesyonunu yaşıyor. Kamu sektöründe geçen ay, bir genel grev gerçekleşti. Yeni grevler kapıda. Televizyonlarda, “ana cadde” satışlarının beklenenin altında seyrettiğini duyunca, “Amazon.co.uk”ye baktım. Yılbaşı geliyor, hediye alacağız ya. Gerçekten fiyatlarda bir hafta öncesine göre bir gerileme var. Temel gıda mallarının fiyatları artmaya devam ederken sanayi malları, beyaz eşya ve konut piyasalarında deflasyon devam ediyor. Bu arada işsizlik de artmaya... Harçlar 9 bin sterline çıkınca, bu yıl üniversitelere başvuranların sayısında belirgin bir düşüş başlamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dahası var. Başbakan Cameron AB liderler toplantısında, mali krize karşı daha derin bütünleşme, finansal sektörde denetim, önerilerini veto edip Londra’ya döndüğünde, yalnızca ülkesini değil, koalisyon hükümetini de, AB’den daha bölünmüş buldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Borç bini aşınca baklava börek yenirmiş” derler ya galiba öyle bir şey. Geçen yüzyılın başındaki depresyon döneminde de işsizlik, yoksulluk hızla artar, bedava yemek dağıtan hayır kurumlarının önünde kuyruklar uzarken halkın cebine biraz para giren kısmı, “gerçeğin çölünün” dayanılmaz ağrılarından kaçmak için kendilerini radyo programlarının, film endüstrisinin birbiri ardına ürettiği müzikallerin, ucuz müzikhollerin, ünlülerin yaşamlarına ilişkin dedikoduların, Yahudi düşmanlığının eline bırakmamışlar mıydı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;‘Hiç bu kadar yalnızlaşmamıştı’&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;AB liderleri, maliye politikaları ve mali piyasalar üzerinde daha sıkı bir disiplin uygulamaya, IMF’nin İtalya, İspanya destek paketine 200 milyar Avro eklemeye, 500 milyar Avro’luk kalıcı Avrupa İstikrar Fonu oluşturmaya karar verdiler. İngiltere Başbakanı Cameron, bu kararları, “İngiltere’nin çıkarlarına uygun bulmayarak” veto etti. İsveç, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti de katılmadılar. Böylece The Economist’in deyimiyle, “Maastricht anlaşmasının 20. yıldönümünde AB’nin fay hatları, en zayıf oldukları yerde, Manş Denizi üzerinde kırıldı”. The Economist, Başbakan’ın tutumunda bir mantık görmekle birlikte, 23 üyeli, birçok açıdan bölünmüş AB blokunun içinde kalarak siyaset yapmak yerine “Britanya’da, Avrupa’da siyasilerin suçladığı finansçıların çıkarlarını Cameron’un savunmasının taktik olarak tuhaf ” olduğunu yazıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cameron ülkesine döndüğünde, partisinin milliyetçi-muhafazakâr kanadından başka kimse bulamadı yanında. Avrupa Reformu Merkezi Başkanı Charles Grant’a göre, “İngiltere Avrupa’da hiç bu kadar yalnız kalmamıştı”. Cameron’un koalisyon ortağı Liberal Parti Grup Başkanı “Veto AB’yi ikiye böldü (17 +10), İngiltere’yi de ikinci lige gönderdi” diyordu. Muhafazakâr, The Times’ın yorumcularından Martin Ivens alaycı bir dille “Başbakan sen şimdi Demir Adamsın cesur ol” dedikten sonra “İngitere’nin AB ilişkilerinde belirsiz bir alana girdiğini” vurguluyordu. Başbakan Yardımcısı Liberal Parti Başkanı Nick Clegg’e göre Cameron’un vetosu “Muazzam bir başarısızlıktı”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The Observer’den Will Hutton muhafazakârların tarihin en eski partisi olduğunu vurguladıktan sonra, bu partinin varlığını toplumun en muhafazakâr kesimine “orta sınıfın desteğine” borçlu olduğunu anımsatıyordu. Bu parti “Fransız ve Amerikan devrimlerine, köleciliğin kaldırılmasına, karşı çıkmış, 1930’larda Hitler’le uzlaşmadan yana olmuş, Hindistan’ın bağımsızlığını kazanmasına direnmişti... İngiltere’yi yine bir dış politika felaketine sürüklüyordu”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekonomik kriz devam ediyor. Koalisyon hükümetinin ne kadar ayakta kalacağı belli değil. Avrupa ile ilişkiler belirsiz bir alana girdi. İngiltere Finans kapitalin ve muhafazakâr orta sınıfın elinde, yalnız ve Almanya’nın liderliğinde toparlanmaya başlayan Avrupa’da kimsenin takmadığı küçük ülke konumuna düştü... Ama bu sırada bu çarşılar, sokaklar dolu, bulvarlar, John Fowless’in deyişiyle “tüm ruhen karanlık yerler gibi ışıl ışıl”. Avrupa kıyısında küçük ve garip bir ülke işte...&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-2094660707972614173?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/2094660707972614173/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=2094660707972614173' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/2094660707972614173'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/2094660707972614173'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2011/12/avrupa-kysnda-bir-garip-ulke.html' title='Avrupa kıyısında bir garip ülke'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-4862333645887606017</id><published>2011-12-07T16:44:00.000Z</published><updated>2011-12-07T16:44:04.520Z</updated><title type='text'>Uygarlıklar da intihar eder</title><content type='html'>(07 Aralık 2011) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güney Afrika’da toplanan Durban İklim Değişikliği Zirvesi’nin ikinci haftasına girerken, ilk haftanın sonuçları, bu mavi, güzel gezegenin üzerinde ortaya çıkan son uygarlığın intihar etmekte olduğunu düşündürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Isınmaya devam ediyoruz&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Berkeley Earth Project ekim ayında kapsamlı bir küresel ısınma raporu yayımladı. 1800’den bu yana küresel ısınmayı araştıran raporun finansal kaynakları arasında, “küresel ısınma” savlarına yıllardır şiddetle karşı çıkan Koch Sanayi grubu da vardı. Buna karşın, raporun aktardığına göre araştırma, 1950 yılından bu yana dünyada ortalama sıcaklığın 1 derece arttığını ortaya koyuyor, bu artışın arkasında da insan etkinliğinden başka bir neden bulamıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya Meteoroloji Örgütü’ne göre geride bıraktığımız 2000 - 2010 dönemi, ölçümler başladığından bu yana en sıcak, sera gazlarındaki artışın da en yüksek olduğu on yıl olmuş (Los Angeles Times 05/12/11). Bilimsel araştırma dergisi Nature Climate Change’de (Doğa İklim Değişikliği) pazar günü yayımlanan bir makaleye göre Oslo’daki Centre for International Climate and Environmental Research’un (CICERO) bulguları, küresel ısınmanın temel nedenini oluşturan sera gazları emisyonunda, 2009’da yüzde 1.4 bir gerileme yaşandıktan sonra, 2010 yılında, yüzde 5.9’la tarihin en yüksek yıllık emisyon artışı düzeyine ulaşılmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birleşmiş Milletler bünyesindeki Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin kasım ayında yayımlanan raporunda, 220 bilim insanının iki yıl süren bir çalışmasının sonuçları, küresel ısınmayla sert hava değişiklikleri arasındaki bağlantıyı ortaya koyuyordu. Rapor önümüzdeki 20 yılda ağır sağanak yağışlardan kaynaklanan sel felaketlerinin artacağını, daha sert fırtınalar yaşanacağını, yaygın kuraklık olaylarının daha sık görüleceğini ileri sürüyor. Bu koşullardan en çok yaşlıların, yoksulların, çocukların zarar göreceğine dikkat çekiyor. Uluslararası Enerji Ajansı Başekonomisti Fatih Birol’a göre 2017 yılına kadar uluslararası anlaşmalar yapılamazsa, küresel ısınmadaki artışı 2 derecenin altında tutma olasılığını tümüyle yitireceğiz (The Guardian 20/11/011).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu sonuçlara yol açan sürecin son dönemi, 2005’te uygulanmaya konan, 2012’de de bitecek olan Kyoto İklim Değişikliği Anlaşması altında yaşandı. Şimdi Kyota’dan sonra yeni ama bu kez gerçekten etkili bir anlaşma gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Koyun can derdinde...&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Peki, durum bu kadar vahimse, neden gereken anlaşmalar yapılamıyor? Neden olacak, adeta, “koyun can derdinde kasap mal derdinde” de ondan. Genel olarak dünya halkları, küresel ısınmanın sonuçlarını hissediyor, eğer işi Tanrı’ya havale etmemişlerse, acilen bir şeyler yapılmasını istiyorlar. Buna karşılık, büyük ekonomilerin yöneticileri, anlaşmamak için türlü bahaneler buluyorlar. Ama aslında sorun onlardan da kaynaklanmıyor. Sorun onların korumakla yükümlü oldukları kapitalizmden kaynaklanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birincisi, artık en muhafazakâr, sorunu yadsıma konusunda en inatçı araştırmacılar bile kavramaya başladı ki, küresel ısınma ve çevre kirlenmesi kapitalist sanayileşmenin, 1950’den sonra yerleşen, küreselleşme döneminde iyice hızlanan tüketim hummasının sonucu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama kapitalizmi yönetenler, krize bir tepki olarak, tüketim, yatırım, dolayısıyla ucuz üretim alanlarını genişletmek için yaratılan, hacmi, 2007’de patlamadan önce 1000 trilyon dolara ulaşan borç köpüğüyle desteklenen küreselleşmenin, iklim krizini daha da arttırdığını kabul etmeye yanaşmıyorlar. Bu direniş krizi üç açıdan daha da derinleştiriyor. Birincisi, kâr maksimizasyonuna dayalı bir ekonomik modelde, alınması gereken önlemler maliyetler üzerinde baskı yaratacağından, liderler bu önlemleri almak istemiyorlar. İkincisi, bir aşırı kapasite fazlası sorunuyla karşı karşıya olan kapitalist sistem bunu aşabilmek için tüketimi ve üretimi (büyümeyi) körüklemekten başka bir yol göremiyor. Borçların ödenebilmesi için büyümenin hızlandırılması gerekiyor. Diğer bir deyişle, kapitalist üretim tarzının krizi aşma stratejileri küresel ısınmaya yol açan dinamiklerin hızlandırılmasını gerektiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ortama, ABD hegemonyasının gerilemesiyle sistemde liderlik öğesinin kaybolmaya başlaması, yeni yükselmeye başlayan güçlerin, bu yükselişi yavaşlatacak önlemlere direnci gibi jeopolitik sorunların da eklendiği görülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güney Afrika Durban Zirvesi’nin ilk haftasında bu direnişleri, tartışmaların jeopolitik boyutunu açıkça görmek mümkün oldu. ABD, Hindistan ve Çin, küresel önlemler almaya yönelik uluslararası bir anlaşmanın yapılmasına en çok direnen güçler olarak öne çıktılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekonomik ve siyasi rekabet kısırdöngüsüne saplanmış bir toplumsal üretim biçimi olarak kapitalizm, öldüğünü bilmeyen bir zombi gibi yürümeye çalıştıkça tüm uygarlığı tehdit ediyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-4862333645887606017?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/4862333645887606017/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=4862333645887606017' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/4862333645887606017'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/4862333645887606017'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2011/12/uygarlklar-da-intihar-eder.html' title='Uygarlıklar da intihar eder'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-3173651738218853081</id><published>2011-12-01T00:26:00.000Z</published><updated>2011-12-01T00:26:19.176Z</updated><title type='text'>Liberalizmin dayanılmaz ikiyüzlülüğü</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;(30.11.2011)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Marx bir yerde, “insanları kendileri hakkında söylediklerine değil yaptıklarından bakarak değerlendiririz” diyordu. Bu bağlamda, liberalizm karşımıza, yalnızca söyledikleriyle yaptıkları arasında değil, söylediklerinin bir yarısıyla öbür yarısı arasında inanılmaz çelişkiler sergileyen bir akım olarak çıkıyor. İkiyüzlülük söz konusu olduğunda kimse liberalizmin eline su dökemiyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Özgürlükler, ama liberalizme rağmen...&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Genelde bireysel özgürlükler, demokrasi, hoşgörü, insan hakları, kuşkuculuğun ve aklın önemi gibi kazanımların liberalizm sayesinde elde edildiğine inanılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki felsefe profesörü Dominico Losurdo’nun 2005’te İtalya’da, 2011’de de İngiltere’de yayımlanan, Financial Times yazarlarının bile övgüyle bahsettiği “Liberalizm: Bir Karşıt Tarih” başlıklı çalışması karşımıza başka bir tarihsel panaroma koyuyor(1): İnsanlığın tüm bu kazanımları, ilk kez liberal gelenek tarafından, mutlak monarşiye, kiliseye karşı gündeme getirilmiş olsalar bile ancak liberalizmin dışladıkları, köleler, yoksullar, işçiler daha da ilginci, liberalizmin baş düşman ilan ettiği Jakobenlerin, onların mirasını devralan Marx’ın, Engels’in izinden gidenler tarafından liberalizme karşı mücadele içinde geliştirilebildiğini görüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Eski rejime” karşı liberal görüşlerle mücadele eden kapitalist sınıfın, kendi ekonomik kazancını arttırmak için sömürgecilikten, soykırımdan çekinmemiş, çıkarlarıyla çelişen her konuda, otoriter, baskıcı görüşleri benimsemekten, şiddet uygulamaktan kaçınmamış olması büyük bir paradoks oluşturuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekonomik liberalizm daha başından siyasi liberalizmden (özgürlüklerden) kopmuş. Kapitalist sınıf kendisi gibi olmayanları dışlamış, liberalizmin ilkelerini onlara uygulamamış. Siyasi özgürlükleri geliştirmek için dışlayıcı, “ötekileştirici” anlayışlara, ideolojilere karşı mücadeleyi de liberalizmin dışladıkları üstlenmiş. Siyasal özgürlükleri geliştirmek için mücadele edenler de kısa sürede, liberalizmin tanımladığı “ekonomik özgürlükler” kavramıyla hesaplaşmak zorunda olduklarını görmüşler.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;İşçiler, çocuklar ve köleler&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Bu “ikiyüzlülük”, kapitalist sınıf “devrimci barutunu” yitirdikten sonra gelişmiş bir hastalık değil. Losurdo, liberal düşüncenin tarihine bakınca, bu ikiyüzlülüğün “devrimci” döneme de damgasını vurduğunu gösteriyor. Örneğin Losurdo, okuyucusuna liberal düşüncenin kurucusu sayılabilecek John Locke’un aynı zamanda, köleciliğin ateşli bir savunucusu olduğunu anımsatıyor. Locke, “bir insanın bir başkasının tutarsız, belirsiz, bilinemez ve gelişigüzel iradesine tabi olamayacağını” ileri sürerken aynı zamanda, “Caroline eyaletinin her özgür bireyi, siyah köleleri üzerinde mutlak otoriteye sahip olacaktır” diyebiliyor. Amerika’nın 1775 bağımsızlık deklarasyonu, “bütün insanların (aslında erkekleri kastediyor-E.Y) eşit yaratıldığını, yaratıcının bu insanlara verdiği hakların ellerinden alınamayacağını” savunurken aynı anda köleleri insan saymayarak bu haklardan dışlıyor; bu tutumunu da “Yaratıcı”nın (Tanrı’nın) iradesine dayandırıyordu. Losurdo, çalışmasında liberallerin iktidarında köleciliğin hızla geliştiğini, Amerika’daki köle sayısının, 1700’de 330 binden 1800’de üç milyona, 1850’de de altı milyona çıktığını gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1770’lerde Adam Smith’in bir “gündelikçiler ve uşaklar sınıfından” söz etmeye başlaması, liberallerin, proletaryanın sefil yaşam koşullarını haklı çıkarmak için de “Yaratan”ın iradesine (takdiri ilahi), başvurduklarını gösteriyor. Saturday Review adlı popüler bir dergi 1864’te “Nasıl bir negro köle, Tanrı’nın hangi deri rengini kendisine verdiğini anımsaması gerekiyorsa, yoksul İngilizlerin ve çocukların da Tanrı’nın onları koyduğu yeri anımsamaları gerekiyor” diye yazıyordu. Jefferson Amerika’da yerlilerin kökünün kazınmasını isterken Locke da “yoksulların kiliseye gitmesinin zorunlu kılınmasının yararlı olacağını” savunuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama, bu ikiyüzlülükten başka bir başka gelenek daha var. Bunu da liberalizmin ötekileştiriciliğine, ayrımcılığına karşın evrenselliği savunan Jakoben hükümetin köleciliği kaldıran kararında, Fransız kolonisi Santa Domingo Adası’nda 1891’de patlak veren siyah kölelerin isyanında, Latin Amerika’da Bolivarcı hareketlerde görüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Santa Domingo, köle isyanının lideri siyah Jakoben Toussaint L’Ouverture, eşitlik ve özgürlük kavramlarını “doğanın insanlara verdiği bir hak olarak” tanımlıyor, böylece maddi ve evrensel bir zemine oturtuyordu. Kendileri de birer köleci olan Amerikan liberal devrimcilerinin aksine Fransa’da devrimci Jakoben hükümet, Toussaint’in bağımsızlık, özgürlük isyanını destekledi. Toussaint’in, Napolyon ordularını yenen askeri dehasının bu süreci hızlandırdığını da söylemeden geçmemek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jakoben hükümeti yıkıldıktan sonra, Napolyon Toussaint’i güvenliği konusunda garanti vererek Fransa’ya davet etti, ancak yolda tutuklattırıp hapse attırdı, ölüme terk etti. Belli ki bazı şeyler hiç değişmiyordu. Sınıf egemenliğini meşrulaştırmak, yoksulların başına gelenleri açıklamak için bugünlerde de sık sık “takdiri ilahiye” dayanmaya çalışmak gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(1) Tim Black, Spiked, 25.11.2011; Ed Rooksby, New Left Project, 21.11.2011.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-3173651738218853081?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/3173651738218853081/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=3173651738218853081' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/3173651738218853081'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/3173651738218853081'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2011/12/liberalizmin-dayanlmaz-ikiyuzlulugu.html' title='Liberalizmin dayanılmaz ikiyüzlülüğü'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-9120662832121373053</id><published>2011-11-24T13:39:00.000Z</published><updated>2011-11-24T13:39:25.681Z</updated><title type='text'>Cesaret ve sabır</title><content type='html'>23 Kasım 2011 - &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazartesi yazımın sonunda aktardığım ikilem, toplumsal muhalefetin içinde bulunduğu koşulları yansıtıyordu. Bu koşullarda, en önemli “erdem”in “cesaret”, başka bir “dünyanın” kurulabileceğine, kültür endüstrisinin tüm propagandasına karşın ve bir başarı garantisi beklemeden inanma “cesareti” olduğunu daha önce birkaç kez vurgulamıştım. Şimdi artık, “cesaret”in yanına “sabır”ı da eklemek gerektiğini düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Yeni ‘durum’&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Meydan işgallerine bakarken, sağda Fukuyama’nın, solda Tarık Ali’nin neredeyse aynı saptamalarda buluştuğuna dikkat çekmiştim: “Şirin çocuklar, gençlerin yeniden siyasete katılması harika... Ama ortada bütünsel bir program, geniş kitle desteği ve örgüt yok... Olanlar büyük ölçüde simgesel” (The Guardian, 15/11). Bu saptamalar andaki gerçekliği yansıtıyor olabilir. Ama Fukuyama bir yana, Tarık Ali gibi “eski tüfeklerin”, “komünist partilerin” de bu hareketi örgütleyecek, kitleselleştirecek önerilerden, “bütünsel programdan” yoksun olması da aynı gerçekliğin parçası. Meydan işgallerinin oluşturduğu “hareket” yaratıcı olmayı, “geleneği” yenilemeyi gerektiriyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yeni hareket yaratıcı olmayı gerektiriyor, çünkü “gelenek”, kimi unsurlarını içinde barındırsa da yeni bir “durumla” karşı karşıya; bu nedenle hazır, siyasi talepleri, pratik örgütsel cevapları yok. Öyleyse “geleneğin” ayakta kalabilmesi yolunda devam edebilmesi için bu cevapların bulunarak “yenilenmesi” gerekiyor. İyi de bu durumun geleneğin önüne getirdiği sorular neler? Soruları aramaya, bu yeni durumun kaba bir “zaman-mekân” haritasını çıkarmayı deneyerek başlayabiliriz sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk geniş çaplı, şiddetli öğrenci olayları 2010 yılının mayıs ve kasım aylarında İngiltere’de patlak verdiyse de bunların yeni “durumun” oluşturduğu “küme”ye ait olduğunu o zaman söylemek olanaklı değildi. Bu yeni durum 17 Aralık günü Tunus’ta patlak veren kitle eylemleriyle başladı. Cezayir, Mısır (Tahrir), Bahreyn, ABD’de Wisconsin işçi protestoları ilk kez, “Burası Tahrir Meydanı” diyerek, alakasız gibi görünen iki “olay” arasında bağlantı kurdu. Bu bağlantı bize evrensel bir hareketle dolayısıyla yeni bir “durumla” karşı karşıya olduğumuzu düşündürdü. Sonra İspanya’da Porto del Sol, Yunanistan’da Sintagma, hiç beklenmedik bir biçimde Wall Street işgali geldi... Bunu İngiltere’de St. Paul Meydanı işgali izledi. Başka birçok kentte “işgal olayları” başladı. İngiltere’de Londra’nın Tottenham mahallesinde patlak veren isyan, yağma, başka mahalleleri ve kentleri de etkiledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere devletinin bu olaylara cevabı, kimi düşünceleri suç kategorisine almaya, 9 Kasım’da, lise öğrencilerinin de katıldığı protesto yürüyüşünde plastik mermi kullanma tehdidine kadar varan bir polis şiddeti, kapalı devre TV kameralarını, en son yüz tanıma tekniklerini, Twitter, Facebook gibi ağları da kullanarak gerçekleştirilen 3000’den fazla tutuklu, alabildiğince ağır cezalar oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu protesto ve işgal olaylarına katılanların sayısının 7 milyarlık dünya nüfusu içinde binde birlerle bile ifade edilemeyecek kadar küçük olmasına karşın, yarattıkları haber ve tartışma dalgasının dünya medyasını, web sayfalarını doldurduğunu görüyoruz. Filozoflar, siyaset bilimciler, ekonomistler, “herkes” bu “yeni durum” üzerinde düşünüyor, yazıyor. Bunlardan olaylara katılanların toplumsal profilinin, teknolojilerinin, davranış biçimlerinin, yaşadıkları toplumlardan bağımsız bir benzerlik taşıdığını öğreniyoruz. Hepsi birden tek “evrensel” bir “küme” (küme teorisi bağlamında) oluşturuyorlar. Toplamları bu “küme”nin büyüklüğünü aşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yeni “durumun” bileşenlerinin oluşturduğu kümenin “zamanına” bakınca, neden bu kadar önemli bir “durumla” karşı karşıya kaldığımızı anlayabiliyoruz. Bu yeni “durum”, ekonomik, siyasi (uluslararası hegemonya ve liberal demokrasi), ideolojik (serbest piyasa söylemi), psikolojik (hazlara odaklı tüketimin bireyinin finansal durumu) ve nihayet ekolojik (küresel ısınma ve gıda, su) krizlerinin çakıştığı “yerde” ortaya çıktı. Kapitalizmin krizden çıkmak için arzuladığı, daha fazla üretimin, daha fazla tüketimin tüm diğer krizlerin daha da ağırlaşmasını getirecek olması, genel bir uygarlık kriziyle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meydan işgalleri, işte bu krizlere karşı bir tepkiyi temsil ediyor, “insanlık böyle devam edemez” diyor. Bu noktada “komünist geleneği”, “peki öyleyse ne yapmalı”, “nereden başlamalı” ve “nasıl” sorularını sormaya zorluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Cesaret”, bu “uygarlık krizi”nin ve ona neden olan kapitalizmin aşılabileceğine inanmaya devam etmekle ilgiliyse, “sabır”ın da, düzenin, hareketi, yeniden kapitalizmin, “demokrasi”nin dünyasını kabul etmeye çekecek uzlaşma önerilerine, “jestlerine” kulakları kapayarak telaşa kapılmadan, çalışmaya, bu sorulara “geleneği” yenileyecek, insanlığın önünü açacak cevaplar bulmak için çabalamaya ait olduğunu düşünüyorum. Çünkü artık başladı...&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-9120662832121373053?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/9120662832121373053/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=9120662832121373053' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/9120662832121373053'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/9120662832121373053'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2011/11/cesaret-ve-sabr.html' title='Cesaret ve sabır'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-6953468055623906032</id><published>2011-11-16T18:11:00.000Z</published><updated>2011-11-16T18:11:09.478Z</updated><title type='text'>'Avrupa Birliği' düş kırıklığ</title><content type='html'>16 Kasım 2011 - &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa Birliği büyük projeydi; şimdi büyük bir düş kırıklığına yol açıyor. Büyük toplumsal düş kırıklıkları hemen her zaman büyük tarihsel olaylara yol açarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Büyük projeden ‘Frankfurt Grubu’na&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Avrupa Birliği projesi, öncelikle, Almanya’nın yeniden hegemonya kurmaya kalkmasını, Avrupa devletleri arası savaşları önlemeyi, komünizme karşı bir set oluşturmayı amaçlıyordu. Giderek bütünleşmiş bir ekonomik birim, sınırların kaldırıldığı, yasaların ortaklaştırıldığı, bir parlamentoya, anayasaya sahip, birleşmiş bir siyasi coğrafya oluşacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu proje, “ulus devletlerin egemenlikleri” paradigmasını geride bırakıyor, tüm üye ülkelerin eşit koşullarda katıldığı bir “birleştirilmiş egemenlik” (“pooled sovereignity”) oluşturuyor; Avrupa çapında, anayasa, vatandaşlık kurumunu, demokrasiyi güçlendiriyordu. Bu anlamda Avrupa Birliği bir uygarlık projesiydi. Hatta, European Council on Foreign Relations’ın kurucularından Mark Leonard’a bakılırsa AB, diğer ülkeleri kendine doğru çeken yeni model bir imparatorluktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mali kriz tüm bu varsayımları sorguladı, vaatleri boşa çıkardı. Çünkü bu, 1970’lerden bu yana ertelenerek gelen, 1980’lerden sonra neo liberal politikalarla yönetilen kriz dinamiklerinin hepsinin birden patlak vermesinin yarattığı bir mali krizdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Krizle birlikte Almanya, AB içinde belirleyici olmaya, kendi ulusal çıkarlarını birlik üyelerine dayatmaya başladı. Bu sırada birlik üyeleri de, “birleştirilmiş egemenliğin” Almanya hegemonyası projesini destekleyen bir fantezi olduğundan şüphelenmeye başlamışlardı: Tüm AB üyeleri eşitti ama birileri daha fazla eşitti. Bu daha eşitler arasında da Almanya artık birinci konumdaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta, Yunanistan ve İtalya’da hükümetler devrilir, başbakanlar istifaya zorlanır, yönetimleri, “Trilateral Komisyon” ve “Bilderberg” tiplerine emanet edilirken İrlanda da İngiltere bankalarının teminatsız alacaklarına mahsuben 1 milyar dolar ödüyordu. The Irish Times’dan Fintan O’Tool’un işaret ettiği gibi, “Başbakan, Michael Noonan bu muazzam büyüklükteki parayı, zaten iflas etmiş bir ülkenin kasasından alıp akbaba kapitalist kumarbazlara, bunun iyi bir fikir olduğunu düşündüğü için vermiyordu. Kafasına bir tabanca dayadıkları için veriyordu. Tehdit Avrupa Merkez Bankası’ndan geliyordu, acımasızdı: Hey düzenbazlar, vergi mükelleflerinizden topladığınız parayı verin yoksa banka sisteminizi yıkarız!” “Bu milyar dolarlık haracı parlamentoda tartışamaz, bir oylama da yapamazsınız!”(12/11)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkelerin halklarının karar verme hakkı ellerinden alınırken “Frankfurt Grubu” diye bir şeyin oluştuğuna, G20 Cannes toplantısında şekillenen bu şeyin AB yönetimini fiilen üstlendiğine ilişkin yazılar medyada görülmeye başladı (Nelson, Spectator, 12/11; Cockburn, The Independent, 13/11).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Frankfurt Grubu”, Merkel, Sarkozy, IMF Başkanı Lagarde, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Draghi, Manuel Barroso, Jean-Claude Juncker, AB Başkanı Van Rompuy ve Olli Rhen’den oluşuyor, “AB hiyerarşisiyle Alman finans gücünü birleştiriyordu”. Böylece, Merkel’in “çekirdek Avrupa”, “iki hızlı Avrupa” “değişken geometrili Avrupa” kavramları da daha bir anlaşılır olmaya başlıyordu. Ama, “Frankfurt Grubu”nun arkasında ne var?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım IMF kaynaklı bazı veriler bu soruya bir cevap bulmaya yardımcı olabilir. İtalyan hükümetinin borçlarının yüzde 44’ü yabancıların elindeymiş. Bu oran Yunanistan’da 57.4, Portekiz’de 60.5, Fransa’da 62.5, Almanya’da 59.2. Bu veriler uluslararası borç piyasasını işaret ediyor. Kısacası, “Frankfurt Grubu”nun arkasında uluslararası finansal kapital var diyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten de Merkel’in bile finans kapitalin basıncından kurtulamadığını görüyoruz. AB bölgesine ihracat yapan Alman Toptancılar, Dış Ticaret ve Hizmetler Federasyonu, Merkel’den mutlaka Avro’yu kurtarmasını istiyor, “Bu önlemlerin işe yarayacağına inanmıyoruz” diyorlar (New York Times, 13/11). Merkel de mali piyasaları denetlemekten, bankalara fiyat ödetmekten söz ediyordu. Ama sonra, Finansa Kapital’in “önce borçlar ödenecek” talebine teslim oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa’da demokratik süreçlerin, sermayenin bu kesiminin taleplerine cevap vermek için askıya alınmaya başlaması birçok yorumcuda “uygarlık projesi” iddiaları bağlamında derin kaygılar yaratıyor. “AB vatandaşlığı iflas ederken gelişmiş üyelerle eşit olduklarına inananlar ‘geri kalmış ülke’ konumuna düşüyorlar”. “30 yıldır canavarca genişleyen finans kapitalin Avrupa’da demokrasiyle bağdaşmadığı ortaya çıkıyor”. “Böylece kapitalizmle ve demokrasinin 300 yıllık yol arkadaşlığı nihayet, Avrupa’da sona eriyor”. T.S Eliot’un “İçi Boş Adamlar” şiirini anarsak faşizm gibi olağanüstü rejimlere yol açan bir “patlamayla” değil, bürokratların elinde bir “sızlanmayla”...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu “sızlanmalarla” birlikte şekillenen yeni olasılıklar yelpazesi içinde, Harvard’dan Prof. Rodrik’in işaret etiği gibi, Avro bölgesinin dağılmasına, buna bağlı olarak gelişecek, 1930’ları anımsatan siyasi kâbuslara ilişkin senaryolar da var.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-6953468055623906032?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/6953468055623906032/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=6953468055623906032' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/6953468055623906032'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/6953468055623906032'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2011/11/avrupa-birligi-dus-krklg.html' title='&apos;Avrupa Birliği&apos; düş kırıklığ'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-2333631713699911293</id><published>2011-11-10T08:57:00.000Z</published><updated>2011-11-10T08:57:11.115Z</updated><title type='text'>'Tek parti egemenliği' - 'Yapışkan statüko'</title><content type='html'>Yalçın Doğan’ın “Doçentlik jürileri tamam” başlıklı yazısı çok önemli bir gelişmeye dikkat çekiyor: Doçentlik jürilerini belli bir muhafazakâr görüşe sahip kadrolar ele geçiriyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğan’ın bu gözlemlerinin, siyasal iktidarların korunması ya da tehdit edilmesi açısından büyük öneme sahip “epistemik topluluk”ların (rejimden yana ya da karşı siyasi tutumlar için gerekli teorileri üreten, yayılmaya hazır hale getiren uzman toplulukları- Michel Foucault) en önemli yaşam alanlarının (akademik araştırmaların) belli bir görüş tarafından denetim altına alınmasından öte iki boyutu daha var. Bunlardan biri, Gramsci’nin “pasif devrim” kavramından esinlenerek betimlediğimiz sürecin tamamlanmasıyla, ikincisi de uzun süreli tek parti egemenliği dönemlerinde toplumda oluşan ve siyasette “patika bağımlılığı” denen olguya yol açan “algısal kilitler”le ilgili.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;‘Pasif devrim’...&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;“Pasif devrim” kavramı, bir hamleyle siyasi iktidarın ele geçirilmesinden sonra toplumun yeniden şekillendirilmesinden (siyasal ve toplumsal devrim) farklı bir sürece işaret eder. Bu süreç, aile ile devlet arasında yer alan “sivil toplum” alanını, egemen öznellik biçimleri, kurumlar, ortak yaşam alanlarının nitelikleri, belki de en önemlisi, belli bir “hakikat rejimi” (doğruları ve yanlışları ayırt etmeye, bunun için gerekli kavramları kullanmaya, kimi kavramları da dışlayarak, konuşulmaz kılan varsayımlardan oluşan düşünsel sistemler) doğrultusunda adım adım, adeta “moleküler” düzeyde dönüştürülmesine işaret eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Pasif devrim” süreci siyasi iktidarı almadan ilerler, giderek devlet olarak bildiğimiz, siyasi/idari kurumlar, ilişkiler ağının sinir düğümlerine (iktidarın kristalleştiği ve dağıtıldığı noktalara) ulaşır. Bu noktaya kadar aşağıdan yukarı, toplumdan devlete doğru ilerleyen süreç, bu noktadan sonra devletten topluma doğru, “pasif devrim” sürecini hızlandırarak ilerler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakın tarihte, Müslüman Kardeşler hareketinin etkinlik alanlarında bu “pasif devrim” sürecini izlemek olanaklıdır. Özellikle Mısır çok gelişkin, başarılı bir örnek oluşturur. Türkiye’de de “siyasal İslam”ın geride bıraktığımız 20 yıl boyunca yaşadığı, AKP hükümetleriyle taçlanan yükselme süreci, liberal entelijansiyanın oynadığı rolü, AKP politikalarını, getirdiği kurumsal dönüşümleri de bu “pasif devrim” paradigması altında düşünmek olanaklıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalçın Doğan’ın aktardığı gelişmeler, bu “pasif devrim” sürecinin nerelere kadar ulaşmış olduğunu göstermesi açısından önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;‘Algısal kilitler’, ‘Patika bağımlılığı’&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Yürütme üzerinde, uzun süre, tek bir partinin egemen olduğu ülkelerde, kimi araştırmacıların dikkat çektiği gibi (örneğin, Forestiere ve Allen, International Political Science Review, sf. 380, Eylül 2011) siyasi kararların alınma süreçlerinde bu partinin iktidar yaşamının çok ötesine uzanan, kalıcı davranış biçimleri, “patika bağımlılığı” yaratan “algısal kilitler” oluşabiliyor. Böylece toplumda, bir kez yerleştikten sonra, değiştirilmesi giderek zorlaşan bir “yapışkan statüko” şekillenebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhalefetin çok parçalı, kutuplaşmış, hükümet partisi karşısında bir seçenek oluşturmakta başarısız kaldığı koşullarda, hükümet partisinin uygulamaları sonucunda oluşan “algısal kilitler” daha güçlü, “statüko” daha “yapışkan” oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Statüko”nun “yapışkanlık” düzeyini belirleyen bir etken de tek parti hükümetinin, ülkenin siyaset yapma süreçleri, alanları üzerinde kurmayı başardığı “tekelci yapılanmalar” oluyor. Bu “tekelci yapılanma”, siyaseti etkilemek isteyenleri bu “tekelci yapılanmaya” katılmaya zorluyor. Bir kez katılım gerçekleştikten sonra, “tekelci yapılanma”, başarısız politikalara, hatalara yol açsa da bu “statüko”nun dışına çıkarak başka seçenekler aramak verimsiz bir çaba gibi görünmeye başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belli grupların ekonomik çıkarlarını savunmak üzere oluşan koalisyon partilerinin hükümetlerinin yaratacağı “algısal kilitler”, iktidara geldikten sonra toplumun daha geniş kesimlerinin çıkarlarını ve sesini kapsamaya çalışan, bu izlenimi veren partilerin hükümetlerininkinden daha zayıf oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neticede, hiçbir “algısal kilit” ve “patika bağımlılığı” sonsuza kadar kalmıyor. Bir aşamada “yapışkan statüko” zayıflamaya, “statüko”nun dışında seçenek arama eğilimi güçlenmeye başlıyor. Bu noktada “epistemik toplulukların” önemi artıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun süre iktidarda kalan bir tek parti egemenliği rejiminde, egemen akım, bu toplulukları, bunların “yaşam alanlarını”, “doğdukları” ortamı kontrol edebildiği ölçüde, “statükoyu koruyacak” “tekelci yapı” dışında ve ona karşı düşünerek, işlemeyen, hatalı politikalara karşıt seçenekler üretme ve hataları tamir etme olasılıklarını da azaltacak, demektir. Yalçın Doğan’ın aktardığı gözlemler bu açıdan da çok önemlidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-2333631713699911293?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/2333631713699911293/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=2333631713699911293' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/2333631713699911293'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/2333631713699911293'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2011/11/tek-parti-egemenligi-yapskan-statuko.html' title='&apos;Tek parti egemenliği&apos; - &apos;Yapışkan statüko&apos;'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-7616601443763810986</id><published>2011-11-04T09:35:00.000Z</published><updated>2011-11-04T09:35:55.688Z</updated><title type='text'>Suriye, Libya değilse…</title><content type='html'>NATO ve AfriCom’un Libya operasyonu, Obama’nın “arkadan liderlik verme” stratejisi “başarılı” oldu ya, “Şimdi sıra sırada neresi var?” sorusu gündeme geliyor. En güçlü aday &amp;nbsp;Suriye. Ancak, Suriye’ye niyetlenenleri rahatsız eden bir durum var. Libya’da izlenen rejim değişikliği senaryosunu, Suriye’de aynen sahnelemek pek olanaklı görünmüyor; dekorda, aktörlerde önemli değişiklikler yapmak gerekecek. Bu bağlamda da gözler Türkiye’nin, Başbakan Erdoğan’ın üzerinde yoğunlaşıyor. Sizi bilmem ama, tüm bunlar beni korkutuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Libya senaryosu zor...&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Libya senaryosunun Suriye’de sahnelenemeyecek olmasına yol açan etkenlerin başında, coğrafi koşulları geliyor (Roff &amp;amp; Momani, Globe &amp;amp;Mail, 25/10). Suriye, Libya’dan farklı olarak, dağlık bir coğrafyaya sahip. Sivil nüfus, bu dağların arasına ve kenarlarına yerleşik. Havadan bombalamak olanaklı ama, tali hasarın çok yüksek olması kaçınılmaz. Libya nüfusu 6,6 milyondu, Suriye’de 22 Milyon insan yaşıyor. Suriye ordusu, Libya ordusundan sekiz kat daha büyük, iki kat daha fazla uçağı, &amp;nbsp;dokuz kat daha fazla tankı var...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkincisi, &amp;nbsp;Suriye’de muhalefetin, toplumun en fazla yüzde 40’ını etkilediği düşünülüyor (age). Robert Fisk, halkın büyük bir kısmının iç savaştan korktuğunu, Esat’ı desteklemek için, kendiliklerinden, yüzbinlerle olmak üzere sokaklara çıkabildiklerini aktarıyor (The Independent 27/10) Time’dan Tony Karon, “Muhalefetin karşısındaki tatsız gerçek şu ki, Suriye toplumunun büyük bir kesimi, Sünni - İslamcı akımların önderliğindeki bir isyandan, rejimden korktuklarından daha çok koruyor” &amp;nbsp;diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncüsü, daha çok diplomatik: Birleşmiş Milletler’den, Libya’ya müdahale etmeye olanak sağlayan karara benzer bir karar çıkartmak Rusya, Çin yüzünden olanaksız. Dahası, Zogby araştırma grubunun bulguları bölgede Sünni Arap nüfus içinde Esad’ı destekleyen kimse kalmadığını, ancak büyük çoğunluğun, Suriye’ye bölge dışından, Batı’dan yapılacak &amp;nbsp;bir müdahaleye kesinlikle karşı olduklarını gösteriyor (The National, 30/10). Bu nedenlerden dolayı, Jarusalem Post’tan Bloomfield, BM dışında, uluslararası ve bölge ülkelerinden oluşan bir “Suriye Dostları” grubu kurulmasını öneriyor (26/10).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Öyleyse ne yapmalı?&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;İsrail gazetesi Haaretz’in bir yorumunda bu soruya oldukça mantıklı bir cevap veriliyordu: “NATO ve Arap Birliği, BM, Beşir Esad’ı doğrudan hedef alamaz. Çünkü İran ve Hizbullah onun yanında, Rusya ve Çin’de diplomatik olarak destekliyor”. Ancak Haaretz’ göre “Esad’ın zayıf bir noktası var, düşmanları da hançeri oradan batırmayı planlıyorlar. &amp;nbsp;Esad’ın kaderi Türkiye Başbakanı Tayyip &amp;nbsp;Erdoğan’ın elinde” (30/10). Haaretz, “ ‘Özgür Suriye Ordusu’ denen şey Esad rejimini tehdit edemez ama, Türkiye’nin desteğiyle giderek büyüyor” diyor. Zogby’nin yukarda aktardığım araştırmasının bulguları da, Türkiye üzerinden yapılacak, Suudi Arabistan tarafından desteklenecek bir müdahaleyi, bölge halklarının benimseyeceğini ima ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten de, son haftalarda medyada izlediklerim, bana böyle bir senaryonun uygulanmaya konduğunu düşündürüyor. Hakkari- Çukurca baskınından sonra, daha toz duman yatışmadan hemen parmaklar Suriye ve İran’ı gösterdi. Geçen hafta, New York Times, yaygın olarak aktarılan bir haberinde, Türkiye’nin Suriye’li İsyancıları barındırdığını, koruduğunu hatta silahlandırdığı anlatılıyordu. &amp;nbsp;Wall Street Journal, başyazısında, “Türkiye artık Esad’ı hedef alıyor”, “Obama, arkadan liderlik verme konusunda yeni bir fırsat yakalıyor” (31/10) diyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışişleri Bakanı Davudoğlu’nun “Türkiye Suriyelileri ve Filistinleri koruma sorumluluğu var” (Peki Esad’ı destekleyen yüzde 60’ı kim koruyacak? Yoksa bunlar Suriyeli değil mi?) sözleri, &amp;nbsp;Suriyeli İsyancılara kucak açarken “Sakın Türkiye’yi karıştırmaya kalkma” ültimatomu, “meşruiyeti olmadan &amp;nbsp;ayakta duramaz” (sokağa çıkan 200,000 kişi-Fisk- bir meşruiyet kaynağı sayılmaz mı?) saptaması. Türkiye tarafının da bu “arkadan verilecek liderliği” kabul etmeye hazır olduğunu düşündürüyordu. &amp;nbsp;Tam bu sırada Suriye muhalefeti, “uluslararası topluluktan” yardım istiyor. Arap Birliği Esad’a ültimatom veriyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta, Slate’de yayımlanan bir araştırma, &amp;nbsp;“Arap İsyanları” başladıktan az sonra, Pentagon’un CENTCOM bünyesinde, sıra dışı senaryoları düşünmek amacıyla kurulan “Kırmızı Ekip”i harekete geçirdiğini aktarıyordu. “Kırmızı Ekip”, bölgeyi İran ve Araplar, Sünniler ve Şiiler olarak bölecek senaryoları ve söylemlerini geliştirmeyi amaçlıyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim de aklıma nedense, İngiltere, Hindistan’dan çıkarken yaşananlar geldi. Şimdi, Hindistan yükselirken, o zaman etnik dini söylem üzerinden kurulan Pakistan dağılıyor. “O zaman, İngiltere’nin ‘böl yönet’ tezgahına gelen Pakistan burjuvazisi, şimdilerde acaba kafasını duvara vuruyor mudur?” diye düşündüm.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-7616601443763810986?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/7616601443763810986/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=7616601443763810986' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/7616601443763810986'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/7616601443763810986'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2011/11/suriye-libya-degilse.html' title='Suriye, Libya değilse…'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-4714089860172601442</id><published>2011-10-20T08:46:00.000+01:00</published><updated>2011-10-20T08:46:08.991+01:00</updated><title type='text'>Washington-Tahran-Riyad üçgeninde Türkiye</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: Verdana, Helvetica, Arial; font-size: 11px;"&gt;İran'ın &amp;nbsp;ABD toprağında, Suudi Arabistan elçisine suikast planladığına ilişkin iddialar, Ortadoğu jeopolitiğinde yeni rüzgârların habercisi. Bu rüzgârların Türkiye dış politikasını hangi sahillere savuracağını ise şimdiden bilmek olanaklı değil. Ama AKP hükümetini zor günlerin beklediğini söyleyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;İran’a karşı birleşik cephe...&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Pazartesi günü özetlediğim gibi suikast planlarının inanılması çok zor yanları var. Bunu İran’ın planladığına bu aşamada inanmak zor. Ama fraksiyon çatışmaları altında istikrarını kaybetmeye, uluslararası konumunun zorlaşmasına paralel olarak telaşlanmaya başlayan totaliter bir rejimin hata yapma olasılığını da göz önüne almak gerekiyor. Bu suikast planının gerçek yazarını bilmemiz bu aşamada olanaklı değil. Yine de bu planın ortaya çıkmasıyla hızlanan olaylara bakarak bir şeyler düşünebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FBI başkanı, başsavcı, Obama, İran’a yönelik suçlamaların arkasına imzalarını koyduklarına göre, bir bildikleri, bir planları olsa gerek. New York Times ve Washington Post’un kolları sıvayıp bir taraftan senaryoyu zenginleştiren, diğer taraftan, inanılırlığını arttıracak arka plan bilgileri yayımlamaya başlamaları, Obama yönetiminin bir taraftan Çin ve Rusya’yı ikna etme çabalarını hızlandırırken öbür taraftan olayı Birleşmiş Milletler’e taşıması, başkanlık seçimleri yaklaşırken İran’a yönelik yeni bir kararın alınmış olabileceğini düşündürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suudi Arabistan yönetiminin, ABD savlarını hiç sorgulamadan İran’ı suçlaması, BM Güvenlik Konseyi’ne başvurması, Alawsat, Al - Hayat gibi Suudi kaynaklı yayınların, İran’ın nasıl bir bölgesel (Yemen, Bahreyn, Suriye, Irak) istikrarsızlık kaynağı, hatta terorizmi besleyen bir bela olduğunu anlatmaya odaklanmaları da anlamlı. Bunlar, Suudi rejiminin ABD planlarından haberdar olduğu, İran’a karşı bir ABD- Körfez ülkeleri cephesinin inşasının hızlandığını düşündürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsrail’in Haaretz gazetesinde, Yossi Melman’ın yorumu da bir taraftan senaryonun ne kadar inanılması zor olduğunu vurguluyor, diğer taraftan suikast planının hedef aldığı Suudi elçisinin, WikiLeaks belgelerine göre, Suudi Kralı’nın İran’a karşı tavrının sertleşmesinde etkili oluğunu, Suudi Arabistan’ın ABD’deki Yahudi topluluğuyla diyalog kurmasına olanak sağlamış olduğunu aktarıyor; İsrail devletinin konuya ilişkin suskunluğunu korumakta olmasına dikkat çekiyordu (16/10). Buradan hareketle, Washington–Riyad ekseninin, bir “sessiz ortağının” olabileceğini düşünmek de olanaklı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Manevra alanı iyice daraldı&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;“Sıfır sorun” politikası, ABD desteği, “stratejik derinlik”, Türkiye’nin bölgesinde güç yansıtma kapasitesini, manevra alanını, daha önceki dönemlerde görülmemiş düzeyde arttıracaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, Türkiye, hem Suriye hem de İsrail’le kavgalı olmayı başardığı, Füze Kalkanı Projesi’ne, Suriye’deki rejim değişikliği sürecine katılarak, kullandığı enerjinin yaklaşık yüzde 70’ini ithal ettiği iki ülkeyle, Rusya ve özellikle İran’la ilişkilerinin geleceğini tehlikeye soktuğu bir noktada duruyor. Filistin Yönetimi’nden gelen, “İsrail’le ilişkilerin düzelt” tavsiyesine, Hamas-İsrail tutuklu değiş tokuşunda, devre dışı kalma durumuna bakarak, AKP dış politikasının “kumlara saplandığını” söyleyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu noktada AB üyeliği artık bir fantezi bile olmaktan çıkmıştır; Doğu Akdeniz enerji rekabeti, Kıbrıs üzerinden, AB ile yeni sorunlar açmaya, İsrail ile çatışma çıkartmaya adaydır. Türkiye’nin adeta ABD ve İngiltere’den başka destekçisi kalmamış gibidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sırada, İstanbul’un büyük otellerinin birinde yapılan kapalı bir toplantıda, Kissinger, Kofi Annan, Council on Foreign Relations’ın Başkanı Richard Haass, Tony Blair, eski Kolombiya Devlet Başkanı Uribe, eski İsrail Merkez Bankası Başkanı ve halen J.P Morgan Başkanı Frankel gibi tiplerin, bazı Türkiyeli şahsiyetlerle bir araya gelerek “Türk kimliği ve yeni dış politika” başlığı altında bir şeyler konuştuğunu öğreniyoruz (Çandar, 15/10).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çandar’ın aktardıklarından, AKP hükümetinin özgüven ve başarı sarhoşluğuna kapılarak… ölümcül sonuçlar verebilecek yanlışlıklar yapmaktan kaçınması, Türkiye’nin uluslararası sistemde elde ettiği gücü görmezden gelen, 1980’lerin, 1990’ların tedavülden çoktan kalkmış bakış açısı ile analiz yaparak iktidarı yıpratmayı hesaplayan muhalefetin de -Ankara’dan Kandil’e- hesaplarını gözden geçirmesi gerekiyormuş… Kısacası, ABD askeri-mali kompleksi, “kendini bir şey sanıp zorluk çıkartma, sana söyleneni yap” mesajını vermiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boratav Hocamızın ekonominin dış kaynak dengelerinin bozulduğuna, gündemde sert bir ekonomik daralma olduğuna (“Kötü Haberler Başlarken”, soL.org), Mustafa Sönmez dostumuzun AKP rejiminin “vergi, zam, işsizlik, angarya ile sokağın sabrını taşırmak için ne lazımsa” yaptığına ilişkin saptamalarına bakınca, AKP hükümetinin manevra alanının iyice daraldığını, pek bir seçeneğinin kalmadığı görünüyor. Bakalım bu seçeneksizlik ülkeyi nerelere sürükleyecek!&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-4714089860172601442?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/4714089860172601442/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=4714089860172601442' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/4714089860172601442'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/4714089860172601442'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2011/10/washington-tahran-riyad-ucgeninde.html' title='Washington-Tahran-Riyad üçgeninde Türkiye'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-2552240749332084699</id><published>2011-10-12T22:13:00.002+01:00</published><updated>2011-10-12T22:13:53.558+01:00</updated><title type='text'>Korkular, kaygılar</title><content type='html'>12 Ekim 2011&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: Verdana, Helvetica, Arial; font-size: 11px;"&gt;Zeitgeist (Zamanın Ruhu) değişiyor, mali krizin etkisiyle başlayan değişiklik giderek hızlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu değişikliği iki kanaldan izleyebiliriz. Birincisi, 1980’lerden bu yana egemen olan ideolojinin duvarları çatlıyor; gizledikleri, bastırdıkları geri geliyor. İkincisi, sesini kaybetmiş olanlar seslerini yeniden bulmaya başlıyorlar; meydanlar, sokaklar kitlelerin protesto eylemlerine yeniden kavuşuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci eğilimin ilk ve en çarpıcı ifadelerini, ABD Merkez Bankası Başkanı, piyasaların gurusu Greenspan’ın, mali kriz sırasında ABD Kongre Komisyonu’na ifade verirken sığındığı, “gerçeklik, kafamdaki modele uymadı” ifadeleriydi. Böylece serbest piyasa modeline güvenin sarsıldığını, onun en kararlı savunucularından birinin ağzından öğrenmiş oluyorduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci örnek, geçen aylarda, mali piyasaların bir başka gurusunun, dünyanın en zengin spekülatörlerinden Warren Buffett’in, “devletin zenginleri şımartmaktan artık vazgeçmesine” ve vergi vermek istediğine ilişkin sözleriydi. Buffett’e göre, gelir dağılımındaki bozulma tehlikeli düzeylere ulaşmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zeitgeist’in değişmeye başlamasına yol açan, aynı zamanda bu değişiklikten beslenen toplumsal hareketler önce Avrupa’da başladı, sonra Kuzey Afrika ve Ortadoğu devrimci dalgasında kendini gösterdi. Geçen ay ABD mali kurumlarının merkezi “Wall Street” de protesto eylemleriyle tanıştı. Bu dalganın, nihayet ABD’yi de etkisi alına almaya başlaması, eşitlik, gelir dağılımındaki bozulmalar, devletin rolü, kapitalizmin geleceği... gibi konulardaki tartışmaları daha da alevlendirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;‘Halk bıktı...’ ‘Bırakın TV seyretsinler’&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta Washington Post’ta Samuelson, zenginlere karşı bir tepkinin başladığını, gelir dağılımı bozulmaya devam ettikçe bu tepkinin güçlenmeye devam edeceğini yazıyordu. New York Times’ta Krugman, “Plütokratların korkusu” başlıklı yorumunda, sağ kesimden yazarların, siyasilerin Wall Street işgaline karşı, “Amerika düşmanı”, “Lenin çizgisi”, “ayaktakımı” gibi nitelemelerle hezeyana varan tepkilerini aktarıyordu. Columbia Üniversitesi’nden Prof. Jeffrey Sachs da Project Syndicat’da “Halk, hükümetlerin, zenginlere hizmet etmesinden bıktı” diyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere’de gazetelerle ilgili hoş ama gerçeği de yansıtan bir şaka vardır: The Daily Telegraph’ı ülkenin eskisi (Victoria Dönemi) gibi yönetilmesini isteyenler, The Guardian’ı (sosyal demokrat) ülkeyi kendilerinin yönetmesi gerektiğine inananlar, The Times’ı ülkeyi yönetenler, Financial Times’ı ülkenin sahibi olanlar, The Sun’ı (tabloid magazin) da “gazetenin 3. sayfasında çıplak kadın resmi olduğu müddetçe umurumda değil” diyenler okurmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sun bir yana, Telegraph, Times ve Financial Times’ta son haftalarda yayımlanan yorumlar, Zeitgeist değişirken bu çevrelerde nasıl kaygı ve korkuların şekillenmeye başladığını sergiliyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Telegraph’ta Alisdair Palmer, “Kapitalizm başarısız olursa alternatifi çok daha kötüdür” başlıklı yorumunda, Yunanistan’dan New York’a kadar “sokakları” aktardıktan sonra, “bunlar belki ne istediklerini tam olarak bilmiyorlar”... “ama neye karşı olduklarını biliyorlar”... “Bunları küçümsemek hata olur” diyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Times’ta Phillip Collins’in “Tabii ki zenginler daha fazla vergi vermelidir” başlıklı yazısında, İşçi Partisi Başkanı Miliband’a yönelik, zenginlerden daha fazla vergi istenebilir ama “bunu ‘eşitlik’ talebine bağlamak yanlış ve tehlikeli olur” önerisini aktarmıştım. Geçen hafta da Financial Times’ın emektar ekonomi yorumcularından Samuel Brittan “Eşitsizliğe karşı Haçlı seferine son veriniz” başlıklı yazısını, “eşitlik” kavramının ne kadar “yanlış”, “zararlı” olduğunu kanıtlamaya ayırdığını gördük. Brittan, “Yeniden dağılım”a evet ama “eşitlik talebine hayır” diyor. Çünkü “eşitlik talebi”... “bütün mülklerle gelirler devlete aittir” demek oluyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar şaşırtıcı tepkiler değil, bir anlamda “eşyanın doğasına uygun”... Ama Times’ta Giles Cohen’in, “Bırakın TV seyretsinler, sokağa çıkmalarını önler” başlıklı yazısı gerçekten sıra dışıydı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cohen, öğrenci olaylarında “Savaş Abidesine” tırmanan, İngiliz bayrağına asılarak sallandığı için 16 ay hapis cezası talebiyle yargılanan Charlie Gilmoure’un avukatının savunmasını örnek veriyor. Ailesi, Gilmoure’a çocukken hiç televizyon seyrettirmemiş, bu genç adam ülkenin en önemli anıtı “Şanlı Ölüler” heykelini daha önce TV’de görmediği için tanıyamamış. Gilmour’a TV seyrettirmeyen solcu anne ve babası, onun yalnızca tarih öğrenmesini engellemekle kalmamış, terbiyeli davranmayı öğrenmesini de önlemişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cohen yazısını, “Ben şimdi eve gidiyorum, sekiz yaşındaki kızımı TV önüne koyup orada bırakacağım” sözleriyle bitiriyor. Yazının öğrenci olaylarına kızgınlığın yanı sıra, şaka boyutu da yüksek. Ama, insan bir yıldır, ekonomik krizin ortasında, İngiltere’de devlet kanalı BBC’de, yüksek üretim maliyetlerine karşın, sunuma giren tarihi dizilere, programlara bakınca, her şakanın içinde bir gerçek vardır saptamasını ve de Guy Debord’un “Gösteri Toplumu” yapıtını anımsamadan edemiyor.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-2552240749332084699?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/2552240749332084699/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=2552240749332084699' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/2552240749332084699'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/2552240749332084699'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2011/10/korkular-kayglar.html' title='Korkular, kaygılar'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-203497291547097796</id><published>2011-10-06T16:50:00.001+01:00</published><updated>2011-10-06T16:50:38.472+01:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-DBWkE-qGFCY/To3OPzEvU4I/AAAAAAAAAKk/STgNV4-X5O8/s1600/b551.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-DBWkE-qGFCY/To3OPzEvU4I/AAAAAAAAAKk/STgNV4-X5O8/s320/b551.jpg" width="211" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-203497291547097796?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/203497291547097796/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=203497291547097796' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/203497291547097796'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/203497291547097796'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2011/10/blog-post.html' title=''/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-DBWkE-qGFCY/To3OPzEvU4I/AAAAAAAAAKk/STgNV4-X5O8/s72-c/b551.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-4898273024431361622</id><published>2011-10-05T10:58:00.000+01:00</published><updated>2011-10-05T10:58:55.149+01:00</updated><title type='text'>İsyan mevsimi - New York - Ergin Yıldızoğlu (Cumhuriyet) 05 Ekim 2011 -</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: Verdana, Helvetica, Arial; font-size: 11px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-oPDoSinwKgM/TowptMlPv5I/AAAAAAAAAKg/Lf2JrVveK3g/s1600/bankers+drinking+champagne.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="162" src="http://2.bp.blogspot.com/-oPDoSinwKgM/TowptMlPv5I/AAAAAAAAAKg/Lf2JrVveK3g/s320/bankers+drinking+champagne.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="content" style="color: black; font-family: Verdana, Helvetica, Arial; font-size: 11px;"&gt;&lt;i&gt;(Bankacılar, sokaktaki protestocuları izliyor ve şampanya içiyorlar: Aklıma Fransız devrimi öncesi aristokrasinin rahatlığını getirdi)&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="content" style="color: black; font-family: Verdana, Helvetica, Arial; font-size: 11px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="content" style="color: black; font-family: Verdana, Helvetica, Arial; font-size: 11px;"&gt;Az sayıda eylemcinin 17 Eylül’de, New York’un uluslararası dev bankaların merkezlerinin bulunduğu Wall Street’in yakınında Zucotti Park’ta başlattıkları protesto eylemi, polis cumartesi günü 700 eylemciyi gözaltına alınca nihayet gazete sayfalarına ulaştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyet, pazartesi günü protesto eyleminin ayrıntılarını aktarmıştı. Bunları tekrarlamak istemiyorum. İki noktayı eklemekle yetineceğim. Birincisi New York polisinin 700 eylemciyi gözaltına aldığı gün JP Morgan Chase, New York polis teşkilatına 4.6 milyon dolar bağışta bulunuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Protesto eylemi yeni katılımlarla büyürken başka kentlerde, ülkelerde de benzer eylemler ortaya çıkmaya başladı. Ben bu gelişmelerden hareketle eylemlerin anlamı üzerinde düşünmeyi deneyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;‘Küresel öfke yılı’&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Kuzey Afrika ve Ortadoğu “olay”ları patlak verdiğinde, bunların arkasında “birilerinin” parmağı olduğunu düşünenlerden farklı olarak, her birinin özgün koşullarından öte ortak bir evrensel boyuta sahip olduklarına dikkat çekmeye çalışmıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Egemen sınıfların, emperyalizmin, siyasal İslamın, kısacası karşıdevrimci güçlerin tüm manipülasyonlarına, yönlendirme çabalarına rağmen karşımızda, yönü, olası sonuçlar henüz belli olmasa da yeni, yükselmeye başlayan bir “dalga” var. Tarihsel kültürel zeminleri, gelişmişlik düzeyleri birbirinden bu kadar farklı ülkelerde, benzer talepleri, benzer kızgınlıkları dillendiren, birbirinden öğrenen, güç alan, benzer örgütlenme biçimleri yaratan, aynı teknolojileri kullanan eylemlerin ortaya çıkmaya başlaması başka türlü anlamlandırılamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nitekim, bu “dalganın” ayırdına, kapitalist düzenin önde gelen yorumcularının da varmaya başladığını görüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bölümün başlığını Financial Times yorumcularından Gideon Rachman’ın 29 Ağutos tarihli yorumundan aldım. Rachman yazısına “Küresel bir ruh hali var mı?” diye sorarak başlıyor, “kesinlikle var” diyerek devam ediyordu. Rachman yazısında “Arap Baharı”ndan öte, Madrid’deki Porto del Sol işgaline, Yunanistan’da görülen protesto eylemlerine, İngiltere’deki ayaklanmalara, Hindistan’da Anna Hazara’nın yolsuzluklara karşı başlattığı kitlesel eylemlere, Şili’deki öğrenci olaylarına, Tel Aviv’deki büyük protesto gösterilerine, Çin’de tren kazasına, Dalian bölgesindeki kimya fabrikasına karşı bir ev kadınının itirazıyla başlayan protesto eylemlerine dikkat çekerek (ama Wisconsin’i görmemeyi seçiyor) 2011’in dünya çapında bir “öfke yılı” olduğunu savunuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rachman, dünya halklarının, ama özellikle hızla yoksullaşan orta sınıfların (biz bunu çalışanlar olarak okuyoruz), gelecek umudunu kaybetmeye başlayan gençlerin, “uluslararası düzeyde bütünleşmiş” (bir sınıf/kesim oluşturmaya başlayan) seçkinlere (“egemen sermaye”, uluslararası finansa kapital olarak okuyabiliriz) karşı yükselen öfkeye, isyanlarına değindikten sonra ilginç bir şeye daha dikkat çekiyordu: Rachman’a göre, isyan edenler, neoliberal dönemde ülkelerin, “hızlı büyüme adına hızlı yoksullaşmayı kabul eden” anlayışına karşı, geçmişin, dayanışmacı, toplumcu, hatta eşitlikçi Kibbutz gibi sosyalist (yazar sosyalizm kavramına ancak bu kadar yaklaşabiliyor) siyasi geleneğini canlandırmaya çalıştıklarını ileri sürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Madalyonun öbür yüzü&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Küresel çapta bir isyan dalgası, “gerçek demokrasi”, eşitlik, özgürlük, daha adaletli bir ekonomik düzen, güvenlik gelecek talepleriyle, neoliberalizm öncesinin halk hareketlerinin toplumcu, dayanışmacı geleneğini özleyerek egemen sınıfların en zengin kesimini hedef alarak adeta 1970’lerin “tekelci kapitalizme karşı cephe” duyarlılıklarıyla yükselirken madalyonun öbür yüzündekilerin de tehlikenin ayırdına varmaya başladıkları görülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süper spekülatör, süper zengin Warren Bufet’ın ağustos ayında New York Times’da yayımlanan “Zenginleri şımartmaya son veriniz” başlıklı yazısını anımsayacaksınız. Buffet, “Liderlerimiz fedakârlıkların paylaşılmasını istemişlerdi. Ama kimse benden bir şey istemedi. Süper-zengin arkadaşlarıma sordum, onlardan da istenmemiş” diyerek başlıyordu yorumuna, özetle şöyle diyordu: Yük alt sınıfların üzerine yıkıldı, zenginlerin de vergi vermesi gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhafazakâr basın Buffet’in saptamalarına itiraz edemedi ama büyük korkuyu dile getirmekten de kaçınmadı. The Times’a göre, evet zenginler daha fazla vergi vermeliydiler ama bunu isterken eşitlikten, bir amaç olarak asla söz etmemek gerekiyordu. (Collins, 16/08/11)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;New York Times’da yayımlanan ayrıntılı bir araştırmanın sergilediği gibi küresel çapta yükselen bu dalganın, madalyonun öbür yüzündekileri kaygılandıran bir ortak özelliği var: Bu eylemlere katılanlar, geleneksel politikacıları, parlamenter demokrasiyi küçümsüyorlar. Genel seçimlere, oy verme işlemlerine güven hızla azalıyor; (Kulish, 17/09) doğrudan demokrasi arayışları hızlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu duygu kapitalizmin bugünkü durumuyla son derecede uyumludur: Kapitalizm, merkezde ve çevrede, “demokratikleşme” süreçlerini destekleyebilecek ekonomik, kültürel kaynaklarını artık yitirmiştir. Halklar giderek bunun daha fazla ayırdına varıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-4898273024431361622?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/4898273024431361622/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=4898273024431361622' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/4898273024431361622'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/4898273024431361622'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2011/10/isyan-mevsimi-new-york-ergin-yldzoglu.html' title='İsyan mevsimi - New York - Ergin Yıldızoğlu (Cumhuriyet) 05 Ekim 2011 -'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-oPDoSinwKgM/TowptMlPv5I/AAAAAAAAAKg/Lf2JrVveK3g/s72-c/bankers+drinking+champagne.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-4988142848390725905</id><published>2011-09-28T23:13:00.002+01:00</published><updated>2011-09-28T23:13:19.718+01:00</updated><title type='text'>Kayan kumlarda 'Zaloğlu Rüstem'</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: Verdana, Helvetica, Arial; font-size: 11px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;table bgcolor="#ffffff" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0" style="height: 500px;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr bgcolor="#fef2da"&gt;&lt;td height="20" style="color: black; font-family: Verdana, Helvetica, Arial; font-size: 11px;"&gt;28 Eylül 2011 -&amp;nbsp;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td colspan="2" height="5" style="color: black; font-family: Verdana, Helvetica, Arial; font-size: 11px;"&gt;&lt;img height="5" src="http://www.sendika.org/images/pixel.gif" width="1" /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="kutu_icerigi" colspan="2" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; color: black; font-family: Verdana, Helvetica, Arial; font-size: 11px; padding-bottom: 10px; padding-left: 10px; padding-right: 10px; padding-top: 10px;" valign="top"&gt;&lt;div class="content" style="color: black; font-family: Verdana, Helvetica, Arial; font-size: 11px;"&gt;Ortadoğu’da ABD hegemonyasıyla kurulan Soğuk Savaş sonrası dönemde temel özelliklerini korumaya devam eden siyasi “düzen”in, Irak’ın işgalinden, özellikle “Arap Baharı” olarak adlandırılan “olay”dan bu yana yapısal tutarlılığı çözülüyor. Filistin Yönetimi Başkanı Mahmut Abbas’ın Birleşmiş Milletler’e Filistin devletinin tam üyeliğe kabul edilmesi için yaptığı başvuru bu çözülmeyi daha da hızlandıracak gibi görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Çözülmenin parametreleri&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Afganistan, Irak işgalleri, Büyük Ortadoğu Projesi, ABD hegemonyasının gerilemesini hızlandırırken, bölgede İran’ın yükselmesine, Siyasal İslamın radikal kanatlarıyla birlikte güçlenmesine yol açtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Arap Baharı”, bölge halklarının eşitlik, özgürlük talebinin, ABD hegemonyasına, onunla işbirliği yapan despot yönetimlere, Filistin sorununa, ekonomik krizin ağırlaştırdığı yaşam koşullarına olan tepkilerin patlamasıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dalga ABD’nin bölgedeki en önemli maşalarından Mübarek’i devirdi. ABD’nin hem bu devrimci süreci hegemonyasını koruyacak yönde etkileyebilmek hem de İran’ın etkilerini dengeleyebilmek için Müslüman Kardeşler ile, hatta Selefi akımlarla bir modis operandi kurma stratejisi, bu akımların, ülkelerinde siyasi iktidara ulaşma olanaklarını arttırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gelişmelerden AKP hükümetinin, “stratejik derinlik” teorisi bağlamında iki açıdan yararlanmaya çalıştığını söyleyebiliriz. Birincisi, ABD hegemonyasına dayanarak (“eşbaşkan” filan) bölgede güç yansıtmaya soyunmak. İkincisi, İsrail’e yönelik eleştirilerin dozunu gittikçe arttırarak “Arap Dünyası” (eski Osmanlı coğrafyası) içinde bir siyasi, kültürel liderlik (hegemonya) inşa etmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP’nin “Sıfır Sorun” sloganıyla tanımladığı bu proje, bugün gelinen noktada, barış, istikrar getiren, ABD hegemonyası gerilerken oluşan boşluğu doldurabilen bir bölgesel güç oluşturamadı. Aksine, “tüm komşularıyla arasında sorun” yaratarak, başlangıçta, bu projeyi ilgiyle karşılayan Arap seçkinlerinde kuşku, büyük bir hevesle destekleyen liberal entelijansiya arasında giderek artan bir tedirginlik (Turan Alkan, Zaman), düş kırıklığı, hatta korku (Cengiz Çandar, Hürriyet) yaratmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kayan kumlar üzerinde&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Kayan kumlara saplananlar, çabaladıkça batarlar. Cengiz Çandar’ın “dış politikada yedi düvelle vuruşan Zaloğlu Rüstem” benzetmesi, tam da böyle, batış sürecini hızlandıran çabalamalara işaret ediyor. Ama “bütün komşularla” hatta birbiriyle kavgalı olanlarla bile sorun yaratma “becerisinin” arkasında, daha önce de vurguladığımız bir “hiperaktivite” sorunundan öte, kendi ekonomik, siyasi, askeri kapasitelerinin, tarihsel, kültürel özelliklerinin getirdiği yapısal kısıtlamaların ayırdında olmadan, birbiriyle çelişen çıkarları aynı anda yönetmeye kalkışmak gibi vahim bir zaaf var. Diğer bir deyişle Mahan Abedin’in The Asia Times’da vurguladığı gibi “Türkiye’nin yeni (sıfır sorun) dış politikası, kavramsal berraklıktan ve ideolojik özgünlükten yoksun”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP’nin, Arap dünyasında lider olmak isterken, ABD-NATO projesinin bölgedeki sözcülüğünü, uygulayıcılığını üstlenmesi kuşku yaratıyor. AKP, ülkesinde laikliğe karşı bir mücadele sürdürdüğü için İslamcı akımların hayranlığını kazanırken, Batı karşısındaki imajını, ABD’nin beklentilerini düşünerek Müslüman Kardeşler’e “laiklik” önerince, bu kez NATO’nun “Truva Atı” algısının oluşmasına yol açıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP, İsrail ile gerginliği tırmandırarak Arap dünyasında “yumuşak güç” uygulamaya çalışırken, Türkiye - İsrail askeri ekonomik ilişkilerinin, ticaretinin gelişmeye devam etmesi bölgenin seçkinlerinin gözünden kaçmıyor. Bölgede, herkese demokrasi dersi verirken, muhalif gazetecilerin, yazarların, entelektüellerin tutuklanması, Kürt sorununda giderek daha savaşçı politikaların öne çıkması da...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sırada, İran’ın ekonomik kaynaklarından, Kürt hareketine karşı askeri desteğinden yararlanmak isterken AKP, İran füzelerini etkisizleştirerek İsrail’i de korumayı amaçlayan “füze kalkanı” projesine katılmayı kabul ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FKÖ ve Filistin Yönetimi Başkanı Abbas’ın BM başvurusu tüm bu kargaşanın üzerine geldi. AKP hükümeti geçmişte hep Hamas’a yatırım yapmışken, bu kez Abbas’ın güçlenmesi durumuyla karşı karşıya kalıyor. Abbas’ın başvurusunun Güvenlik Konseyi’nde ABD tarafından “veto” edilmesi halinde, AKP, bölgenin en temel sorunlarından birinde kendini ABD’nin karşısında bulacak. Buna karşılık, Abbas’ın bu başvurusu, Obama’nın BM’deki konuşmasının da gösterdiği gibi, ABD ile İsrail arasındaki bağları yeniden güçlendiriyor. Bu durum, Türkiye’nin İsrail politikasının, ABD duvarına çarpmaya başlayacağını düşündürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abbas’ın başvurusu, Almanya ve Fransa’nın ABD’den farklı tutum alması durumunda NATO’nun iç uyumunu da olumsuz etkileyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gelişmeler, Haaretz’de Leon Hardar’ın, Gulf News’de Patrick Seal’ın, Foreign Policy’de Rothkopf’un da vurguladıkları gibi, ABD’nin bölgede olayları etkileme kapasitesinin zayıfladığını gösteriyor. Öyleyse, AKP hükümetinin bölgede güç yansıtmak için gerek gördüğü dayanak etkisini kaybediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölgede “Pax Americana” dönemi kapanır, çok yönlü savaş olasılıkları artarken “Zaloğlu’na” ne olur dersiniz?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-4988142848390725905?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/4988142848390725905/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=4988142848390725905' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/4988142848390725905'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/4988142848390725905'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2011/09/kayan-kumlarda-zaloglu-rustem.html' title='Kayan kumlarda &apos;Zaloğlu Rüstem&apos;'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-7854761520559902671</id><published>2011-09-10T11:07:00.000+01:00</published><updated>2011-09-10T11:07:03.438+01:00</updated><title type='text'>'Ulus devlet' krizi</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: Verdana, Helvetica, Arial; font-size: 11px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;table bgcolor="#ffffff" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0" style="height: 500px;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr bgcolor="#fef2da"&gt;&lt;td height="20" style="color: black; font-family: Verdana, Helvetica, Arial; font-size: 11px;"&gt;&amp;nbsp;07 Eylül 2011 -&amp;nbsp;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td colspan="2" height="5" style="color: black; font-family: Verdana, Helvetica, Arial; font-size: 11px;"&gt;&lt;img height="5" src="http://www.sendika.org/images/pixel.gif" width="1" /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="kutu_icerigi" colspan="2" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; color: black; font-family: Verdana, Helvetica, Arial; font-size: 11px; padding-bottom: 10px; padding-left: 10px; padding-right: 10px; padding-top: 10px;" valign="top"&gt;&lt;div class="content" style="color: black; font-family: Verdana, Helvetica, Arial; font-size: 11px;"&gt;“Arap Dünyası”ndaki devrimci dalganın yarattığı sarsıntının, üçü de birbirinden farklı olmasına rağmen Mısır, Tunus ve Libya’da açığa çıkan bazı özelliklerinden hareketle, yaşananlara “imparatorluk” ve “ulus devlet” ilişkisinin, II. Dünya Savaşı’ndan sonra oluşan biçiminin krizi bağlamında da bakabiliriz. Kees Van Der Pijl’in New Left Review dergisinin temmuz/ağustos sayısındaki, “Arap Ayaklanmaları ve Ulus Devlet Krizi” yazısı bu konuda bize yardımcı olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;‘İmparatorluk’ ve ‘ulus devlet’&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Bu iki kavramı da tırnak içinde yazıyorum. Çünkü, “imparatorluk” kavramını, II. Dünya Savaşı sonrasında ABD hegemonyası altında, belli, sermaye birikim rejimi bir enerji düzeni, tehdit algısı üzerinde oluşan “Batı” blokunun, (IMF, Dünya Bankası, NATO gibi bu blokun askeri, siyasi, ekonomik yapısını yöneten, üreten, yeniden üreten kurumlarıyla birlikte) etki alanını tanımlamak için kullanıyorum. “İmparatorluk” kavramını, burada, oldukça geniş adeta “Batı merkezli” dünya sisteminin egemenlik ve bağımlılık ilişkilerini ifade eden bir “metafor” olarak kullanırken, “ulus devlet” kavramını dar anlamda, “bağımlı”, çoğu kez “post-colonial” (sömürge durumu sonrası), 1960’larda “yeni sömürgecilik” olarak betimlenen bir devlet biçimini ifade etmek için kullanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kee Van Der Pijl’in vurguladığı gibi bu “ulus devlet”in üç özelliği dikkat çekiyor. “İmparatorluk”, bu “ulus devletlerin” ekonomik, siyasi modellerini, toplumsal gelişme dinamiklerini belirliyordu. Bu bağlamda, “imparatorluk”, ekonominin ve popüler kültürün kapısını Batı’nın kullanımına ve etkisine açık tutması koşuluyla devletin yönetimini, Batı blokuna bağımlı, işbirlikçi bir yönetici kesimin eline teslim ediyordu. “İmparatorluk”, devletin rejiminin, açık diktatörlükle, bir yönetici sınıf fraksiyonunun, diğerinin yerine ikame edilebileceği bir parlamentarizme uzanan yelpaze içinde kalmak, bu sınırı aşmamak koşuluyla, toplumun kendini ifade etme biçimlerine göre şekillenmesine izin verebiliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer bir deyişle, “ulus devletin” ekonomik sistemi, bunun dünya ekonomisine ya da egemen sermaye birikim rejimine eklemlenmesinin biçimleri, bu devletin “imparatorluğu” oluşturan devletler sistemi ve bu sistemin tehdit algıları içindeki yeri, devletin değişmezleriydi. Bu değişmezler veri olmak koşuluyla, siyasi rejim (hatta devletin biçimi) ekonomik istikrarın, toplumsal muhalefetin özelliklerine bağlı olarak değişebiliyordu. Pijl bu sisteme, “imparatorluğun vites kutusu” diyor. Toplumsal muhalefeti bastırmak gerektiğinde açık diktatörlük, toplumsal muhalefet imparatorluk düzenine itiraz etmediği ölçüde, genel seçimleri, siyasi partileri ve yalnızca düzen partilerinin hükümetlerini içeren bir parlamenter rejim şekillenebiliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;... Ve krizi&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Ekonominin kullanıma, popüler kültür alanının etkiye açılması koşullarını düşününce, “ulus devletin” krizinin, “küreselleşmenin” sözde özgürleştirici etkilerinden kaynaklanmadığını kolaylıkla söyleyebiliriz. Bu kriz iki dinamiğin kesiştiği yerde ortaya çıkıyor. Bunlardan birincisi, “imparatorluğun”, ABD hegemonyasının gerilemesine, egemen sermaye birikim rejiminin, hem dünya ekonomisinde oluşturduğu eklemlenme (merkez-çevre) biçimlerinin krizin etkisiyle değişmeye, hem de iç düzeninin istikrarını kaybetmeye başlamasıyla ilgili. İkinci dinamik, ekonomik krizin, özellikle neo-liberal kriz yönetim modelinin, özelleştirme, toplumsal harcamaları kısma, önlemlerinin siyasi etkileriyle ilgili.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci dinamik imparatorluğun “ulus devlet” üzerindeki kontrol sistemini zayıflatırken ikinci dinamik, “ulus devletin” içindeki toplumsal (sınıfsal, etnik, dini gruplar arası) çelişkileri keskinleştiriyor, sömürgeciliğe karşı “siyasi bağımsızlık” kazanıldıktan sonra, “kalkınma” (ulusal proje) üzerinde kurulmuş olan toplumsal mutabakatı çözmeye başlıyordu. Böylece toplumsal nefretin, “değişim” talebinin hedefi olarak yalnızca yerel yönetici sınıf temsilcilerini (devletten sorumlu sınıflar) değil bunların iktidarda kalmasına olanak sağlayan uluslararası ilişkileri de (imparatorluk) hedef alıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu genel çerçevenin içine Ortadoğu ve Afrika bağlamında dünya ekonomisinde halen büyük ölçüde “imparatorluğun” denetiminde olan enerji düzenini, imparatorluğun, yeni piyasalara, yatırım alanlarına ve minerallere olan gereksinimini eklememiz gerekiyor. Bu resmi, Çin başta olmak üzere yükselen güçlerle “imparatorluk” arasında bu alanlarda keskinleşmeye başlayan nüfuz alanları rekabetini de göz önüne alarak tamamlayabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Van Der Pijl’in de işaret ettiği gibi devrimci dalga “imparatorluğun” Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesi ve enerji düzeni üzerindeki egemenliğini, bizzat “vites kutusu”nun kendisini sorgulayarak tehdit etmeye başladı. Bölgede Siyasal İslamın Sünni versiyonunun devrimci dalgadan yararlanarak devlet aygıtına, iktidar noktalarına ulaşmaya başlaması, NATO’nun Libya’da denemeye başladığı “model”, “ulus devlet”in yerine, yeni bir “vites” kutusu oluşturma çabalarının söz konusu olabileceğini düşündürüyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-7854761520559902671?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/7854761520559902671/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=7854761520559902671' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/7854761520559902671'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/7854761520559902671'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2011/09/ulus-devlet-krizi.html' title='&apos;Ulus devlet&apos; krizi'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-1633484485697590726</id><published>2011-08-18T14:54:00.000+01:00</published><updated>2011-08-18T14:54:11.200+01:00</updated><title type='text'>Sokaklar ve ‘barikatın’ öbür tarafı</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, Helvetica, Arial; font-size: 11px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="content" style="color: black; font-family: Verdana, Helvetica, Arial; font-size: 11px;"&gt;İngiltere’yi sarsan isyanlarla ilgili tartışmalar, sokaklardakileri anlama çabaları üzerinde yoğunlaşıyor. Ama, “barikatın” öbür tarafına, iktidardakilerin sergiledikleri davranışlara da bakmak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;‘Kaos’ eğilimleri ve karşı etkenler&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Pazartesi yazımda aktardığım araştırma, gelişmiş ülkelerde kamu harcamalarında yapılan kesintilerle toplumsal huzursuzluklar arasında tarihsel olarak çok güçlü bir ilişki olduğunu ortaya koyuyordu. Ancak araştırma, parlamenter demokratik sistemleri, kurumsal yapıları güçlü, halkın hukuk düzenine, devletin bağımsızlığına güveninin yüksek olduğu ülkelerde bu ilişkinin ortadan kalkmamakla birlikte, zayıfladığını düşündürüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere’de Muhafazakâr - Liberal koalisyon hükümeti, mali piyasaların baskılarına boyun eğerek, bütçede, eğitim, sağlık, belediye hizmetleri ve güvenlik (polis, yargı sistemi vb.) alanlarına ayrılan fonlarda kesintileri derinleştirerek hızlandırmıştı. Ayaklanmaların hemen ardından, hükümet ekonomi politikasında değişiklik yapmayacağını vurguladı. Öyleyse, bu ayaklanmaların arkasındaki maddi koşullar var olmaya devam ediyor. Bu koşularda bu tür ayaklanmaların tekrarlanma olasılığını azaltmak, demokratik sistemin, kurumsal yapıların, güvenlik örgütünün, halkın devlete ve sisteme olan güveninin gücüne bağlı kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere, parlamenter demokratik sistemi, geleneği, kurumsal yapılarının gücü, halkın hukuk düzenine, devletin tarafsızlığına inancı açısından en eski ve istikrarlı kapitalist ülkelerden biri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Güven sorunu...&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Ancak daha isyanlardan önce bir seri gelişme İngiltere’nin demokratik kurumsal yapısının, “ideolojik evreninin” sarsılmakta olduğunu gösteriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mali krizde, işsizlik artarken, insanlar evlerini kaybederken, batık bankalar kurtarılırken, bankacıların akıllara zarar büyüklükteki ikramiyeleri, toplumda oluşan öfkeye aldırmadan almakta ısrar etmeleri büyük “infial” yaratmıştı. Milletvekillerinin harcamalarında yaptıkları yoksuzluklarla, medya sektöründe patlak veren telefon dinlemeleriyle, polise yapılan ödemelerle ilgili skandallar; koalisyon partilerinin seçimlerden önce verdikleri sözlerden, seçimlerden sonra vazgeçmeleri, toplumda büyük tepkilere yol açıyor, demokrasiye ve kurumlarına olan güveni sarsıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsyanlarda yanan, talan edilen binalar, Observer’den Will Huttton’un işaret ettiği gibi toplumsal “özgüveni” (yapının istikrarı için gerekli mutabakatı), İngiliz kimliğine ilişkin varsayımları kökünden sarstı. İsyanlar, katılanların kimlikleri belli olmaya başlayınca, “toplumun başına bela” unsurların kimliklerine (“yabani siyah gençlik, çeteleri”) ilişkin varsayımları da sarstı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olaylardan önce, ayaklanmanın “omurgasını” oluşturan toplumsal kesimlerin polise güveni son derecede düşük bir düzeydeydi. Ayaklanmadan sonra, polise olan güvenini kaybetme sırası bu kez orta ve üst sınıflarda, yönetici seçkinlerdeydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kesimlere göre, polis zamanında müdahale etmemişti, dükkânlar yağmalanırken seyretmişti, yeterince polis yoktu; Başbakan’ın deyişiyle polis isyanlar sırasında pasif davranmıştı. Başbakan’ın Los Angeles’in “çetelerle mücadelede” deneyimli emekli polis şefini Scotland Yard’ın başına getirmek üzere davet ettiğine ilişkin haberler bu güvensizliği yansıtıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Polisle hükümet arasında çıkan tartışmalar, polisin hükümete güveninin sarsıldığını gösteriyordu. Örneğin polis müdürünün, “İsyanları bastıran önlemleri biz aldık, siyasetçiler değil” açıklaması, Başbakan’ın siyasi kazanç sağlamasını önledi; Londra’ya Amerika’dan “süper polis” getirme önerilerine karşı çıkarak adeta “Biz işbirliği yapmayız” dedi. Polis şeflerinin, polis kaynaklarının, personel sayısının azaltılmasına karşı dile getirdiği itirazlar da hükümetin ekonomi politikasına yönelik eleştiriler olarak algılandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kargaşa...&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Sokaklarda isyandan kaynaklanan kargaşa vardı, ama “barikatın” öbür tarafında da olayların arkasındaki maddi koşulları, olayların “siyasi” boyutunu ısrarla yadsımaktan kaynaklanan bir başka kargaşa vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hükümet, basit bir hırsızlık vakası olan dükkândan mal yürütmekle, düzene baş kaldırmak anlamına gelen yağma arasındaki farka (Gary Young, The Guardian), gözlerini, kapatıyor. İşçi Partisi üyelerine, “kesintileri suçlamayı yasaklıyor”. “Liberal sol”, sokağa çıkma yasağı, kauçuk mermi, basınçlı su, daha fazla polis, hatta asker müdahalesi istiyor; orada duramıyor, “Black Berry’nin mesaj hattını kapatın”a kadar gidiyor. İsyan sonrası, sokak temizleme adına ortaya çıkarak yerel halkın arasına karışan faşist çeteler, medyada “dayanışma ruhu” adına yüceltiliyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak, siyasi yapı, bu olaylara çare olarak, “disiplin ve ceza” dışında bir şey üretemiyor. Başbakan tatilden Londra’ya döner dönmez, “insan haklarıyla ilgili uyduruk kaygılara aldırmayacaklarını” açıklıyor. MI5 ve CSHQ (istihbarat örgütleri) telefon mesajlarına girerek olayları başlatanları arıyor, ayaklanmaya katılanların ve ailelerinin sosyal hakları askıya alınıyor. Biz de, “Liberal Demokrasinin Beşiği”nde iktidar ancak bu çözümleri üretebiliyorsa, “Tarihin sonu filan derken Liberal demokrasi’nin sonuna gelmişiz demektir” diye düşünmeden edemiyoruz...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-1633484485697590726?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/1633484485697590726/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=1633484485697590726' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/1633484485697590726'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/1633484485697590726'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2011/08/sokaklar-ve-barikatn-obur-taraf.html' title='Sokaklar ve ‘barikatın’ öbür tarafı'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-4309997512885332791</id><published>2011-08-11T00:22:00.000+01:00</published><updated>2011-08-11T00:22:48.644+01:00</updated><title type='text'>Yoksulluk günlerinde isyan</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, Helvetica, Arial; font-size: 11px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;table bgcolor="#ffffff" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0" style="height: 500px;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr bgcolor="#fef2da"&gt;&lt;td class="baslik4" height="20" style="color: #773000; font-family: Verdana, Helvetica, Arial; font-size: 12px; font-weight: bold; text-decoration: none;"&gt;&lt;/td&gt;&lt;td align="center" rowspan="2" style="color: black; font-family: Verdana, Helvetica, Arial; font-size: 11px;" valign="middle" width="100"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="kutu_icerigi" colspan="2" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; color: black; font-family: Verdana, Helvetica, Arial; font-size: 11px; padding-bottom: 10px; padding-left: 10px; padding-right: 10px; padding-top: 10px;" valign="top"&gt;&lt;div class="content" style="color: black; font-family: Verdana, Helvetica, Arial; font-size: 11px;"&gt;Londra’da Borsa bir haftada yüzde 14 düştü, sokaklar dört gündür yanıyor, dükkânlar yağmalanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumartesi akşamüstü, Londra’nın yoksul mahallelerinden Tottenham’da patlayan&amp;nbsp;&lt;i&gt;“toplumsal olaylar”&lt;/i&gt;, pazar ve pazartesi geceleri başka mahallelere, kentlere sıçradı. Cumartesi günü, Tel Aviv’de gerçekleşen bir protesto yürüyüşüne 300.000’den fazla insan katıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;“Aralarında binlerce kilometre, kültürleri arasında neredeyse aşılamaz dağlar var”&lt;/i&gt;&amp;nbsp;denebilir ama bu iki olayın kökünde aynı ekonomik, demografik koşullar yatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Londra - Tel Aviv&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Tottenham’da 4 Ağustos akşamı polis,&amp;nbsp;&lt;b&gt;Mark Duggan&lt;/b&gt;&amp;nbsp;isimli siyah bir genci öldürdü. Duggan’ın ailesi 6 Ağustos akşamı cesedi teşhis etmeye giderken, karakolun önünde yaklaşık 300-400 kişi toplanmıştı. Barışçı bir biçimde sürmekte olan protesto eylemi, polisin 16 yaşında bir genç kızı coplaması üzerine aniden bir ayaklanmaya dönüştü. Polisle gençler arasında sert çatışmalar yaşandı; polis arabaları, bir belediye otobüsü, tarihi bir bina, alt katındaki halıcı dükkânı, üst katlardaki apartman daireleri yandı. Büyük mağazaların yanı sıra yerel dükkânları da hedef alan yağma olayları yaşandı. Polis olayı kontrol altına aldığında, ana cadde adeta bir savaş alanına dönmüştü; tutuklananların sayısı 60’ı geçmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumartesi günü, Twitter gibi sosyal ağlardaki haberleşmelerden, olayların başka mahallelere de sıçrayacağı anlaşılıyordu. Polisin bu kez çok yoğun olarak aldığı önlemlere karşın, Enfield, Edmonton, Waltham Cross, Brixton, Islington, Peckham ve hatta Oxford Meydanı’nda değişen boyutlarda, dükkânları yakma yağmalama, polisle çatışma olayları yaşandı. Pazartesi günü İçişleri Bakanı, salı günü Başbakan tatillerini yarıda keserek Londra’ya döndüler. Salı sabahı TV kanalları yayılan olayları tartışıyordu, birçok gözlemci&amp;nbsp;&lt;i&gt;“polisin zamanında müdahale etmeyerek olayların yayılmasına seyirci kaldığını”&lt;/i&gt;savunuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de tüm maaşla çalışanlar gibi yoksullaşan, işini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalan polis, basıncı kaldıramıyor ya da medyada oluşacak görüntülerle, hükümeti, yeni kaynakları ve önlemleri devreye sokmaya zorlamak istiyordu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tel Aviv’de yaklaşık üç hafta önce bir grup öğrenci genç, konut yetersizliği sorununu protesto etmek amacıyla, en zengin kesimin yaşadığı mahallede çadır kurmuştu. Bu eylem, toplumdaki pahalılık, yoksulluk sorunlarına karşı tepkileri harekete geçirerek hızla yayıldı; 31 Temmuz Cumartesi günü 150.000 kişinin katıldığı büyük bir protesto yürüyüşü, pazartesi günü 100.000’den fazla belediye çalışanının katıldığı&amp;nbsp;&lt;i&gt;“bir günlük”&lt;/i&gt;&amp;nbsp;dayanışma&amp;nbsp;&lt;i&gt;“genel grevi”&lt;/i&gt;&amp;nbsp;gerçekleşti. Geçen hafta cumartesi, eylemlere katılanların sayısında büyük bir artış gözleniyordu. Tel Aviv’de protesto yürüyüşüne bu kez 300.000’den fazla insan katıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Haaretz&lt;/i&gt;&amp;nbsp;gazetesinin yorumcularından&amp;nbsp;&lt;b&gt;Gideon Levy&lt;/b&gt;’nin&amp;nbsp;&lt;b&gt;“İsyanın Mucizesi”&lt;/b&gt;&amp;nbsp;başlıklı yazısında vurguladığı gibi,&amp;nbsp;&lt;i&gt;“markalarla, elektronik oyuncaklarla yetiştiğine, toplumsal sorunlarla ilgilenmediğine, alkole, uyuşturucu kullanmaya meraklı olduğuna inandığımız”&lt;/i&gt;, vurdumduymaz bir kuşaktı bu (08/08/11). Ama bu kuşak şimdi, başını, önüne atılan haz parçacıklarından kaldırıyor, toplumsal sorunlara müdahale ediyor, ülkenin gündemini değiştiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1985 - 2011&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Tottenham, Brixton&lt;/b&gt;&amp;nbsp;1980’lerin başında da de benzer olaylara sahne oldu.&amp;nbsp;&lt;b&gt;Thatcher&lt;/b&gt;&amp;nbsp;hükümeti, ekonomideki kapasite ve çalışan nüfus fazlasını bir resesyon yoluyla temizlemeye, devletin mali krizini halkın sırtına yıkarak aşmaya çalışıyordu. İşsizlik, yoksulluk artıyor, refah devleti tasfiye edilirken toplumsal dayanışma kurumları, toplumsal doku çözülüyordu. Irkçılık artıyor, polisin siyah, göçmen gençliğe karşı tutumu sertleşiyordu. 1981 ve 1985’te&amp;nbsp;&lt;b&gt;Brixton&lt;/b&gt;’da,&amp;nbsp;&lt;b&gt;Tottenham&lt;/b&gt;’da ayaklanmalar patlak verdi. Geçen Cumartesi polis karakolunun önünde toplanan kalabalığın,&amp;nbsp;&lt;b&gt;Broadwater Farm&lt;/b&gt;&amp;nbsp;adlı belediye evleri kompleksinde başlayan bir protesto yürüyüşünün ürünü olması, bölgede&amp;nbsp;&lt;b&gt;ortak bir toplumsal hafızanın&lt;/b&gt;&amp;nbsp;varlığına da işaret ediyordu. 1985 yılında isyan, siyah bir gencin tutuklanmasından sonra evine yapılan baskında yere düşen annesinin kalp krizi geçirerek ölmesinin ardından&amp;nbsp;&lt;b&gt;Broadwater Farm&lt;/b&gt;’da patlak vermişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O günden bugüne, Tottenham’ın nüfusu daha da arttı, gelen göçmenlerle toplumsal yapısı daha da karmaşıklaştı. Şimdi, ekonomik kriz, bu kadar dar bir alana sıkışmış, bu kadar yoğun bir genç nüfusu, gittikçe artan yoksullukla, işsizlikle, Gençlik Kulüpleri gibi kurumların kaynaklarını keserek, dayanışma ağlarını ve toplumsal dokuyu çözerek vuruyordu. Çete ve silah kültürü tek dayanışma ağı, güvenlik kurumu olarak, uyuşturucu, gangsterlik tek gelir kaynağı olarak yükseliyor, patlamaya hazır bir karışım yaratıyor,&amp;nbsp;&lt;b&gt;yoksulluk günlerinde isyanlar artıyor...&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-4309997512885332791?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/4309997512885332791/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=4309997512885332791' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/4309997512885332791'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/4309997512885332791'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2011/08/yoksulluk-gunlerinde-isyan.html' title='Yoksulluk günlerinde isyan'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-6042437529554985739</id><published>2011-07-28T09:24:00.002+01:00</published><updated>2011-07-28T09:24:15.780+01:00</updated><title type='text'>AKP’nin "köpükleri" ve gelmekte olanlar</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, Helvetica, Arial; font-size: 11px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="content" style="color: black; font-family: Verdana, Helvetica, Arial; font-size: 11px;"&gt;Seçimlerden önce bir pazartesi yazımda (16 Mayıs) AKP iktidarını ayakta tutan&amp;nbsp;&lt;i&gt;“köpüklerden”&lt;/i&gt;&amp;nbsp;söz etmiştim. Geçen haftanın olayları ve tartışmaları beni bu konuya geri gönderdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yazımda, AKP hükümetinin geride kalan iki döneminin,&amp;nbsp;&lt;i&gt;“istikrarlı ekonomik büyüme”, “demokratikleşme”, “bölgede güç olmak”&lt;/i&gt;&amp;nbsp;olarak tanımlanabilecek&amp;nbsp;&lt;i&gt;“üç köpük”&lt;/i&gt;&amp;nbsp;üzerinde şekillendiğine dikkat çekmiştim. Ne ki, Türkiye haziran seçimlerine girerken,&amp;nbsp;&lt;i&gt;“demokratikleşme”&lt;/i&gt;&amp;nbsp;ve&amp;nbsp;&lt;i&gt;“bölgede güç olma”&lt;/i&gt;&amp;nbsp;köpükleri delinmişti, ekonomideyse, gelişmekte olan göstergeler,&lt;i&gt;“istikrarlı büyüme köpüğünün”&lt;/i&gt;&amp;nbsp;delinmek üzere olduğunu gösteriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O günden bu yana&amp;nbsp;&lt;i&gt;“demokratikleşme”&lt;/i&gt;&amp;nbsp;ve&amp;nbsp;&lt;i&gt;“bölgede güç olma köpüklerinin”&lt;/i&gt;&amp;nbsp;sönme süreci hızlandı. Geçen hafta, yaşanan gelişmeler,&amp;nbsp;&lt;i&gt;“istikrarlı ekonomik”&lt;/i&gt;&amp;nbsp;büyüme köpüğünün de patladığını gösteriyordu.&amp;nbsp;&lt;i&gt;“Demokratikleşme”, “bölgede güç olma”&lt;/i&gt;köpüklerinden çıkan gazların toplumsal dokuyu çürütme sürecine, büyüme köpüğünün patlamasıyla çıkan gazlar da katılınca&lt;b&gt;çok patlayıcı bir karışım&lt;/b&gt;&amp;nbsp;oluşmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Dokudaki çürüme&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Prof.&amp;nbsp;&lt;b&gt;Yılmaz Esmer’&lt;/b&gt;in geçen hafta açıklanan&amp;nbsp;&lt;i&gt;“2011 Değerler Araştırması”&lt;/i&gt;nın sonuçları toplumsal dokudaki, çürümeyi ayrıntılı bir biçimde gözler önüne serdi.&amp;nbsp;&lt;b&gt;Nilgün Cerrahoğlu’&lt;/b&gt;nun yazısı araştırmanın bulgularından en önemlilerini aktarıyor, durumun tüm vahametini çok iyi ortaya koyuyordu. Ben onun yazısında, bu çürümeyi en iyi örneklediğini düşündüğüm üç noktaya değineceğim. Birincisi, toplumda dindarlık artarken insanların birbirine güveni azalıyormuş. Dine yönelerek varlığına&lt;i&gt;“aşkın”&lt;/i&gt;&amp;nbsp;bir anlam kazandıran kişinin huzura kavuşması gerekmez mi? Öyle olmadığına göre, bu dindarlaşmanın, toplumdaki anlamlar sisteminin, ekonomik beklentilerin sarsılmasıyla gelişen güvensizliğin ürünü olduğunu, vatandaşlığı var eden soyut evrensellikten uzaklaşarak, somut dini aidiyete, kan bağıyla bağlı olduğu en yakın çevreye sığınma eğiliminin güçlendiğini söyleyebiliriz. Gittikçe yaygınlaşan sadaka toplumu uygulamalarının da bu vatandaşlıktan kaçış sürecini hızlandırdığını düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değinmek istediğim, diğer iki nokta da vatandaşlık kurumunun neredeyse anlamını yitirdiğini düşündürüyor.&amp;nbsp;&lt;i&gt;Ezici çoğunluk Türkiye’de; “parlamentoyla, seçimlerle uğraşmak zorunda kalmayan güçlü bir lidere sahip olmanın”&lt;/i&gt;&amp;nbsp;iyi fikir olduğunu düşünüyormuş. Bu çoğunluk,&amp;nbsp;&lt;i&gt;“dilekçe imzalamak, barışçı gösterilere katılmak gibi en konvansiyonel siyasal katılım ve protesto yöntemlerine sıcak bakamıyor”&lt;/i&gt;muş (aktaran, Cerrahoğlu).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece, Cumhuriyet kurulduğundan bu yana, düşe kalka, yara bere içinde ilerleyen, hatta AKP’nin iktidara gelmesine olanak sağlayan modernleşme sürecinin, AKP hükümeti döneminde, durdurulduğu, imha edilmeye başlandığını söyleyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dokusu bu biçimde çürümeye başlayan bir toplum, hızla patlamaya hazır bir bombaya dönüşecektir. Aynur Doğan’ın Açıkhava Tiyatrosu’nda Kürtçe şarkı söylemeye kalktığı için başına gelenler, daha sonraki günlerde Zeytinburnu ve Dolapdere mahallelerindeki provokasyonların yarattığı çatışma ortamı, patlamaya hazırlanan bombanın neye benzeyeceği hakkında da bir fikir veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplumsal yapının çözülme eğilimi güçlenirken, hükümetin de eli giderek ağırlaşıyor.&amp;nbsp;&lt;i&gt;“Büyük medya”&lt;/i&gt;dan AKP muhaliflerini ayıklama operasyonları, yakın zaman kadar AKP’ye hayırhah bir gözle bakan kimi yazarları, TV programlarını da susturarak genişlemeye devam ediyor. Beyoğlu’nda başlayan&amp;nbsp;&lt;i&gt;“masa kaldırma operasyonları”&lt;/i&gt;&amp;nbsp;ifade özgürlüğünü hedef alan&amp;nbsp;&lt;b&gt;dolaylı&lt;/b&gt;denetim uygulamalarının yaşam alanlarını ve yaşam tarzlarını&amp;nbsp;&lt;b&gt;doğrudan&lt;/b&gt;&amp;nbsp;denetleme uygulamalarına dönüşmeye başladığını düşündürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;“Kürt Açılımı”&lt;/i&gt;ndan,&amp;nbsp;&lt;i&gt;“Kürt sorunu yoktur”&lt;/i&gt;&amp;nbsp;noktasına gelmiştik. Şimdi de, parlamenter demokraside, yalnızca zabıta olaylarıyla uğraşması gereken polisin&amp;nbsp;&lt;i&gt;“terorizmle mücadele”&lt;/i&gt;&amp;nbsp;gibi ileri derecede siyasi bir sürece dahil edilerek, düzenin değil de rejimin koruyucusu konumuna yükseltilmesinin, planlandığını öğreniyoruz. Hükümetle, hatta ‘siyasal İslam’ın projesiyle aynı çizgide olmayanlar için hiç iyi bir haber değil!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sırada, ekonominin dış açık sorunu, dünya piyasalarında Türkiye’nin borçlarını sigorta etmenin (CDS’lerin) gittikçe artan maliyeti,&amp;nbsp;&lt;b&gt;dış kaynakla finanse edilen ithalata dayalı ihracatın, tüketime dayalı büyümenin&lt;/b&gt;&amp;nbsp;artık sonuna gelindiğini gösteriyor. IMF’nin ekonomik büyümede sert bir frenin, ekonomi yönetiminin de mali bir krizin gelmekte olduğuna ilişkin uyarıları, kıdem tazminatını hedef alan projeyle birlikte değerlendirildiğinde, yakın gelecekte yaşanacakların ilk işaretlerini veriyor. Bunları düşünürken,&amp;nbsp;&lt;b&gt;polisin politikleşmesinin&lt;/b&gt;&amp;nbsp;bu alandaki olası etkilerini de düşünmek gerekiyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-6042437529554985739?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/6042437529554985739/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=6042437529554985739' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/6042437529554985739'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/6042437529554985739'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2011/07/akpnin-kopukleri-ve-gelmekte-olanlar.html' title='AKP’nin &quot;köpükleri&quot; ve gelmekte olanlar'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-8810698871923528014</id><published>2011-07-21T09:50:00.000+01:00</published><updated>2011-07-21T09:50:15.542+01:00</updated><title type='text'>İngiltere’de medya skandalı</title><content type='html'>Dünyanın en büyük medya imparatorluğu News Corporation’un polisle, politikacılarla, halkla başı belada. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avustralyalı iş adamı Rupert Murdoch’un kurduğu News Corp, Atlantik’in iki yakasında, 200’den fazla gazete ve dergisiyle, uydu televizyon kanallarıyla, daha bir kaç ay öncesine kadar politikacıların, sanatçıların, ünlülerin yüreklerine korku salıyordu. &amp;nbsp;News Corp’un, haberleriyle, kampanyalarıyla genel seçimlerin sonuçlarını belirleyebildiğine, insanların meslek yaşamlarına, aşklarına, evliliklerine son verebildiğine inanılıyordu. News &amp;nbsp;Corp, bugünlerde, İngiltere’de Parlamento Komisyonu tarafından soruşturuluyor, Murdoch, imparatorluğunun amiral gemisi, 168 yıllık News of &amp;nbsp;The World &amp;nbsp;(NTW) &amp;nbsp;gazetesi kapandı, imparatorluğun CEO’su Rebekah &amp;nbsp;Brooks tutuklandı. İmparatorluğunu, 1980’lerde, Margret Thatcher ile başlayan “serbest piyasa” “Restorasyon”unu destekleyerek inşa eden News Corp bugün yıkılmak üzere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir türlü sonu gelmeyen finansal kriz “Restorasyon”un ekonomik temellerini çökertirken, patlak veren bir ahlaki kriz, “Restorasyon”un en önemli ideolojik aygıtlarından birini kökünden sarsıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;“Sınıf &amp;nbsp;refleksi”&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Siyasetçilerin, ünlülerin hatta kraliyet ailesinin özel yaşamlarının, cinsel, finansal kaçamaklarının, tüketim alışkanlıklarının ayrıntılarına ilişkin iç gıdıklayıcı dedikoduları sayfalarında işçi sınıfına satan NTW hakkında, bu bilgilere yasadışı yollardan ulaştığı iddiasıyla, ilk kez 2003-2007 döneminde bir soruşturma açılmış, ancak News Corp bu soruşturmayı, hiç yara almadan, suçu “denetim dışı” iki muhabirin üzerine yıkarak atlatmıştı. Soruşturmayı yürüten Polis şefi de News Corp’un gazetelerinden The Times’da köşe yazarı olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kez skandal The Guardian gazetesinin, NTW muhabirlerinin, kaçırılarak öldürülen 14 yaşında bir kızın telefon hesabına girdiğine ilişkin bir iddiayı ortaya atmasıyla patlak verdi: NTW muhabiri kızın telefon hesabına girmekle kalmamış, yeni mesajlara yer açabilmek için mesaj kutusundaki kimi mesajları da silmiş. Halbuki, Polis bir ipucu bulabilmek için kızın telefon hesabını özellikle açık tutuyormuş. Bazı mesajlar silinince kız ailesi, kızlarının hayatta olduğunu düşünerek umuda kapılmış. Daha sonra kızın cesedi bulundu, NTW muhabirinin mesajları sildiği sırada çoktan öldürülmüş olduğu ortaya çıktı.&lt;br /&gt;NTW’nin okuyucuları, işçi sınıfı düne kadar “öteki”lerin hayatlarını, skandallarını okurken, bu kez, tam da muktedirler tarafından “düzüldüklerini” düşünmeye başladıkları bir iklimde, kendilerinden birinin yaşamının, acılarının bu biçimde istismar edilmesine büyük tepki gösterdiler. Bu tepkiyi gören büyük şirketler reklamlarını NTW’den çekmeye başladılar. Bunun üzerine Murdoch ani bir kararla, 200 çalışanını kapının ününe koyarak NTW’yi kapattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak tepkiler durmadı. Öfke dalgasının büyümeye devam ederek News Corp’u yıkımın eşiğine getirmesinin arkasında üç etkenin oluğu söylenebilir. İş çevrelerinin yanı sıra siyasetçiler de bu tepkiyi dikkate almak zorunda olduklarını hissettiler. Siyasetçiler, bu tepkiden yararlanarak News Corp’dan kurtulabileceklerini düşündüler. Hükümet, News Corp’a hesap sorarken, halkın gözünde, kemer sıkma politikalarından dolayı zedelenen meşruiyetini onarmak işin bir fırsat yakaladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Bir dönem kapanırken&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;News Corp, “Restorasyon”a aitti. Bir taraftan işçi sınıfını, sendikaları hedef alan, savaşları kışkırtan yayınlarla, diğer taraftan, yeni şekillenmekte olan “hazlara dayalı tüketim tarzını”, “ünlüler ve &amp;nbsp;cinsel, mali dedikodular kültürünü” üreterek işlevini yerine getirdi.&lt;br /&gt;“Restorasyon”la birlikte “devletten sorumlu sınıfların” özellikleri de değişiyordu; Sermayenin uzun dönemli çıkarları adına davranan, “refah devletinin” müdahaleci bürokratı yerini, “piyasa devletinin” sermayenin günlük kaprislerine tümüyle teslim olmuş, servet yapmaktan başka amacı olmayan, bu arada iktidarsızlaşarak medya (News Corp) “manyağına” dönüşmüş siyasetçiler, danışmanlar ordusu alıyordu. Bu iklimde News Corp adeta, “Büyük Öteki”nin &amp;nbsp;gözü, kulağı, sesi oldu.&lt;br /&gt;Mali kriz toplumsal yapının bu “durumunu” değiştirdi. “Kurtarma Paketleri”, yeniden canlanan düzenleme, müdahale eğilimleri, “devletten sorumlu sınıfları” yeniden güçlendirmeye başladı. Bu sırada kredi krizi, “hazlara dayalı tüketim tarzının” finansal temelini çökertiyordu. “Dedikodu”nun da, piyasanın parçaladığı toplumsal dokuda, “atomize” olan bireysel deneyimlere, ünlüler kültürü bağlamında ortak, birleştirici bir söylem oluşturma kapasitesi zayıflıyordu. &amp;nbsp;Nihayet banka skandalları, kemer sıkma paketleri, yoksulların varsıllara öfkesini yeniden alevlendiriyordu; dahası bir devrimci dalga yükselmeye başlıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere özelinde “devletten sorumlu sınıflar”, bu dalgayı karşılamak için olanaklar ararken, News of The World &amp;nbsp;skandalına dört elle sarıldılar. Bu refleksin, “bunlar 9/11 kurbanlarının telefonlarını da dinlemişler” suçlamasıyla ABD’de de ortaya çıkmaya başladığı görülüyor.&lt;br /&gt;Kısacası bir dönem kapanırken, onun temel direklerinden biri çöküyor...&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-8810698871923528014?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/8810698871923528014/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=8810698871923528014' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/8810698871923528014'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/8810698871923528014'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2011/07/ingilterede-medya-skandal.html' title='İngiltere’de medya skandalı'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-7007638921851379198</id><published>2011-06-29T23:43:00.000+01:00</published><updated>2011-06-29T23:43:06.176+01:00</updated><title type='text'>İç Dinamik - Dış Dinamik – AKP</title><content type='html'>Seçimlerden sonra patlak veren yasaklı milletvekilleri olayı, Türkiye - Suriye arasında bir çatışma olasılığıyla birlikte giderek artan gerginlik, aklıma, AKP’nin ilk yıllarında sıkça başvurulan, “iç ve dış dinamiklerin ilk kez çakıştığına” ilişkin bir açıklamayı getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine böyle bir çakışma gelişiyor ama bu kez, destekleyici dinamiklerden daha çok kriz eğilimleri var karşımızda. İlginç günler bekliyor hepimizi: AKP bugüne kadar hiçbir ciddi krizin sınavından geçmedi ki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Dünden bugüne ‘dinamikler’&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP’nin doğuşunun, iktidara gelişinin kısa tarihine bakınca, ülke içinde, IMF programının etkisiyle patlak vererek, tüm siyasi sınıfı (Poulantzas’ın bir deyişini ödünç alırsak, “devletten sorumlu sınıfları”) halkın gözünde itibarsızlaştıran bir mali krizle karşılaşıyoruz. Bu ortamda AKP, IMF karşıtı, AB yanlısı ve “Kürt Sorunu”nu çözme iddiasıyla ortaya çıktı, “yeni” olmanın çekiciliğinden yararlandı. Bu iç dinamik, ABD’nin 11 Eylül’ün arkasından benimsediği imparatorluk stratejisinin ve Büyük Ortadoğu Projesi’nin gereksinimleriyle çakıştı. ABD bölgede kendine bir destek, Batı’yla ve liberal ekonomi politikalarıyla barışık bir müttefik arıyordu. İşte bu nedenle Tayyip Erdoğan “Oval Ofis”te hiçbir resmi sıfatı yokken misafir edildi, zamanın CHP’si Erdoğan’ın Meclis’e girmesine olanak sağlayacak “özveriyi” gösterdi. Liberal entelijansiya da AB rüyasına, demokratikleşme fantezisine ve “vesayet rejimi” söylemine sığınarak AKP’yi desteklerken kendi “yavaş intihar sürecini” de başlatıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünlerde, oldukça farklı bir konjonktür gelişiyor. Öncelikle AKP’nin gelinen noktada, seçimlerde yüzde 50 oy aldıktan sonra, artık kimsenin yardımına ve desteğine gerek duymadan davranmaya başladığı söylenebilir. Başbakan’ın deyimiyle “çıraklık dönemi” bitmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve işte tam bu noktada, tam AKP “ustalığını” sergilemeye hazırlanırken, iç ve dış dinamikler, tehlikeli kriz eğilimleriyle birlikte yeniden devreye girmeye başlıyorlar. Düne kadar, nasıl olur da yargı (atanmışlar), seçilmişlerin (“halkın iradesinin”) önüne geçer diyen, her fırsatta dış “dinamiklere” giderek yakınmaktan, destek aramaktan çekinmeyen AKP’nin, bu kez atanmışların (yargının), seçilmişlerin önüne geçen kararlarından ışık hızıyla yararlanmaya çalıştığını görüyoruz. Biz, dün, referandumda “hayır” derken tam da bugünleri düşünüyorduk. “Yetmez ama evet”in “yararlı salakları” acaba bugünlerde ne düşünüyorlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dış dinamiklere gelince, orada da yeni rüzgârlar esiyor. Dün AKP’yi, otokratların dünyası Ortadoğu’da, demokrasinin “Deniz Feneri” olarak tanımlayan, “katı laikçi, kara gözlüklü generallerin darbe tehditlerine karşı” Arap Dünyası’nın liberallerini de cesaretlendirmek için, “mutlaka seçimleri kazanmalıdır”, “başyazılarıyla” destekleyenler, şimdilerde, Erdoğan’ın otokratik eğilimlerinden, “Yeni Osmanlı” hayallerinden yakınıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Otokratın iyisi...&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu değişen havaya bakarak, ülkenin iç siyasetine, dışardan demokratikleştirme ayarları bekleyenlere kötü bir haberim var: Bu sözde eleştiri havasının içinde, bölge jeopolitiğinden kaynaklanan zehirli gazlar da var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dış dinamikler, AKP yönetimini, Ortadoğu’da bu kadar saygınlık kazanmasına olanak veren “sıfır sorun” politikasından uzaklara, komşularıyla, önce Suriye, sonra belki de İran’la savaşmak zorunda kalabileceği bir noktaya doğru sürüklüyorlar. Savaş olasılığına doğru sürüklenen bir ülkede, demokratikleşme değil “güçlü lider” gereksinimi, “nüfus denetimine” yönelik yeni önlem arayışları öne çıkar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İthalatı, konut piyasasındaki köpüğü büyütmeye devam eden dış kaynaklar sayesinde, eninde sonunda Türkiye’yi de ziyaret edecek olan mali kriz de demokratikleşmeyi değil, istikrar talebini güçlendirecektir. Bu bağlamda bir örnek Yunanistan: Geçen hafta Financial Times’da Samuel Brittan, bir süredir unutulmuş bir opsiyonu anımsayarak, “Askeri bir rejimin dahi düzeni sağlayabileceğini sanmıyorum” diyordu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İstikrarın” demokrasinin önüne geçtiğini düşündüren ikinci örneği de ABD dış politika çevrelerinin etkili dergilerinden The National Interest’de, Robert Kaplan’ın (Center for a New American Security ve Pentagon’s Defense Policy Board üyesi), Çin’de Deng Xiaopeng, Güney Kore’de Park Chung Hee, Singapur’da Le Kuan Yew gibi “liderleri” öven yazısında rastladım. Bu liderler, Batı’nın istikrarsız, hatta kaotik demokrasi deneyimlerine yol açan “bireysel özgürlüklere” önem veren bir siyaset anlayışını değil, görevlere, otoriteye saygıya dayanan istikrarı, ekonomik refahı amaçlayan politikalar izlemişler. Bu anlamda, Kaddafi, Esad, Bin Ali, Mübarek, Suudi hanedanının aksine birer “iyi otokrat” olarak tanımlanmayı hak ediyorlarmış...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-7007638921851379198?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/7007638921851379198/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=7007638921851379198' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/7007638921851379198'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/7007638921851379198'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2011/06/ic-dinamik-ds-dinamik-akp.html' title='İç Dinamik - Dış Dinamik – AKP'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-1780070242452892225</id><published>2011-06-08T20:03:00.000+01:00</published><updated>2011-06-08T20:03:29.652+01:00</updated><title type='text'>Engereklere, çıyanlara ve ekmeğe dair</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, Helvetica, Arial; font-size: 11px;"&gt;Geçen hafta Wall Street Journal’da okuduğum bir haber aklıma, Ahmed Arif’in “Bunlar,/Engerekler ve çıyanlardır,/Bunlar,/ Aşımıza, ekmeğimize/Göz koyanlardır,/Tanı bunları,/Tanı da büyü…” dizeleri geldi. Journal “Büyük bankalar emtia piyasalarından büyük paralar kazanıyor” diyordu (02/06)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bir Oxfam raporu&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Wall Street Journal’ın büyük bankalarla ilgili haberinin yayımlandığı günlerde medyada, Oxfam’ın “Kaynakları Sınırlı Bir Dünyada Gıda Adaleti” (Growing a better future – Food Justice in a resource constrained World) başlıklı en son raporu tartışılıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oxfam raporuna göre dünya gıda sistemi çökmüş. Eğer devletler müdahale etmezse gelecek 20 yılda milyonlarca insan açlık - gıda krizi döngüsüne mahkûm edilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oxfam, “Dünya bugün üzerinde yaşayan herkesi doyuracak kaynaklara sahip ama her gün 925 milyar insan aç kalıyor” diyor. 2050’ye doğru dünya nüfusu 9 milyara ulaşırken bu sorun daha da ağırlaşacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oxfam raporu bu krizin arkasındaki nedenleri tartışırken talep artışı, iklim değişikliği, biyolojik yakıt üretimi gibi etkenleri saydıktan sonra, gıda sistemindeki bu kırılganlıkların mali spekülatörler tarafından istismar edildiğine dikkat çekiyor. Oxfam raporuna göre, 1990’dan (küreselleşme dönemi) bu yana gıda fiyatlarında görülen yüzde 100’e varan artışlarda mali spekülatörlerin (hedge funds) önemli bir sorumluluğu var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;En kârlı piyasa&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Oxfam’ın bu saptamasını, FAO’nun gıda malları fiyatları endeksinin (2002-2004=100) gelişmesine bakarak da yorumlayabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Endeks 1990-2004 arası 90 -100 arasında gidip geliyor. Ancak 1996-98 arasında 130’a doğru bir çıkış var. 2004’ten sonra endeks, dalgalanarak yükseliyor 2008’de 200’e ulaşıyor, 2009’da 157’ye geriliyor, 2010 yeniden artmaya başlayarak 2011 Şubat ayında 237’ye ulaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer bir değişle endeks finansal köpüklerin delindiği yıllarda (Asya krizi -1997- ve 2007 mali krizi) en büyük artışları yaşamış; köpüklerden çıkan spekülatif enerji emtia piyasalarına, gıda ürünleri piyasalarına yönelmiş. Örneğin emtia endekslerine yatırılan fonların hacmi 2003 yılında 13 milyar dolardan 2008 başında 55 milyar dolara, sonra da tam bir spekülasyon hummasıyla haziran - temmuz gibi 317 milyar dolara yükselmiş. (Frederic Kaufman, “How Goldman Created the Food Crisis, Rolling Stone”, 27/04/011)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Wall Street Journal, petrol ve diğer emtia piyasalarındaki fiyat dalgalanmaları sayesinde bankaların 2011 yılında büyük kâr artışları gerçekleştirdiklerini yazıyor. Goldman Sachs Group Inc., Morgan Stanley, J.P. Morgan Chase&amp;amp;Co., Citigroup Inc., Bank of America Corp. ve Barclays PLC gibi en büyük on bankanın 2011 yılı birinci üç aylık dönemde ürün bazından gelir artış hızına bakınca (yüzde olarak) karşımıza şöyle bir görüntü çıkıyor. Kredi piyasaları (-26,2), yükselen piyasalar (-21.9), faiz (-11.4), menkulleştirme (-2,1), döviz (1.2), emtia (55).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu veriler emtia piyasaları dışında hemen hiç kârlı alan kalmadığını, kredi köpüğünün (finansal sermaye fazlasının) temizlenmediğini, mali krizin hâlâ bizimle olduğunu da gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama daha önemli bir şey daha söylüyor. Bankalar kasalarındaki fazla sermayeyi değerlendirmek için emtia piyasalarına giriyorlar, bu kullanıma, tüketme değil, spekülasyona ilişkin tam anlamıyla asalak bir talep. Bu talep, fiyatları en az iki açıdan basınç altına alarak yukarı itiyor. Birincisi, yüzde 90’ı üç dev firma tarafından kontrol edilen tahıl piyasalarında (The Independent, 01/06) fiyatlar, özellikle gelecek piyasalarında spekülatif alım satımlar fiyatları yükseltiyor. İkincisi, spekülatif talep ham petrol fiyatlarını yukarı iterken aynı anda mazot, tarım ilaçları fiyatları üzerinden gıda üretim ve taşıma maliyetlerini, fiyatlarını arttırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece büyük bankaların ellerindeki fazla (yatırılacak yer bulamayan) sermayeyi değerlendirirken dünyanın gelirinin yüzde 50 ila yüzde 80’ini gıda harcamalarına ayırmak zorunda kalan yoksul kesimlerinin ekmeğine, aşına gözünü dikiyor; yoksulluğu, açlığı daha da arttırıyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-1780070242452892225?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/1780070242452892225/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=1780070242452892225' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/1780070242452892225'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/1780070242452892225'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2011/06/engereklere-cyanlara-ve-ekmege-dair.html' title='Engereklere, çıyanlara ve ekmeğe dair'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-995360142903408986</id><published>2011-06-02T12:40:00.000+01:00</published><updated>2011-06-02T12:40:23.923+01:00</updated><title type='text'>‘Yeni Rüzgârlar’</title><content type='html'>İspanya’ya, Yunanistan da katıldı geçen hafta. Pazar günü, Atina, Madrid, Milano, Paris, Londra ve yaklaşık 100 Avrupa kentinde protesto gösterileri vardı (Athens News). The Independent, Londra’da 15-16 yaşında gençlerin dahi protesto gösterilerine katıldığını aktarıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Öfkeleniniz” başlıklı kitapçığın Avrupa çapında milyonlarca satması yeni rüzgârların habercisiydi. Mısır, Tahrir Meydanı herkesi heyecanlandırdı, kitle eyleminin gücüne olan güveni tazeledi. Artık her meydan Tahrir Meydanı’nı yansıtıyordu. “Öfke”nin artık bir simgesi de vardı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Rüzgârlar öfkeyi düzenin dışına taşıyor&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Yaklaşık beş yıldır bir mali krizden bir türlü çıkamayan dünya ekonomisinde koşullar yeniden bozulmaya başlıyor. Bu sırada Avrupa’da gençler ve halkın giderek genişleyen bir kesimi, bankacıları uluslararası mali sermayeyi kurtarmanın yükünü sırtlarına yıkmaya çalışan hükümetlerin, “sağlı sollu” “düzen partileri”nin (artık düzen partileri kavramını yeniden kullanmaya başlayabiliriz) ekonomik programlarına karşı öfkeyle sokaklara dökülüyor, meydanları dolduruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meydanları dolduranlar “gerçek demokrasi”, taleplerini dile getirdikçe düzenin sınırlarını aşmaya başlıyor. 19. yüzyılın başında ‘liberal demokrasi’ye karşı şekillenen ‘sosyal demokrasi’nin hemen ‘ekonomi politiğin’ eleştirisini gündeme getirmiş olması gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meydanlardakiler, taleplerini ifade edecek siyasi programları, hareketi ifade edebilecek yeni örgütsel yapıları bizzat hareketin içinden yaratmaya çabalıyor. Siyasi partilerin ve sendikaların meydanlara uyum sağlayamamış olması, bu yeni “muhalefet dalgasının”, “mantığının”, arayışlarının hem düzenin hem de düzenin geleneksel muhaliflerinin oluşturduğu “yapının” sınırlarını zorlamaya, kapitalizmin geleceğini sorgulamaya başladığını da gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meydanlardakiler tam olarak ne istediklerini bilmiyor. Ama ne istemediklerini çok iyi ifade etmeye başladılar. Bir “negatif diyalektik” ve “olumsuzlama”, “katılmama” arzusu durumuyla karşı karşıya olduğumuz anlaşılıyor. Meydandakilerin, olumsuzladıkları her şey, bu olumsuzlamanın kapitalizmin ekonomik mantığını (“kâr makinesi”), bunu yeniden üreten siyasi yapıyı (yönetimi seçkinlere teslim eden parlamenter demokrasiyi), kitle inisiyatifini sınırlayan bürokratik, merkezi siyasi örgütlenmeleri ve sendikaları hedef aldığını gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu “olumsuzlamanın” (negativity) ne zaman ve nasıl bir “yükselterek aşmaya” (aufhebung) dönüşeceğini, hatta dönüşüp dönüşemeyeceğini bugünden bilmek olanaklı değil. Ancak bu hareketlere ve meydanlara, “kendiliğinden hareketler”, dolayısıyla, tarihin maddesi, yeni olasılıkları gündeme getiren bir “durumun” yaratıcısı olarak bakarsak, bilincin (öznenin) önemini, siyasetin ama daha önce felsefenin görevlerini düşünmeye ve omuzlamaya başlayabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Gürültüden uyananlar ve uyanamayanlar&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Porte del Sol meydanında, üzerinde “Yunanlılar bize, gürültüyü kesin bizi uyandıracaksınız diyor” yazılı bir pankart varmış (Kathimerini 25 Mayıs). Gerçekten de Yunanistan’da gençlik, çalışanlar, halk, bir süre muhteşem bir direnişle kemer sıkma politikalarına karşı tüm Avrupa halklarına umut verdikten sonra siyasi partilerin, sendikaların durumu kabullenmeye başlamasıyla, medyanın şiddet olaylarını çarpıtmasıyla, abartmasıyla umutlarını yitirmiş ve evlerine dönmüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İspanya’dan gelen rüzgârlar, Yunanistan’daki isyan ateşini yeniden alevlendirdi. Salı ve çarşamba günü başlayan hareketlenme giderek yoğunlaştı, polis de gönülsüz bir müdahale denemesinden sonra duruma teslim oldu. “Öfke” cuma günü parlamento binasının önündeki Syntagma Meydanı’nı doldurmaya başladı. Pazar günü Yunan basını meydandakilerin sayısının 100 bine ulaştığını aktarıyordu. Yunan basını da gururla “Avrupa’da yüz kentte benzer eylemlerin yapıldığını” vurguluyor. İnsan düşünmeden edemiyor. Avrupa Birliği sürecinde tüm çabalara karşın yaratılamayan “Avrupalılık ruhuna” karşı sakın bu öfke, “olumsuzlama” ve isyan yaratmaya başlamış olmasın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yunanistan halkı uyandı ama düzenin iktidarı da muhalefeti de hâlâ uyuyor. Başbakan Yardımcısı Pangalos geçen hafta Ethnos gazetesine verdiği bir demeçte, “Bu ideolojisi, örgütlenmesi olmayan bir hareket, yalnızca tek bir duyguya, öfkeye dayanıyor” diyormuş. Pangalos’u, Heiddeger’in, en ufak hışırtıya tepki verirken yanında patlayan tüfeğin sesini, tüfek onun dünyasına ait olmadığı için, duymayan ‘kertenkelesine’ benzetebiliriz. “Yapıya” ait olan bu adamın yapıya “sığmayan” bu “öfke”nin arkasındaki “bu düzen çürüdü!”, “bize hizmet etmiyor” bilgisini, 100 bin insanın nasıl olup da evlerinden çıkıp meydana gelebildiğini anlaması zor. Sendikaların ve sol (“komünist”, sosyalist) partilerin de bu kalabalıkların neden onların bayrakları altında yürümediğini...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta cuma günü yüz binlerce Mısırlı, “ikinci devrim” talebiyle, “Mısır devrimi bitmedi” sloganıyla Tahrir Meydanı’ndaydı. İlk turda devrime ihanet ettikten sonra cuntanın eteğine yapışan Müslüman Kardeşler bu kez daha baştan Tahrir Meydanı’nın karşısında tavır alıyor; meydandakileri “komünistler”, “laikçiler”, “bunlar halka karşı” nitelemeleriyle, orduya hedef gösteriyorlardı. “Eşya” tabiatına uygun davranıyordu, ama “yeni rüzgârlar” da esmeye devam ediyordu...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-995360142903408986?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/995360142903408986/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=995360142903408986' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/995360142903408986'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/995360142903408986'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2011/06/yeni-ruzgarlar.html' title='‘Yeni Rüzgârlar’'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-4581417020954152292</id><published>2011-05-11T19:37:00.000+01:00</published><updated>2011-05-11T19:37:13.165+01:00</updated><title type='text'>Şimdi Şaşırmanın Dayanılmaz Hafifliği</title><content type='html'>AKP’nin, Başbakan’ın seçim kampanyası ivme kazandıkça liberal entelijansiyanın şaşkınlığı artıyor. Biliyorum biraz sert kaçacak ama, AKP’nin birinci dönemi biterken geliştirdiğim “liberal entelijansiyanın yavaş intiharı”temasına sadık kalarak bu şaşkınlığı, boynuna ipi kendi elleriyle geçirdikten sonra, iskemleyi tekmeleyen birinin son andaki şaşkınlığına benzetiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki Başbakan, “Ben değişmedim”, “İslamın ılımlısı olmaz” diyerek en az iki kez uyarmıştı. Ama onlar olaylara düşünceyle (teoriyle) değil kanaatlerle yaklaşmaya alıştıklarından ya kendi istediklerini duymaya devam ettiler; ya da Başbakan’ın dayandığı kültürü ve tarihi küçümseyerek, “biz bu Kasımpaşalıyı nasıl olsa yönlendiririz” (hadi küstahlığı demeyeyim) aymazlığıyla bir demokratikleşme fantezisi üreterek peşine takıldılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu fantezi, II. dönemde, Ergenekon davası, telefon dinlemenin olağanlaşması, kaset skandalları, referandum ve“ileri demokrasi” aşaması, basılmamış kitapların yazarlarının hapse atılması, “Şifre var, kopya yok” absürdlüğü, Kürt açılımının yerini “Kürt sorunu yok”un alması gibi gelişmelerle “gerçekleşmeye” başlayınca... “Ama biz askeri vesayetten kurtulmak için yola çıkmıştık sivil vesayet altına girmek için değil!” şaşkınlığı başladı. Fantezi işte böyle bir şeydir, sonu her zaman hüsranla biter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Esas soru başka yerde&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;Liberal entelijansiya, “katı laiklik” terk edilince siyaset söyleminde dini temaların öne çıkmaya başlamasına ve“Kürt sorunu”nun “kefen sorununa” dönüşmeye başlamasına şaşırmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakan “inanç kozunu giderek seçim kampanyasının vazgeçilmez konusu yapıyor”muş. “Muhalefet partisi, siyasal tartışmanın giderek daha fazla din tartışmasına çevrilmesine karşı çıkmalı”ymış. “Laiklik konusunda katı tavırdan vazgeçmek” bir şeymiş “siyasal tartışmanın ‘dinselleşmesi’ne teslim olmak başka bir şey”miş (Adeta,“azıcık hamile olmak bir şey”miş, “çocuk doğurmak başka bir şey”miş gibi...). “Herkes dindar olmak zorunda değilmiş”. “Dün fikir özgürlüğünü savunan İslamcı yazarlar, artık ‘bu ülkede yaşayan din ve kültür konusunda haddini bilecek’ imalı yorumlar yapmaya” başlamışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakan da “Ana muhalefet partisi başkanını yaradana saygısızlık etmekle suçluyormuş” (Bu suçun cezası neydi?). Dahası “toplumsal barış seçim yarışına kurban gitmiş”. Başbakan “Biz bu yola kefen giyip çıktık” demiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu şaşkınlık bütünüyle yersiz. Süreç kendi mecrasında, sebep-sonuç ilişkisi içinde, yani siyasal İslamın“hakikat rejiminin”, “ileri demokrasi” doğurması gibi bir “mucizeye” yol açmadan akıyor. Esas soru burada değil, başka bir yerde: Başbakan neden seçim kampanyasında bu söylemleri şimdi öne çıkarıyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İ&lt;i&gt;&lt;b&gt;ki hegemonya..&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;.&lt;br /&gt;Başbakan’ın işi başından beri zordu; bir taraftan siyasal İslamın dönüşüm projesini topluma kabul ettirecek hegemonya ilişkisi kurması ve sürdürmesi, diğer taraftan, Türkiye’de siyasal İslamı oluşturan akımları, sınıf ve tabakaları bir arada tutacak hegemonya söylemini kurması ve koruması gerekiyordu. Dahası bu iki farklı hegemonya süreci arasında da bir modis operandi kurulması gerekiyordu. Bu, liberal, “dönüşümcü” bir söylemi koruyan, inananlar-inanmayanlar ayrımını öne çıkartmayan bir söylemdi. Böylece siyasal İslamın en katı çekirdeğinin talepleriyle, liberal entelijansiyanın fantezilerini birbirine yapıştırmak söz konusu olabiliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, Başbakan neden şimdi, seçim kampanyasında, öncelikle ve esas olarak bu “en katı çekirdeğe” yönelik bir söylemi öne çıkartmaya başladı? Bu seçmen zaten “çantada keklik” değil mi?&lt;br /&gt;Bence burada iki olasılık düşünülebilir. Birincisi: Bu “çekirdek” şimdi yeni ve daha radikal bir akımın çekim alanına girmeye başladı. Başbakan bu kesimi yeniden konsolide etmeye çalışıyor. İkincisi, Başbakan, projesini seçimlerden sonra, zayıflamış bir hegemonya ortamı koşullarında sürdürmek zorunda kalacağını biliyor. Bu koşullarda, yargı ve polis üzerindeki denetimin yanı sıra, kararlı ve sadık bir toplumsal desteğe dayanması gerekeceğini düşünerek, öncelikle bu kesimi kemikleştirmeyi, keskinleştirmeyi hedefliyor. Diğer kesimler için de medyaya, liberal entelijansiyanın katkılarına güvenme riskini alıyor. Esas soru işte burada: Bu açıklamalardan, gerçekliğe en yakın olanı hangisi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seçimlere, özellikle CHP’nin solundan, girmeyi seçenlerin de, seçimlerden sonra “şaşırmamak” için bu olasılıkların üzerinde düşünmeye şimdiden başlamaları gerekiyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-4581417020954152292?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/4581417020954152292/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=4581417020954152292' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/4581417020954152292'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/4581417020954152292'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2011/05/simdi-sasrmann-dayanlmaz-hafifligi.html' title='Şimdi Şaşırmanın Dayanılmaz Hafifliği'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-8360540962064198266</id><published>2011-05-07T12:08:00.000+01:00</published><updated>2011-05-07T12:08:56.301+01:00</updated><title type='text'>AH! Kate &amp; William</title><content type='html'>Osama’yı öldürdük dediler. Bir anda gündem değişti. Ama benim aklım hala düğünde. Ne düğündü ama. Gözlerimiz hem kamaştı hem yaşardı. Gerçek aşk işte. Halktan bir kız (Babasının serveti mi? Size ne canım.) Prensle, evlendi. Tüm dünyada 1,5 milyar insan televizyonlarından bu düğünü izledi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Böyle masallara layık aşk varken...&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Böyle masallara layık bir aşk varken, ekonomik krizin sözümü olur. Gelin güzeller güzeli, damat... Ne diyelim kendine has bir havası var... En azından, kurbağa değil. Yani çok yakışmışlar. Huyları da benziyor. İkisi de çalışmayı sevmiyor. Çift&amp;nbsp; böyle uyumlu olunca helal olsun. Yüzük 32 milyon sterlin. Gelinlik 450,000 dolar. Çiçekler 800,000 dolar. Güvenlik 33 milyon dolar. Toplam düğün masrafı yaklaşık 80 milyon dolar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olsun. Damadın ailesi zengin. Anneannesi bir milyar sterlin değerinde bir sarayda yaşıyor; ayrıca 12 şatosu daha var. Yılda da İngiltere halkının vergilerinden 180 milyon sterlin haraç alıyor (pardon bütçesi var diyecektim ağzımdan kaçtı). Ama günde&amp;nbsp; 450,000 sterlin harcayarak ekonomiye katkıda bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ailenin en büyük hizmetiyse, derin kriz zamanlarında, tam gerekli olduğu anda bir “kitlesel dikkat dağıtma düğünü” (Laurie Penny, The NewStatesmen) üretmeyi başarmaları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıl 1947. İngiltere savaştan yeni çıkmış ama hazine tamtakır. Hükümet toplumsal harcamalarda kesinti yapmaya hazırlanıyor, “kemer sıkma çağı”ndan söz ediliyor. Pat! Elizabeth ve Phillip evleniyorlar. Tüm İngiltere, dertlerini unutup ulusal birliğin tadını çıkarıyor. Sokaklarda masalar kuruluyor son kuruşlar harcanıyor. Düğün büyük bir hazla kutlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıl 1981. Thatcher resesyonu üç yıldır İngiltere’yi kasıp kavuruyor. Kesintiler, özelleştirmeler, neo-liberal yıkım&amp;nbsp; tam gaz, işsizlerin sayısı 3 milyonu geçiyor. Londra Brixton’da, Birmingham’da, Liverpool’da isyanlar var. Siyah gençlik, işsiz beyaz gençler polisle çatışıyor. Dükkanlar arabalar yanıyor.&amp;nbsp; Pat! Charles ve Diana (bakireymiş, babası sarhoşmuş, sıradan halktanmış, dedikoduları arasında) evleniyorlar. Charles aslına Camilla’yı seviyormuş o zaman falan filan. Tüm İngiltere, dertlerini unutup ulusal birliğin tadını çıkarıyor. Sokaklarda, 1947’deki kadar olmasa da yine masalar kuruluyor son kuruşlar harcanıyor. Düğün büyük bir hazla kutlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıl 2011. Derin bir ekonomik kriz. Ekonomi daralmaya devam ediyor. İş arayan işsizlerin sayısı Kasımdan bu yana 49,000 kişi artarak Nisan ayında n 2.5 milyona ulaştı. Ama Muhafazakar-Liberal koalisyon kesintilerde ısrarlı. 1970’lerin başından bu yana ilk kez yaygın öğrenci olayları var. Sendikalar da sokaklara çıkıyor, hem de 30 yıldır görülmeyen kalabalıklarla. Pat! Kate ve William. Yine bir “kitlesel dikkat dağıtma düğünü” (Derleyen: WSWS, 29 Nisan 2011).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Ama sanki bu kez biraz farklı&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;Bu kez, İngiltere halkının dikkati pek dağılmıyor galiba. ICM kamu oyu araştırma kurumunun , Cumhuriyetçi kampanya grubu için Mart ayında yaptığı bir anket, halkın yüzde 79’unun düğünle ilgilenmediğini gösteriyordu. Tüm medya şamatasına karşın, ICM’in bu kez Kraliçenin sadık muhalefeti The Guardian gazetesi için Nisan ayında yaptığı bir anket toplumun hala yüzde 47’sinin düğünle ilgilenmediğini gösteriyordu. Sokaklarda kutlama yapmak için belediyeye yapılan başvurular da bu düğünde çok düşük kalmış. Tüm İngiltere’den, çoğu güney İngiltere’nin kralcı bölgelerinden olmak üzere yalnızca 500 başvuru olmuş. Kuzeye doğru, bir çok büyük kentten hiç başvuru gelmemiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz aylarda sokakları dolduran öğrencilerin ise düğünü hiç ama hiç iplemediği, ama tatilin keyfini çıkartmaya kararlı oluğu kesindi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğrenciler düğünle ilgilenmemeye kararlıydılar ama, anlaşılan Polis, düğünü bahane edip onlarla biraz ilgilenmeye kararlıydı. Kate ve William evlenmeye hazırlanırken, polis İngiltere çapında bir operasyonla öğrenci evlerine, işsiz gençlerin birlikte kaldıkları işgal edilmiş binalara&amp;nbsp; baskınlar düzenliyor, “Kesintilere Karşı Eylem” kampanyasıyla ilgisi olduğunu düşündüğü öğrencileri, gençleri ya göz altına alıyor, ya da korkutmaya çalışıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Polis evleri bastığında gençleri taciz ediyor, bunun yaparken “yok canım düğünle ne alakası var biz hep bunun yaparız, geçen seneki olaylarla ilgili” diyerek alay ediyor, böylece “canımız ne zaman isterse geliriz, size huzur yok” demek istiyordu... Böylece, düğün vesilesiyle kurulan “insanat bahçesinin” güvenliği de sağlanmış oluyordu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-8360540962064198266?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/8360540962064198266/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=8360540962064198266' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/8360540962064198266'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/8360540962064198266'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2011/05/ah-kate-william.html' title='AH! Kate &amp; William'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-3705962596155260217</id><published>2011-04-26T13:18:00.000+01:00</published><updated>2011-04-26T13:18:46.480+01:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Bir süredir Türkiye'deyim bloglar erişim yasal olarak kapalıydı. O nedenle &amp;nbsp;blogları yenileyemiyordum. Son günlerde açılmış gibi görünüyorlar. Bu hafta yenilemeye çalışacağım&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-3705962596155260217?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/3705962596155260217/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=3705962596155260217' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/3705962596155260217'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/3705962596155260217'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2011/04/bir-suredir-turkiyedeyim-bloglar-erisim.html' title=''/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-8770417631922686069</id><published>2011-02-24T15:03:00.000Z</published><updated>2011-02-24T15:03:25.085Z</updated><title type='text'>Ben bu işe çok bozuldum</title><content type='html'>Bir Prof. Dr. “dekolte giyene tecavüz edilir” gibisinden bir şeyler söylemiş. Prof. Dr. ’un avukatına göre de, Prof. ’un çalışma alanı din olduğundan bu sözleri “dine göre yorumlamak gerekir” miş. Ben bu işe iki kez bozuldum. Birincisi bir erkek olarak, ikincisi de dinleri, doğal olarak da Müslümanlığı düşünerek. Bence bu beylerin sözlerinde hem erkekleri, hem de Müslümanlığı hedef alan haksızlıklar var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Ben (bir erkek olarak) hayvan mıyım?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Benim uzmanlık alanım değil ama sanırım şöyle bir durum söz konusu: Hayvanlar cinsel itkileri depreştiğinde (kızıştığında) doğrudan kokunun geldiği yere yönelir, hedef aldığı hayvanın direncine, isteksizliğine bakmadan, eğer gücü yeterse, tohumunu bırakır. İnsanın cinsel itkisi depreştiğinde, bu bir arzuya tercüme olur, arzu da hemen toplumsal kurallara (süper egonun “hayır yapamazsın” diyen sesine), yasalara, erkeği ve dişiyi, iki farklı cins olarak tanımlayan, bir biyolojik farkı cinsiyetleştirerek (“sexuation”?) aralarındaki ilişkileri belirleyen örf, adet, gelenek gibi söylemlerin kodlarına çarpar. İnsanın cinsel itkisinin yoluna devam ederek tatmin olabilmesi  süreci, cinsel ilişkinin sosyal ilişkiye dönüşme süreci ve bunun kodları tarafından belirlenir. &lt;br /&gt;Eğer cinsel arzunun yoluna devam ederek tatmin olması hali karşı cinsi şeyleştiriyorsa (öznelliğini yok sayarak nesne gibi görüyorsa), şiddet içeriyorsa, bu durumun arkasındaki nedenleri, erkeğin biyolojisinde değil, onun cinselliği anlama tarzını belirleyen egemen toplumsal ilişkilerin, cinsel arzusunu ve arzu nesnesine ulaşma yollarını programlayan patolojisinde aramak gerekir. Erkek - egemen toplumun kadın ve erkeği iki farklı cinsiyet olarak tanımlama, tarzının (kodlarının) ve bunu devralan kapitalizmin mal satabilmek için biteviye ürettiği, aciz, çocuksu, kurtarılacak, ya da kurban kadın imajının dolaylı ve doğrudan etkilerinde aramak gerekir, insanın biyolojik yapısında değil. &lt;br /&gt;Bu yüzden, tüm erkeklerin, bir taraftan Profesörü ve avukatını erkekleri, ahlaksal kuralları olmayan hayvanlara indirgedikleri için protesto etmeleri, diğer taraftan da “kadını” bir tecavüz nesnesi olarak üretmekte ısrar eden tüketim kültürüne baş kaldırmaları gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;“Haram” ve “günah” mı teşvik ediliyor yoksa?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Ben din alimi de değilim ama, bende bu iki zatın “haramı” ve dolayısıyla “günahı” teşvik ettikleri (tabii istemeden)  izlenimi de uyandı.&lt;br /&gt;Bir kadının, dinin getirdiği örtünme kurallarına uymuyor olması, hatta dekolte giyinmesi, dahası belki de mayo ile gezmesi dini açıdan “günah” sayılabilir diye düşünüyorum. Eğer toplumda din yasaları geçerliyse, suç ve ceza içeren, hukuksal bir durum bile doğabilir. Ama, bana öyle geliyor ki, eğer toplum dini yasalarla yönetilmiyorsa, orası laik bir ülkeyse, kadının dini kurallara uymama durumu en fazla bir “günah” olarak kabul edilebilir; suç ve ceza konusu da onunla tanrısı arasındaki ilişkiye havale edilmek durumundadır.&lt;br /&gt;Bu madalyonun bir yüzü. Bence bu madalyonun öbür yüzünde de şu var: Benim bildiğim kadarıyla, dini hakikat rejimi içinde, kadın dini giyinme kurallarına uysun uymasın, nikahlısı olmayan erkek için, cinsel arzusunu tatmin etmesi açısında “haram”dır. Erkeğin bu kadına bakması, dokunması hele hele cinsel ilişkiye girmeye kalkması  da “günah”... Mantıksal ve ahlaki açıdan de erkeğin açısından bu “günahın”, kadının “günah” işliyor olup olmamasıyla bir ilişkisi olamaz.&lt;br /&gt;İşte beni çok kızdıran ikinci, genelde dinlere özelde Müslümanlığa yönelik haksızlık olarak gördüğüm şeyler de bunlarla ilgili: Profesör ve avukatı, ileri sürdükleri açıklamalarla, erkeğin salt kadından kaynaklanan (dekolte giyinmek örneği) bir nedenden dolayı, daha doğrusu bunu bahane ederek, nikahlısı olmayan bir kadınla cinsel ilişkiye girmeye kalkabileceğini,  bu arada tanrının bir kuluna bedensel ve ruhsal acılar çektirilebileceğini, tüm bunların da dine göre yorumlanabileceğini (anlaşılabileceğini, belki de mazur görülebileceğini) söylemiş olmuyorlar mı? Bu beyler böylece Müslümanlık adına “haramı” ver “günahı” teşvik etmiş olmuyorlar mı?&lt;br /&gt;Bana bu profesörün ve avukatının daha fazla konuşmaya devam etmeden önce, başbakanın eski bir önerisine uyarak, yetkin bir ulemaya danışmaları gerekiyormuş gibi geliyor. Tabi bu ulema da duruma bakıp, “beyler size ulema değil hekim gerekiyor” da diyebilir. Ama dedim ya ben din alimi değilim o kadarını bilmemem&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-8770417631922686069?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/8770417631922686069/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=8770417631922686069' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/8770417631922686069'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/8770417631922686069'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2011/02/ben-bu-ise-cok-bozuldum.html' title='Ben bu işe çok bozuldum'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-4961642178411304664</id><published>2011-02-17T12:00:00.000Z</published><updated>2011-02-17T12:00:01.241Z</updated><title type='text'>Mısır’da Tek Yol Sürekli Devrim</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: collapse; font-family: arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 6pt; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt;"&gt;Mısır devrimi, çok kritik bir noktada. Halkın talepleri artmaya devam ediyor.&lt;b&gt;Mübarek&lt;/b&gt;’ten ülke yönetimini devralan askeri cuntanın ve Mısır kapitalizminin bu taleplere cevap verme olasılığı yok. Dünya gıda piyasalarındaki gelişmeler var olan çok ufak bir olasılığı da ortadan kaldıracak gibi görünüyor. Mısır halkına da, bu noktaya kadar elde ettiklerini korumak için devrimi ilerletmekten başka bir seçenek kalmıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 6pt; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt;"&gt;Ekonomik talepler hızla öne çıkıyor&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 6pt; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt;"&gt;Rosa Luxemburg&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt;"&gt;, ünlü&amp;nbsp;&lt;i&gt;“Kitle Grevi”&lt;/i&gt;&amp;nbsp;broşüründe,&amp;nbsp;&lt;i&gt;“Siyasi mücadelede elde edilen her taze zafer, hem dışsal olasılıkları hem de işçilerin içindeki mücadele arzusunu arttırarak, ekonomik mücadelede yeni bir motivasyon yaratır. Siyasi mücadelenin her köpüklü dalgası arkasında, içinden ekonomik mücadelenin binlerce filizinin fışkırdığı verimli bir alüvyon tabakası bırakır&lt;/i&gt;” diyordu (IV. Bölüm).&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 6pt; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt;"&gt;Tunus ve Mısır devrimlerinde de böyle oluyor.&amp;nbsp;&lt;i&gt;New York Times&lt;/i&gt;’dan&amp;nbsp;&lt;b&gt;Thomas Fuller,&lt;/b&gt;&amp;nbsp;Tunus’un başkentinden gönderdiği bir haber-yorumda&amp;nbsp;&lt;i&gt;“Adeta bir şişenin mantarı açıldı, herkes sorunlarını dile getirmeye başladı... Medya üzerinde kısıtlamalar kalktığından, ifade özgürlükleri genişlediğinden bu yana ücretlere, çalışma koşullarına ilişkin sorunlar öne çıkmaya başladı&lt;/i&gt;” diyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 6pt; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt;"&gt;Mısır’da sanayi ve kamu sektörü işçileri devrime katılırken kendi sorunlarını da dile getiriyorlardı. Şimdi bunlar giderek öne çıkıyor. Öyle ki, polisler bile gelip içişleri bakanlığı önünde ücret artışı talep ediyor, protesto gösterileri düzenliyorlar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 6pt; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt;"&gt;Bu gelişmelere karşılık cuntanın ilk tepkisi, kaosu önlemek gerekçesiyle önce Tahrir Meydanı’nı boşaltmak, sonra El Cezire’nin pazartesi günü aktardığına göre, işçi sendikalarının, meslek örgütlerinin toplantı ve grev yapmasını yasaklamak, Mısır halkından işinin başına dönmesini istemek oldu. Google Pazarlama’nın müdürü&amp;nbsp;&lt;b&gt;Wael Ghonim&lt;/b&gt;’in ve Müslüman Kardeşler örgütünün temsilcilerinin cuntayla yaptıkları bir toplantıdan sonra kaos uyarılarına, normalleşme, işbaşı yapma çağrılarına katıldıkları görüldü.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 6pt; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt;"&gt;Mısırı ekonomisinde, içme suyu şişeleme tesislerinden inşaat, elektrikle ev aletleri sektörlerine kadar büyük yatırımları olan ordunun, işbaşı yapma çağrısı anlaşılabilir bir durum. Wael Ghonim’in, MK’nin iş çevrelerine yakın liderliğinin ağzından küçük ve orta işletmelerin de bu çağrılara katılması,&lt;i&gt;“kaos korkusunun”&lt;/i&gt;&amp;nbsp;basında sıkça dile getiriliyor olması, basıncın işçi sınıfı üzerinde yoğunlaşmaya başladığını düşündürüyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 6pt; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt;"&gt;Rejimin taleplere cevap vermesi çok zor&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 6pt; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt;"&gt;Asharq Alawsat yazarlarından&amp;nbsp;&lt;b&gt;Amir Taheri&lt;/b&gt;&amp;nbsp;haklı olarak Mısır’da&amp;nbsp;&lt;i&gt;“rejim değişmedi, rejimde kimi değişiklikler yapıldı”&lt;/i&gt;&amp;nbsp;derken rejimin temel özelliklerinin değişmeden kaldığına işaret ediyordu. Aslında çok daha ilginç bir durum söz konusu: Rejim, şiddet uygulama kapasitesini, devletin diktatörlük özelliğini, Mübarek döneminde, parlamento, anayasa, seçilmiş devlet başkanı gibi incir yapraklarının arkasına saklamaya çalışıyordu. Şimdi, ortada açık bir diktatörlük var. Bu açık diktatörlüğün, kendine yeni incir yaprakları üreterek orduyu, açık şiddeti geriye çekebilmesi (saklayabilmesi) büyük ekonomik kaynakları harekete geçirerek halkın taleplerine cevap verebilecek bir yeni&amp;nbsp;&lt;i&gt;“mutabakat”&amp;nbsp;&lt;/i&gt;oluşturabilmesine bağlı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 6pt; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt;"&gt;Halbuki bu rejim ve Mısır kapitalizmi ve ondan beslenen uluslararası sermaye, kendileri için gerekli birikimi (sömürü oranlarını), ancak bu baskı araçları sayesinde gerçekleştirebiliyordu. Rejimin karakterini bu ekonomik sınıfsal ilişkiler ve dengeler belirliyordu. Bu ilişkiler, Mısır halkının yaklaşık yarısının günde 2 dolardan daha az bir gelirle yetinmesini gerektiriyordu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 6pt; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt;"&gt;Credit Agricole’un hesaplarına göre devrimin ekonomiye maliyeti günde yaklaşık 380 milyon dolar olmuş. Bu sırada 700 milyon dolarlık bir sermaye kaçışı yaşanmış; GSMH’nin yüzde 11’ini, istihdamın yüzde 10’unu sağlayan turizm sektörü siyasi kriz sırasında büyük mali kayıplar yaşamış. Kısacası bu koşullarda, halkın öne çıkmaya başlayan ekonomik taleplerine cevap vermek, ekonomik kaynaklarda ve iktidar ilişkilerinde köklü bir yeniden dağılımı sağlayacak yeni bir modele geçmeden olanaklı değil. Böyle bir modele bugünün siyasi ilişkileri, güçler dengesi altında geçmek olanaksız. Bu olanaksızlık&amp;nbsp;&lt;i&gt;“demokratikleşmenin”&lt;/i&gt;&amp;nbsp;olanaksızlığına da işaret ediyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 6pt; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt;"&gt;Bu koşullarda Mısır halkının özellikle emekçi sınıfların önlerindeki tek seçenek, devrimi bu ekonomik ve siyasi iktidar ilişkilerini sorgulayan bir yönde ilerletmek. Bölgede yükselmeye devam eden dalga, dünya kamuoyunda oluşan duyarlılıklar, uluslararası koşulların şimdilik Mısır halkından yana olduğunu söylüyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 6pt; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt;"&gt;Aksini düşünmek bile istemiyorum. Çünkü tarih korkmuş egemen sınıfların tepkisinin çok şiddetli olduğunu gösteriyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-4961642178411304664?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/4961642178411304664/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=4961642178411304664' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/4961642178411304664'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/4961642178411304664'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2011/02/msrda-tek-yol-surekli-devrim.html' title='Mısır’da Tek Yol Sürekli Devrim'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-9099165324419538195</id><published>2011-02-15T23:50:00.001Z</published><updated>2011-02-15T23:52:02.588Z</updated><title type='text'>Mısır’da devrim, karşı devrim (09.02.2011)</title><content type='html'>Şimdi artık yeni bir Mısır var. Bundan sonra ne olursa olsun, devrim öncesinin Mısır’ına, Mübarek rejiminin halk, devlet ve siyaset ilişkisine geri dönülmeyecek. Bunu kolaylıkla söyleyebiliyorum ama bu günden  yarına devrimin ne yönde ilerleyebileceği üzerine bir öngörüde bulunmaya çekiniyorum; hatta istemiyorum.  Çünkü, aklıma Mao’nun devrimleri bisiklete benzeten o  ünlü saptaması aklıma geliyor.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Devrimler ve bisikletler...&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Mao, bisiklet benzetmesiyle, devrimlerin ayakta kalabilmek için sürekli ilerlemek zorunda olduğunu söylüyordu. Mısır devrimi bugüne kadar, rejimden tavizler kopararak hep ilerledi. Ama ya bundan sonra?&lt;br /&gt;Devrimin üçüncü haftasına girerken, hemen iki saptama yapabiliriz. Birincisi: Devrimin kitleselleşme sürecinin durakladığı, coğrafi yayılmasının Tahrir Meydanı’nı ve İskenderiye sokaklarını aşamadığı görülüyor. Mısırlı sosyalist grupların yaptığı çağrılardan, sanayi işçilerinin devrime kitlesel bir biçimde katılmadığı anlaşılıyor. Bu gözlemler de devrimin harekete geçirebildiği kitlenin sınırına ulaştığını düşündürüyor. Ama yine bu gözlemler, devrimin kaderinin sanayi işçilerinin, sürece grevlerle, hatta bir genel grev yoluyla katılması halinde bir anda dramatik bir biçimde değişebileceğini de söylüyor.&lt;br /&gt;İkincisi devrimin bugüne kadar rejimden koparttığı tavizlerin, ordunun ve güvenlik aparatının yanı sıra ABD’nin desteğini de aldığı anlaşılan Ömer (işkenceci) Süleyman’ın rejimin yönetimini devralması ile çizilen sınıra dayandığı, bu sınırı aşmakta zorlandığı görülüyor. Bu sırada rejim, Müslüman kardeşlerin oportünizminden de yararlanarak zaman kazanıyor, devrimin pörsüme sürecine girmesini bekliyor. &lt;br /&gt;Devrimci dalganın gücünden emin olduktan sonra ortaya çıkan Müslüman Kardeşler örgütü,  yasal olarak yasaklı olmasına karşın rejimin ve ABD’nin de onayıyla devrimin temsilcisi katına yükselerek Ömer (işkenceci) Süleyman’la pazarlık masasın oturdu. MK’i rejim düşmanı kategorisinden çıkarıp meşru ortak düzeyine yükselten bu büyük bir siyasi  ‘başarı’  Siyasal İslam’ın ‘pasif devrim’ sürecinin, Mısır proletaryasının devrimci atılımını kullanarak, etkisini çalarak tamamlanmak üzere olduğuna işaret ediyor.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Karşı devrimin  ayak sesleri&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Devrim duraklama işaretleri verirken, tam da Mao’nun uyardığı gibi, karşı devrimin şekillenme sürecinin hız kazanmaya başlıyor. Mübarek yanlısı güçlerin, askerin aldırmaz bakışları altında gerçekleşen saldırılarından sonra, polisin sokaklara geri dönmesinin yanı sıra ordunun da, tarafsızlık görüntüsünü terk etmeye başladığını düşündüren haberlerde belirgin bir yoğunlaşma var. &lt;br /&gt;Yatırımları ve ticari ilişkileriyle Mısır ordusu, Mısır kapitalizminin organik parçası, egemen sınıfının ‘devlet kapitalisti’ kesimi olarak belki de en güçlü fraksiyonunu oluşturuyor. Yerli yabancı sermaye ortaklıkları, elindeki ucuz işgücünü (sıradan askerleri) verimli bir biçimde kullanma  becerilerinin yanı sıra, Mısır ordusu, lojistik, teknolojik bağlarıyla, ABD askeri okullarında eğitilen komuta kademesi personeliyle adeta ABD askeri yapılanmasının bir uzantısı haline gelmiş bir örgütlenmedir.  Mısır devletinin ABD’den her yıl aldığı 2,2 milyar dolarlık yardımın yüzde seksenin Mısır ordusuna gittiği söylenir. Devrim başlar başlamaz hemen sokaklara hakim olarak adeta devrimin coğrafyasının sınırlarını belirleyen Mısır ordusunun artık göstericilere eve dönmeleri yönünde baskı yapmaya, tutuklamaları yaygınlaştırmaya başladığı bildiriliyor.&lt;br /&gt;Karşı devrimin ivme kazanmaya başlamış olduğunu uluslararası medyadaki ağız değişikliğinden, özgüven işaretlerinden de görmek olanaklı. Birincisi, ABD ve Avrupa’nın inisiyatifiyle, ‘geçiş sürecinin’  (nereye geçilecekse) Mübarek’in (ve ordunun) doğrudan ya da dolaylı ‘vesayeti’ ile gerçekleşmesi yolunda bir ‘mutabakat’ inşa etme çabası gelişiyor. Hafta sonunda, rejimle, devrimin sözde temsilcileri (Müslüman Kardeşler) arasında pazarlıklar yaşanırken, El Cezire’nin meydandan bu pazarlıkları destekleyen,  seçimlere kadar rejimin iktidarda kalmasına olumlu bakan sesler bulup ekran çıkartması, Mübarek yanlısı Kahire ‘sosyetesinin’ sesini, iş çevrelerinin devrimin ekonomik maliyetine ilişkin yakınmalarını aktarmaya başlaması da anlamlıydı.&lt;br /&gt;Nitekim, normalleşme, devrimin ekonomik maliyet, sıradan Mısırlının işine dönme arzusu (örneğin Jim Muir, BBC, 07.02) gibi konuları, Müslüman kardeşlerin ‘Hamas olmadığını’, vurgulayan yorumlara hafta sonu ve Pazartesi günü çok yoğun olarak rastlanıyordu.  ABD savaş gemilerinin Mısır sularına girdiğine ilişkin bir haber de gördüm ama, bunu bir ikinci kaynaktan daha doğrulatamadım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-9099165324419538195?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/9099165324419538195/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=9099165324419538195' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/9099165324419538195'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/9099165324419538195'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2011/02/msrda-devrim-kars-devrim.html' title='Mısır’da devrim, karşı devrim (09.02.2011)'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-3039248771160231504</id><published>2010-12-30T10:32:00.000Z</published><updated>2010-12-30T10:32:27.504Z</updated><title type='text'>2010’den 2011’e sınıf savaşları</title><content type='html'>2010 yılı kapitalizmin ne kadar akıldışı ve insana düşman bir ekonomik model olduğunu bir kez daha sergiledi. Hükümetler, 2010 yılında, geniş halk kitlelerinden gelen tüm itirazlara karşın bir seri, insan aklına zarar karar aldılar. Son G20 toplantısında bu kararları küresel bir programa dönüştürdüler. Bu kararların etkileri 2011 yılında giderek daha çok hissedilecek. Bu yüzden 2011’de sınıf mücadelelerinin, tüm dünya ölçeğinde sertleşeceğini kolaylıkla söyleyebiliriz.&lt;br /&gt;“Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu slogana şimdi bir de, “halkın sırtına yıksınlar” saptamasını eklemek gerekiyor. Krediye dayalı (gerçek zemini olmayan) tüketimi körüklemeye, bu kredi mekanizmasını spekülasyona çevirmeye yönelik finansal hareketler, 55 trilyon dolarlık bir dünya ekonomisinde 1000 trilyona dolara ulaşan bir finansal balon yarattılar. Sonra bu balon patladı. Devlete “sen kenara çekil, bırak yapalım bırak geçelim” (küreselleşmenin önünde kimse duramaz filan…) diyen finans sermayesi, bu kez, “bizi kurtar yoksa ekonomiyi çökertiriz” tehdidini hükümetlerin başına bir tabanca gibi dayadı. Ekonomi yönetimindekiler de zaten bu kesimden gelme insanlar olduklarından, 2009 yılı bankaları kurtarma operasyonlarıyla geçti, kimi hesaplara göre dünya çapında 12 trilyon dolar harcandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kurtarma dalgası geçer, operasyonun devletlerin hazinesine getirdiği yük ortaya çıkmaya başlarken, “bırakın geçelim bırakın yapalım”, sloganı “yükü halkın sırtına yıkalım” sloganına dönüştü. 2010 yılı yükü halkın sırtına yıkmaya yönelik politikaların hazırlanması, gündeme alınmasıyla geçti. Böylece Kapitalist devlet bir kez daha akıldışı, insana düşman özünü sergileme fırsatı buldu. Devlet hazinesinde açılan deliği kapama önlemleri, toplumun birikmiş serveti, ödeme gücü en yüksek kesimini değil, ödeme gücü en düşük ve krizin etkisiyle de düşmeye devam eden kesimini, çalışanları, hatta emeklileri, çalışamayanları, hastaları hedef aldı. Hâlbuki bu arada dünyanın en zengin 70-80 milyarderi, servetlerinin neredeyse yarısını “hayır işlerine ayırabileceklerinden söz ediyorlardı”. Demek ki, bunlar, servetlerinin yarısını topluma verseler bile bir refah kaybına uğramıyor, hala dünyanın en zengin insanları olmaya devam edebiliyorlardı. Ama devletler bunlara dokunmaya, katkı istemeye cesaret bile edemedi.&amp;nbsp;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Direnişlerin yılı&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Bu saldırgan politikalar gündeme gelirken, emekçi sınıflar, öğrenciler de “hayır” diyerek sokaklara dökülmeye başladılar. İspanya ve Portekiz’de, Yunanistan’da genel grevlerin yanı sıra tüm Avrupa çapında ama özellikle İngiltere, İtalya, Yunanistan’da ve Türkiye’de öğrenciler direnişlerde büyük bir öz veriyle ön safta yer aldılar, coplandılar, gazlandılar, hastanelik oldular, ama toplumun geri kalanının sempatisini, desteğini aldılar. Öğrencilerin, İnterneti de kullanarak geliştirdikleri, yeni yaratıcı örgütlenme biçimleri de ilgi çekiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin İngiltere’de öğrenciler, Polisle büyük bloklar oluşturan yürüyüş kolları biçiminde karşılaşmak yerine, birden dağılan, sonra başka bir yerde yeniden toplanan hareketli (göçebe), eşgüdümlü protesto yöntemleri geliştirdiler. Bu bağlamda, büyük şirketlerin önünde “vergini öde” çağrısı yapan “korsan miting”ler (flash mob) gibi, mala ve cana bir zararı dokunmadan, mesajını verip dağılan barışçı hareketlerin, halkın sempatisini kazandığı görülüyordu. Türkiye’de yine kimseye (teşhir edilmekten başka) bir zarar vermeyen yumurtalı protestolar, sapla samanın ayrılmasına büyük ölçüde yardımcı oldu; öğrenci hareketine olduğu kadar, genel olarak sosyalist harekete enerji kattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yıl çok daha sert bir sınıf mücadelesi ve devlet şiddeti ortamına girilirken, öğrencilerin de geçen yıldan kimi dersler çıkartmaları, çalışanların, halkın geri kalanıyla, özellikle sendikalarla güçlü ilişkiler kuramazlarsa, eşgüdüm içinde davranmayı başaramazlarsa daha fazla ilerleyemeyeceklerini görmeleri, sendikaların ve diğer meslek örgütlerinin de öğrencilere sahip çıkması gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu söylediklerimden tabii ki yeni, yaratıcı protesto biçimleri aramayı terk ederek, illa da geleneksel “blok-kitle” gösterilerine geri dönülmesi gerektiği sonucu çıkmamalı. Önemli olan yaratıcı eylemlerde, her zaman halkın (üç beş ruhunu iktidara satmış, ama solcu taklidi yapmaya devam eden entelektüelin değil) gözünde meşruiyetini korumaya, eylemin sınırını aşmamaya, fiziki şiddetten kaçınmaya, kitle çizgisinin bir adım önünde durmaya çalışırken, yenilikçilik adına, bu çizgiden kopmamaya, büyük dikkat gösterilmesidir. Bu “protesto gösterileriyle” geniş kitlesel “duyarlılıklar” ve hareketlilikler arasında güçlü maddi, manevi bağlar inşa etmeye çabalamak özellikle önemli olacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-3039248771160231504?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/3039248771160231504/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=3039248771160231504' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/3039248771160231504'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/3039248771160231504'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2010/12/2010den-2011e-snf-savaslar.html' title='2010’den 2011’e sınıf savaşları'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-2877955347850813513</id><published>2010-12-24T08:59:00.000Z</published><updated>2010-12-24T08:59:23.994Z</updated><title type='text'>2011 ve “Endişe çağı”</title><content type='html'>&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;(22/12/2010)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;Geçen hafta, &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;gerçekleşen AB zirvesinden sonra yorumcuların, siyasi eğilimleri ne olursa olsun iki konuda hemfikir oldukları görülüyor. Birincisi: Zirve Almanya’nın zaferiyle sonuçlanmıştır. İkincisi: Kriz devam ediyor, andaki görüntü endişe verici. Ben bu yorumlara bakınca, “yine kabak çalışanların başında patlayacak” diye düşünüyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Almanya’nın zaferi&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;Financial Times&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt; yazarlarından, Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (European Council on Foreign Relations) üyesi Wolfgang Müncahu, Pazartesi günü, zirveyi değerlendiren yorumunda, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;“Merkel’inki kadar bütünsel, uzun erimli bir siyasi zafer az gördüm” &lt;/i&gt;diyordu ve ekliyordu&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt; “ ne istediğini biliyordu, istediklerinin hepsini aldı… Geçen hafta, EU, Alman tarzı kriz yönetimine tam anlamıyla abone olmuş oluyordu&lt;/i&gt;”. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;Ben bu ana kadar “bu model AB’yi krizden çıkarabilir mi?” diyen birisine rastlamadım.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Genel kanı Alman modelinin, borçları ve bütçe açıklarını hedef alan bir yaklaşım olduğu, bu sorunlarla uğraşırken, krizi daha da derinleştireceği doğrultusunda. “Alman modeli” mali krizdeki ülkelere, tüm kaynaklarını borç ödemeye, bütçe açığını kapatmaya yönlendirmeleri karşılığında finansal destek sağlamayı öngörüyor. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Diğer bir deyişle, Almanya, Avrupa’yı kendi liderliği altında birleşmeye zorlarken, kendisi bölgenin en güçlü, en büyük (Avro bölgesinin yüzde 30’u), hızlı büyüyen ekonomisine sahip olmakla birlikte, bunu, üzerine yük almadan gerçekleştirmek istiyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;Geçen sefer, Almanya, Avrupa’yı birleştirmeye çalışırken kırmıştı… Yine kıracak gibi görünüyor. Almanya’nın dayattığı, krizdeki ülkelerin bütçe açıklarını azaltmaya öncelik veren önlemler, ekonomik büyümeye değil daralmaya açılıyor. Buna karşılık, göreli olarak uzun dönemli, yeniden yapılanmaya yönelik önlemler henüz gündeme gelemiyor; gündeme geldiklerinde, çoktan sosyal güvenlik ağları tasfiye edilmiş olacağından, işsizliği ve iflasları arttırdıklarında verili siyasi düzeni, altında kalkması olanaksız toplumsal maliyetlerle karşı karşıya bırakacaklar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Dünün araçlarıyla çalışmak.&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;..&lt;br /&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;Bu olasılıklarla ilgili endişeleri dile getiren yorumları okurken, aklıma Marshall Mcluhan’ın bir sözü geldi: &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;"Çağımızda yaşadığımız endişe büyük ölçüde, bu günün işini, dünün araçlarıyla yapmaya çabalamaktan kaynaklanıyor”&lt;/i&gt;. Korkutucu bir gözlem! Keynes de 1930’larda, zamanın ekonomi yönetimi için benzer şeyler söylüyordu. Pazartesi günü, Prof Krugman, “&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Zombiler kazandığında&lt;/b&gt;” başlıklı yorumunda, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;“serbest piyasa köktencileri hemen tüm öngörülerinde yanıldılar, ama şimdi siyasi ortama her zamanından daha egemenler”&lt;/i&gt; diyordu. Krugman’ın ABD için yaptığı bir saptama Avrupa için çok daha geçerli. Brüksel’de fiyat istikrarı, mali disiplin, yapısal reform’dan başka bir öneri yok! Bu gidişle, bir taraftan daha derin bir ekonomik durgunluk, giderek daha sert döviz ve ticaret savaşları, bu yola bir kez girince de bekli de daha kötüsü…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;Bu böyle karanlık bir yolda ilerlemeye zorlayan “Zombiler”, halkın, özellikle çalışanların, bu yolun getirdiği yükleri uysalca kabul edeceklerine ya da başkaldırılarının zamanında ezilebileceğine inanıyorlar. Bu yüzden kriz yönetim tartışmalarına bakınca, işsizliğin azaltılmasına ilişkin hiçbir önlemle karşılaşmıyoruz: Sermaye kendini yeniden yapılandırırken, işsizlik oranı yüzde 30’ların üzerinde dolaşan gençlerin, yeniden yapılanma sırasında işlerini kaybedecek olan 40 yaş üstü işçilerin geleceğiyle hiç ilgilenmiyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;Sermaye derken aslında dikkatleri &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;mali sermaye&lt;/b&gt; üzerinde yoğunlaştırmakta yarar var. Çünkü şu anda halen dizginler mali sermayenin elinde. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Pazartesi sözünü ettiğim “14” büyük aile halen ABD mali piyasalarını denetliyorlar. Daha yakından bir bakış, türev piyasalarının yönetiminin üyeleri, JPMorgan Chase, Goldman Sachs, Morgan Stanley gibi bankalardan gelme, kimlikleri gizli tutulan, içlerine yeni kimseyi almayan, dokuz kişilik bir komitenin elinde olduğunu ortaya koyuyor. Bunların türev piyasaları üzerindeki denetimiyse diğer sektörlerdeki firmalara çok pahalıya mal olabiliyor (Luise Story, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;New York Times&lt;/i&gt; 11/12/2010). Tüm yapısal sorunlar (bütçe açıkları, kapasite fazlası…) olduğu gibi dururken, borsalar Lehman öncesi noktaya geri dönmüş görünüyorlar. Onlar biriktirmeye devam ediyor, geri kalanlar sürünüyor! The Observer’den Will Hutton’da pazar günü &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;“Büyük mali yapılar dizginleyemezsek, ekonomi asla toparlanmayacak”&lt;/i&gt; diyordu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;Kemer sıkma politikaları daha yeni devreye giriyor. Öyleyse, çalışanlar üzerindeki baskılar artmaya devam edecek. Diğer taraftan, dikkatler mali sermaye üzerinde yoğunlaştıkça, &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;yönetici blok&lt;/b&gt;’un iç çelişkileri derinleşecek. Tüm bunlar (uluslararası gerginlikler bir yana) 2011’in “çok ilginç” bir yıl olacağını gösteriyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-2877955347850813513?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/2877955347850813513/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=2877955347850813513' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/2877955347850813513'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/2877955347850813513'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2010/12/2011-ve-endise-cag.html' title='2011 ve “Endişe çağı”'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-4242545085473489438</id><published>2010-12-24T08:56:00.000Z</published><updated>2010-12-24T08:56:28.743Z</updated><title type='text'>‘68’ Korkusu</title><content type='html'>&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: left;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;Öğrenciler başlarını biraz kaldırdılar ya, sopalar, tekmeler, biber gazı filan… Böyle bir nefretin kaçınılmaz sonucu olarak şimdi ortada bir de cinayet var. Treblinka’da annelerin gözleri önünde bir “spezialkommando”nun, elleriyle parçaladığı bebeyi anımsatan bir cinayet…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: left;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;Peki, dün demokrasi, hoşgörü, özgürlük söylemlerini kimseye bırakmayanlarda, ekranlara çıkıp askeri darbenin katlettiği gençlere gözyaşı dökenlerde bir kızgınlık var mı? Adalet istiyorlar mı? Hayır, “O kız orada ne arıyormuş!”, “Bunlar akıl hastası” gibi saçmalıklara, ağır bir “68” korkusu eşlik ediyor. Bu korku da, bu ikiyüzlülüğü çok güzel açıklıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: left;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;Bu öyle bir korku ki, 39 yıl sonra, Fransız Devlet Başkanı Sarkozy’ye, seçildiğinde “68’den artık kesinlikle kurtulacağız” dedirtiyordu. Şimdi de birileri, Türkiye’de “Bunlar memleketin baş belasıydı” diyor. Kimileri, dün tarih yanlarından geçip giderken seyretmiş olmanın ezikliğiyle, öğrencilik dönemlerinin, boykotlarını, protestolarını, şimdi nefretle anımsıyorlar. Daha akıllı olanları, “Son günlerde patlayan öğrenci olaylarını ‘lümpen, öfkeli, siyasallaşmış, şiddet yanlısı’ bir grup gencin ‘patlaması’ olarak görürseniz, vahim bir hata yapmış olursunuz” diyerek uyarıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: left;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;Evet korkmakta haklılar. Çünkü “68”, aslında bir “öğrenci olayı” değildi. “68” aynı zamanda, tarihin hem Avrupa’da hem de Türkiye’de gördüğü en geniş katılımlı grev, fabrika işgalleri dalgasıydı da. Önce öğrenciler başladı, ardından işçiler geldi; tüm kapitalist, erkek egemen, emperyalist düzenin, “resmi sosyalizmin” üzerinde kocaman bir soru işareti oluştu. Bu soru işareti, ülkeden ülkeye, kıtadan kıtaya olağanüstü bir özgürlük havası yaratarak dolaştı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: left;"&gt;&lt;span lang="FR" style="color: black; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; mso-ansi-language: FR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;Sonra bu devrimci dalga geri çekildi. Dahası, bu özgürlük havası sermaye tarafından, “68” yılgını postmodern-liberal sol tiplerin de yardımıyla, Fordist sermaye birikim rejiminin, refah devletinin, giderek sendikal yapıların, sosyal demokrat partilerin parçalanarak dönüştürülmesinin, neo-liberalizmin, serbest piyasanın yerleştirilmesinin ideolojik balyozu olarak kullanıldı. Ama uçurumun kenarına kadar gelmiş olmanın travması asla kaybolmadı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: left;"&gt;&lt;span lang="FR" style="color: black; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; mso-ansi-language: FR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;Şimdi “olayı” yeniden yaşama olasılığının şekillenmeye başlamasıyla paniğe kapılıyorlar. Üstelik bu kez durum biraz farklı!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: left;"&gt;&lt;span lang="FR" style="color: black; font-size: 12pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Dün ve bugün&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: left;"&gt;&lt;span lang="FR" style="color: black; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; mso-ansi-language: FR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;“68”de bir genç kuşak, bir önceki kuşağa bakıyor, Fordist tüketim toplumunun sürüleştirdiği anne ve babal’nı, yolundan çıkmış bir özgürlük projesini (SSCB), uzlaşmak için sırada bekleyen “Avrupa Komünist Partilerini”, fosilleşmiş sendika bürokratlarını görüyor, hepsine birden baş kaldırıyordu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: left;"&gt;&lt;span lang="FR" style="color: black; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; mso-ansi-language: FR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;Bugün, yine bir tüketim hummasıyla başı dönmüş, aldıkları kredilere tutsak olmuş bir kuşağın çocukları sokağa çıkıyor. Bu kuşak, Afganistan’a, Irak’a, terorizme karşı savaşa, küresel ısınmaya, demokrasinin bir politikacı pazarına dönüşmesine bakıyor. Mali krizle birlikte yönetimdekiler de bir taraftan bu çözümsüzlüğü itiraf ediyorlar, diğer taraftan, dönüp bu krizin maliyetini siz üstleneceksiniz diyorlar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: left;"&gt;&lt;span lang="FR" style="color: black; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; mso-ansi-language: FR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;“68” yapısal krizin başındaydı, kapitalizmin bir kriz yönetme modeli geliştirme olasılığı vardı. Bu olasılık neo-liberalizm olarak gerçekleşti. Bugün, bu modelin tükendiği noktadayız. Bu kuşak, “yükselen güçlerin” de yeni bir model yerine, eskinin tehlikeli eğilimlerini canlandırdıklarını görüyor, geçmişin felaketlerini, yeniden, daha büyük çaplı yaşamak istemiyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: left;"&gt;&lt;span lang="FR" style="color: black; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; mso-ansi-language: FR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;Dünün disiplin toplumunun araçları, emekçileri disiplin altında tutan, sermaye ile pazarlık yaparak uzlaşabilen güçlü sendikalar, sosyal demokrat partiler, yeni kuşakları iyi kötü eğiten şekillendiren, okullar, üniversiteler, işçi sınıfının tüketim düzeyini koruyan refah devletinin sağlık, konut, sistemi, emeklilik fonları, bugün derin bir kriz içindeler. Dün, dev merkezi-bürokratik korporasyonlar tüm yaratıcı bireyleri, kendine bağlayarak denetim altında tutuyordu. Bugün, öz denetime ağırlık veren yatay örgütlenmeler, ağa bağlı sistemler var. &lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;Kısacası, “disiplin toplumunun” kurumları hızla çözülüyor. Boşuna mı dine bu kadar umut bağlanıyor? Dün yalnızca, gazete, TV vardı, bugün sokaklara çıkanlar, bir taraftan mücadele ediyor, bir taraftan blogunu yazıyor, resim, film çekip internet’te yayımlıyor, Twitter’de mesaj atıyor, yaşadıklarını dünyanın başka yerlerindeki benzerlerine ulaştırıyor… Bugün bu kuşağı, frenleyecek, fosilleşmiş sözde sol kurumlar yok, satın alacak para yok. Bu yüzden devlet şiddeti çok çabuk devreye giriyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: left;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;Doğru, bu da her kuşak gibi, kendi siyasi derslerini, kendi mücadelesinden çıkaracak. Ancak bir önceki kuşağın geçmişin deneylerini bu kuşağa aktarmak gibi bir tarihsel sorumluluğu da var.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-4242545085473489438?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/4242545085473489438/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=4242545085473489438' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/4242545085473489438'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/4242545085473489438'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2010/12/68-korkusu.html' title='‘68’ Korkusu'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-8172786585477726485</id><published>2010-12-24T08:54:00.001Z</published><updated>2010-12-24T08:54:59.397Z</updated><title type='text'>Wiki’nin ışığında, panik belirtileri</title><content type='html'>(08/12/2010)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Wikileaks “sızıntıları”, &amp;nbsp;ABD’nin stratejik öneme sahip kimi ülkelerle ilişkilerini zedeleyebilecek bir kaç belge “sokuşturulmuş” (Brzezinski, Hadley) olsa bile, &amp;nbsp;belki utandırıcı ama genelde zararsız bilgileri içeriyordu. Ancak ABD’nin emperyalist çıkarlarını hedef alan bilgilerin de yayımlanmaya başlamasıyla sürecin yeni bir yola girdiği anlaşılıyor. &amp;nbsp;Bu yeni yolun, ABD Devlet başkanlarına ulusa güvenlik danışmanlığı yapmış olan Brzezinski ve Hadley’in, “istihbarat örgütleri bu fırsatı kaçırmayacaktır” saptamasını destekler bir yönde ilerlediğini düşünüyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Stratejik hedefler listesi&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Wikileaks’in Pazartesi günü, ABD’nin dünya çapında ulusal çıkarları açısından stratejik öneme sahip gördüğü, &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;altyapı kuruluşlarının, firmaların, kaynak havzalarının ve ulaşım yollarının &lt;/b&gt;listesini içeren bir belgeyi açıkladı.&amp;nbsp; Bu liste, İngiltere’deki telekomünikasyon kuruluşlarından, Hindistan’daki krom, Kongo’daki kobalt madenlerini, Avrupa’da ensülin, yılan ısırmasına karşı panzehiri, şap hastalığına karşı aşı&amp;nbsp; üreten kuruluşları, Katar’ın doğal gaz kaynaklarını, Suudi Arabistan’da bulunan Abkaik rafinerisine kadar bir çok kuruluşu içeriyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;ABD Dışişleri Bakanlığı’nın hazırlattığı bu belge, &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;“kaybedilmesi halinde, ABD’nin kamu sağlığı, ekonomik ve/veya iç güvenliği üzerinde kritik etki yapması söz konusu alt yapı kuruluşlarının kaynakların saptanmasını” &lt;/b&gt;amaçlıyormuş. Bu belgenin açıklanması ile ortaya çıkan görüntünün iki yüzü var. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Birincisi, bu listedekiler, ABD’nin değil, başka ülkelerin egemenliği altında bulunuyor. &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Dört Yıllık Savunma Değerlendirmesi- 2001&lt;/b&gt;’de, Bush’un, &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi’&lt;/b&gt;nde&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;, “&lt;/b&gt;dünyanın tüm coğrafyalarının ABD erişimine açık olması”, diğer ülkelerin “egemenliklerini sorumlu bir biçimde kullanması” ilkeleri benimsenmişti. Bu ilkelerin ışığında bakınca, bu listenin aslında, ABD’nin emperyalist erişiminin hedeflerini saptadığı, birçok ülkenin ulusal egemenliğine yönelik bir tehdit oluşturduğu anlaşılıyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;İkincisi, bu listenin, ele geçirilmesi, ABD’nin hegemonya düzeninin, hatta ulusal çıkarlarının yumuşak karnının açıklanması, ABD hegemonyasına doğrudan saldırmayı planlayacak olanlara yönelik paha biçilmez bir hizmet anlamına geliyor. Böylece potansiyel olarak patlayıcı bir durum oluşuyor. Birileri bu hedeflere saldırarak ABD’nin yumuşak karnına vurabilir. ABD, Roma’nın geleneğini izleyerek, “tehdit altındasınız” diyerek bu noktaları kendisiyle daha yakın, sıkı, daha doğrudan askeri siyasi ilişkilere zorlayabilir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;“Überfordert”&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;“Bir daha kurtulması olanaksız bir biçimde altında kalmak” anlamına gelen bu Almanca kavramı, Wolfgag Munchau Financial Times’da Avrupa birliğinin düzenine ilişkin olarak kullanıyordu. Bu “überfordert” sözcüğünün, ABD’nin uluslararası konumunu betimlemek için de çok uygun olduğunu düşünüyorum. Dahası, ABD’de de böyle düşünen dış politik uzmanlarının sayısının arttığını da görüyorum.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Foreign Affaires&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span lang="TR"&gt;’in Aralık sayısı ABD’nin gerilemesine ilişin tartışmalara ayrılmıştı.&amp;nbsp; Prof Joseph Nye, “Amerikan Yüzyılı Rüyasının” geride kaldığını kabul ediyordu ama “&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;akıllı güç ABD’nin durumunu korumasına yardımcı olabilir”in&lt;/i&gt; ötesinde bir önerisi yoktu. Hazine eski müsteşarlarından Roger Altman, &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Council on Foreign Relations’&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;un başkanı Richard Haas, ABD’nin mali bir iflasın eşiğinde olduğuna işaret ediyor ve bunun askeri stratejik sonuçlarını vurguluyordu. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Newsweek&lt;/i&gt;’de Evan Thomas’ın “Neden şimdi artık kaygılanmak gerekiyor?” başlıklı yorumu (04/12), ABD hegemonyasındaki gerilemenin, ülke içinde yaratmaya başladığı kutuplaşmalardan hareketle, gelecekte yaşanabilecek toplumsal çalkantılarla ilgiliydi; Thomas, &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;“ABD, Almanya’nın geçmişte izlediği yoldan gider mi?- Büyük bir sosyal krizin çözdüğü büyük bir toplum”&amp;nbsp; &lt;/i&gt;&lt;/b&gt;diye soruyordu (05/12). “&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Çay Partisi&lt;/b&gt;” olayı, ABD hükümetinin çalışanlarına, Columbia Üniversitesinin öğrencilerine Wikileaks sayfalarına bakmayı yasaklaması (&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;New York Times, The Guardian&lt;/i&gt; (05/12). Gerçekten de, bu soruya “evet gidebilir” dedirtecek nitelikte gelişmeler değil mi? &amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span lang="TR" style="font-family: 'Bookman Old Style', serif; font-size: 11pt;"&gt;Kathleen Parker de,&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt; Washington Post&lt;/i&gt;’taki yorumunda “Tepenin üzerin deki Kent (ABD’nin ayrıcalıklı olduğuna ilişkin inancı ifade eden, İncil kaynaklı bir kavram-E.Y) ayakta kalabilir mi?” diye soruyordu. &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Yeni Amerikan Güvenliği Merkezi&lt;/b&gt;’nden, Robert Kaplan’ın (ünlü “Yaklaşan Anarşi” &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;The Atlantic Monthly&lt;/i&gt;,1994; makalesinin yazarı) &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Washington Post&lt;/i&gt;’taki yorumuna (05/12)&amp;nbsp; “Kimsenin yönetimde olmadığı bir dünya” başlığını koymuştu. Kaplan, yorumuna, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;“Döviz savaşları, Terörist saldırılar, Askeri çatışmalar, Haydut devletlerin nükleer silah yapma yarışı, çöken devletler ve nihayet Wikileaks”&lt;/i&gt; diye başlayarak bir kargaşa resmi çiziyor ve bunu ABD hegemonyasının gerilemesine bağlıyordu.&amp;nbsp; Dahası Kaplan’a göre, ABD gerilerken yerini dolduracak bir güç henüz yoktu; oluştuğunda da bu değişimin sessizce gerçekleşmesi beklenmemeliydi.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-8172786585477726485?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/8172786585477726485/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=8172786585477726485' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/8172786585477726485'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/8172786585477726485'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2010/12/wikinin-sgnda-panik-belirtileri.html' title='Wiki’nin ışığında, panik belirtileri'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-4444871079158462109</id><published>2010-12-24T08:49:00.000Z</published><updated>2010-12-24T08:49:41.299Z</updated><title type='text'>Kötü bir şey bu tarafa doğru geliyor</title><content type='html'>(01/12/2010)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;Pazartesi günü Avrupa’da yayılma eğilimi gösteren mali krize değinmiştim. Bu konu üzerinde biraz daha durmak istiyorum. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;Biliyorum, bu günlerin en önemli konusu WIKILEAKS. Bu yüzden, önce, bu konuyla ilgili düşüncelerimi paylaşmaya çalışacağım.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;“De omnibus dubitandum est”&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;Decartes’&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;ın,&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt; “De omnibus dubitandum est”&lt;/i&gt; (her şeyden şüphe edilecektir) deyimi, eleştirel aklın tüm olasılıklarını radikal bir biçimde önümüze koyar. Wikileaks denen şeye de bu deyimin ışığında yaklaşmak gerekiyor. “Açıklananların” anlamı üzerinde bir karar vermeden önce en azından iki noktayı göz önüne almakta yarar olabilir. Birincisi, karşımızda yazılı metinler var. Öyleyse, “Kim bu metinleri hangi siyasi projelerle yaklaşacak; bu metinlerden çıkarılacak hangi anlamlardan neler bekleyecek?” sorularını mutlaka sormamız gerekiyor: “Bu metinlerin içerikleri hangi yönde yorumlanırsa ne gibi sonuçlar yaratır?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;İkincisi, her metni (önümüze, bir toplumsal, ekonomik, siyasi, ideolojik anlam vaat ederek gelen bir bilgiyi) belli bir tarihsel-siyasi bağlam içine oturtarak anlamlandırmadan önce, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;“Bu metin neden var? &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Neden şimdi var? Nasıl oldu da karşımıza gelebildi?”&lt;/i&gt; diye sormamız gerekiyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;Biliyorum, bunlar çok ballı metinler. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Üstelik karşımızda, bunları, dünyanın en güçlü askeri, siyasi üstelik de kendi meşruiyet sınırlarını kendi çizebilen aparatına, sahip ve gerilemekte olduğunun bilincinde bir hegemonyacı gücün, ulusal çıkarlarına zarar vereceğini bilerek ve bu güce rağmen ortaya getiren, getirebildiği var sayılan bir &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;“tavizsiz isyancı”&lt;/b&gt; var. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;Diğer taraftan, bu güne kadar bir çok kişiyi, salt bir şüphe ile sokaktan, evinden toplayıp, kayıtsız uçaklarla dünyanın adı olmayan işkence yerlerinde süründürebilen, bir şüphe ile uzaktan kumandalı uçaklarla dünyanın öbür ucunda yargısız infazlar gerçekleştiren, gerçekleştirirken, masum insanları da öldürmekten çekinmeyen bir siyasi, askeri irade, istihbarat, espiyonaj aygıtı, bu belgelerin yayımlanmasına, “&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;ulusal çıkarlarıma zarar veriyorsun, insanların hayatıyla oynuyorsun, dünya düzenini bozuyorsun”&lt;/i&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;demekle yetinerek, seyirci kalıyor…&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;Bu belgelerin anlamı üzerinde karar vermeden önce, en azından yukarda değindiğim kimi sorulara cevap aramaya çalışmakta yarar olabilir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Ülkeler farklı ama kriz aynı&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;Avrupa’ya dönersek, ekonomik yapıları birbirinden çok farklı ülkelerin birbirine çok benzeyen kriz dinamikleriyle yüzleştiklerini görüyoruz. Karşımızda, servis edilemeyecek ölçüde büyümüş ve sürekli sıcak parayla döndürülerek büyümeye de sonsuza kadar devam etmesi olanaksız bir döngünün kırılmasından kaynaklanan gelişmeler var. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;Bu ülkelerin hemen hepsinde,&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;bankaların sırtındaki kredi balonuna ek olarak, bu kredileri emerek büyümüş bir inşaat piyasası balonu da söz konusu. Krediyi alanın (firma veya kurum) borcunu servis edebilecek ve belli bir birikimi yapmaya devam edebilecek bir büyüklükte “artı değer” (kâr, faiz ve rant buradan kaynaklanır) üretebiliyorsa, borçlanmaya devam etmesinde bir sakınca olmayabilir. Ancak, bir aşırı üretim/talep yetersizliği, krizi ortamında, yetersiz talep sorununu kısmen dış kaynakla, kısmen de ihracatla aşmaya (ötelenmeye) dayalı bir model,&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;ihracat talebini ve risk algısını olumsuz yönde etkileyen gelişmeler karsısında, borcunu servis etme olanaklarını kaybetmeye başlar. Önce, borçlarını yeni borçlarla çevirme sürecine girer. Bu borç yükünü daha da büyüten süreç sonsuza adar süremez! &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;Yukarda değindiğim ülkeler farklı yollardan geçerek gelip bu noktada buluştular. Ancak, “artı değer” üretimine değil de, mali sermayenin baskısıyla yöneldikleri borç servisine öncelik veren çözümlerin talebi daha da daraltıcı etki yapması, bu borç krizinin de siyasi sonuçlarıyla birlikte, dalgalar halinde yayılması kaçınılmaz görünüyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR;"&gt;Türkiye uzun bir süredir benzer bir ekonomik modeli sürdürmeye çalışıyor. Gelinen noktada, bu modelin sürdürülebilmesinin, sıcak para girişine bağlı hale geldiği görülüyor (Aziz Konukman, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Birgün&lt;/i&gt;, 28/11; Mustafa Sönmez,&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt; Cumhuriyet&lt;/i&gt;. 29/11). &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Financial Times&lt;/i&gt;, dünya ticaretinin yeniden yavaşlamaya başladığını, ihracata dayalı ekonomileri zor günler beklediğini bildiriyor (25/11). Ekonomik yorumcular, Türkiye’nin dış ticaret açığına, borçlarına, borsasının ulaştığı düzeye ilişkin kaygıları dile getiriyorlar. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Bu sırada, dünya piyasalarındaki risk algısı yeniden, sıcak para girişini olumsuz etkileyebilecek bir yönde değişmeye başlıyor…&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Kötü bir şey bu yöne doğru geliyor…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-4444871079158462109?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/4444871079158462109/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=4444871079158462109' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/4444871079158462109'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/4444871079158462109'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2010/12/kotu-bir-sey-bu-tarafa-dogru-geliyor.html' title='Kötü bir şey bu tarafa doğru geliyor'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-3182967869929728561</id><published>2010-12-24T08:47:00.000Z</published><updated>2010-12-24T08:47:45.313Z</updated><title type='text'>Yeni Bir Dalga Başlamış!</title><content type='html'>(24/11/2010)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="mso-margin-bottom-alt: auto; mso-margin-top-alt: auto; text-align: left;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;Bazen bir şey okursunuz, önce sevinirsiniz. İkinci kez baktığınızda sevinciniz kursağınızda kalır.&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;Standard Chartered&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;(SC) bankasının hazırlattığı&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;Süper-Döngü Raporu&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;(&lt;i&gt;Super-Cycle Report&lt;/i&gt;, 152 sayfa) başlıklı rapor da böyle bir şey.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="mso-margin-bottom-alt: auto; mso-margin-top-alt: auto; text-align: left;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="mso-margin-bottom-alt: auto; mso-margin-top-alt: auto; text-align: left;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;Gündemde&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;“Büyük Durgunluk”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;(kimi yorumculara göre&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;“Büyük Banka Soygunu”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;),&lt;i&gt;“Yeni NATO”&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;filan var, ama SC’nin raporu, dünya ekonomisinin 2000’den bu yana kapitalizmin üçüncü süper-büyüme dalgasını (süper-döngü) yaşamaya başladığını ileri sürüyor. İlk anda,&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;“demek ki yapısal kriz artık sona eriyor”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;diye düşünüyorsunuz. Sonra,&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;“peki ama nasıl olacak?”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;diyerek dönüp rapora ikinci kez bakınca korkmaya başlıyorsunuz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="mso-margin-bottom-alt: auto; mso-margin-top-alt: auto; text-align: left;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;‘Süper-Döngü’nün tarihsel haritası&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 10.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="mso-margin-bottom-alt: auto; mso-margin-top-alt: auto; text-align: left;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;Rapora göre birincisi&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;1870-1913&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;, ikincisi&lt;b&gt;1945-73&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;olmak üzere, bu kez 2000’de başlamış olan üçüncü&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;“süper-döngü”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;yü yaşıyoruz. Bu&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;“tarihsel harita”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;aynı zamanda bize&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;1914-1944&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;ve&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;1974-2000&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;dönemi arasında, benim&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;“yapısal kriz”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;olarak nitelemeyi tercih ettiğim aralıklara uyan bir başka&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;“döngüye”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;işaret ediyor. Böylece, rapor,&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;“yapısal krizin”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;aslında 2000 yılında bittiğini ya da bitmeye başladığını ileri sürmüş oluyor. Bir sürecin son aşamasına girildiğinde, onun sona ermeye başladığını kabul eder, 2000’den bu yana krizin finansallaşma aşamasının sonunu ve bunun getirdiklerini yaşamakta olduğumuzu da düşünerek SC’nin saptamasına katılabiliriz. Diğer bir deyişle rapor, finansal kriz mali&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;bir krizle sona ererken, kriz yönetim modelinin&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;de tükendiğini haber veriyor. Aynı dönemde, tam da&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;Fernand Braudel&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;’in yaklaşık 45 yıl önce öngördüğü gibi, finansallaşmayla birlikte bir hegemonya döngüsü sona eriyor ve yeni, hegemonya adaylarının yükselmesine tanık oluyoruz. Rapor yeni süperdöngü’nün, öncekilerden farklı olarak, bu kez&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;“Doğu”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;(Çin, Hindistan ve yükselen diğer piyasalar) önderliğinde yaşandığını söylüyor. Bu noktada bir hegemonya düzeninden diğerine geçişin devasa sorunlarını, risklerini düşünerek korkmaya başlayabiliriz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="mso-margin-bottom-alt: auto; mso-margin-top-alt: auto; text-align: left;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="mso-margin-bottom-alt: auto; mso-margin-top-alt: auto; text-align: left;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;Raporun&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;“süper-döngü”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;dönemlerine bakınca gözümüze başka şeyler de çarpıyor. Birincisi 1870-1913 dönemi&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;modern emperyalizmin&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;(askeri müdahaleye gerek olmadan ekonomik yollarla kurulan egemenlik) yanı sıra, doğal kaynaklara ve madenlere-minerallere ulaşma çabası içinde başlayan &lt;b&gt;ikinci sömürgeleştirme&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;dalgasının yaşandığı yıllara karşılık geliyor. Dönemin sonunda bir yeniden paylaşıma, hegemonyanın el değiştirmesine ilişkin iki &lt;b&gt;Dünya Savaşı&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;var. Bu çalkantıları izleyen ikinci döngü sırasında ABD hegemonyasının, sömürgeciliğe gerek duymayan&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;modern emperyalizmin&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;yerleştiğini görüyoruz. İkincisi, raporun,&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;“üçüncü döngü”&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;olarak saptadığı döneme yakından bakınca,&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;klasik sömürgecilik, kaynak savaşları, yeni alanların sermayenin etkinliğine açılması, yeni bir süper ekonominin şekillenmeye başlaması&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;gibi, aslında birinci dönemi anımsatan özelliklere rastlıyor,&lt;i&gt;“Peki sonra ne olacak?”&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;diye düşünmeden edemiyoruz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="mso-margin-bottom-alt: auto; mso-margin-top-alt: auto; text-align: left;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="FR"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;i&gt;Süper ekonomik büyüme iyi de…&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="FR" style="mso-ansi-language: FR; mso-bidi-font-size: 10.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="FR" style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: FR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;Rapor bu süper-döngüyü,&lt;/span&gt;&lt;span lang="FR" style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: FR; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="FR" style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: FR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;ticaret artışına, yüksek yatırım oranlarına, kentleşmeye, teknolojik gelişmelere, yeni büyük ekonomilerin yükselmesine dayanan ve bir kuşaktan daha uzun süren bir yüksek büyüme dönemi&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="FR" style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: FR; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span lang="FR" style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: FR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;olarak tanımlıyor; ne zaman sona ereceğine ilişkin bir öngörüde bulunmuyor ama 2030 yılını kimi saptamalar yapmak üzere ölçüt alıyor. 2030’a geldiğimizde bu günlerde 60 trilyon dolar olan dünya hasılasının 308 trilyon dolara ulaşmasını, bunun içinde ABD, AB ve Japonya’nın paylarının sırasıyla yüzde olarak 24, 27 ve 9’dan 14, 15 ve 2’ye gerilerken, Çin’in payının, 9’dan 24’e, Hindistan’ın payının da 2’den 10’a yükselmesini bekliyor. Bu sırada dünya nüfusu 6.9 milyardan 8.3 milyara yükselirken, bu artışın yüzde 98’i gelişmekte olan ülkelerden kaynaklanacakmış.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="mso-margin-bottom-alt: auto; mso-margin-top-alt: auto; text-align: left;"&gt;&lt;span lang="FR" style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: FR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="mso-margin-bottom-alt: auto; mso-margin-top-alt: auto; text-align: left;"&gt;&lt;span lang="FR" style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: FR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;Rapor, bu büyüme, nüfus artışıyla birlikte oluşacak mega-kentlerin, dünyanın doğal kaynakları, su ve gıda tedariki üzerinde büyük basınçlar yaratacağını, fiyat artışlarını zorlayacağını kabul ediyor ama, teknolojik gelişmelerin ve piyasa mekanizmasının bu sorunları aşmaya olanak vereceğini varsayıyor. Bu hiçbir maddi temele dayanmayan iyimserlik, korkumuzu daha da arttırıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="mso-margin-bottom-alt: auto; mso-margin-top-alt: auto; text-align: left;"&gt;&lt;span lang="FR" style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: FR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="mso-margin-bottom-alt: auto; mso-margin-top-alt: auto; text-align: left;"&gt;&lt;span lang="FR" style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: FR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;Diğer taraftan, tümden kötümser olmamak gerekiyor. Bu raporun değindiği sürecin, bir başka geleceğin mümkün olabileceğini gösteren bir boyutu da var. Bu&lt;/span&gt;&lt;span lang="FR" style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: FR; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="FR" style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: FR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;“büyük-döngü”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span lang="FR" style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: FR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;lerin tarihine bakınca, barışa, özgürlüğe, bağımsızlığa, insanlığın kaderini sermayenin elinden alarak yeni bir&lt;/span&gt;&lt;span lang="FR" style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: FR; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="FR" style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: FR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;‘dünya’&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span lang="FR" style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: FR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;kurmaya ilişkin girişimlerin yükseldiğini de görüyoruz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-3182967869929728561?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/3182967869929728561/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=3182967869929728561' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/3182967869929728561'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/3182967869929728561'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2010/12/yeni-bir-dalga-baslams.html' title='Yeni Bir Dalga Başlamış!'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-8089325640211065084</id><published>2010-12-24T08:45:00.000Z</published><updated>2010-12-24T08:45:29.412Z</updated><title type='text'>‘Genciz, Yoksuluz, Ödemiyoruz!’</title><content type='html'>(&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Bookman Old Style', serif; font-size: 15px;"&gt;17/11/2010)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Bookman Old Style', serif; font-size: 15px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Bookman Old Style', serif; font-size: 15px;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;İngiltere’de muhafazakâr-liberal koalisyon hükümetinin kamu hizmetlerinin, bu arada üniversite sisteminin finansal kaynaklarına yönelik saldırısının karşılıksız kalmayacağını hemen herkes biliyor, medyada yorumcular, hükümeti uyarıyorlardı. Geçen hafta Londra’da 50 binden fazla öğrencinin, öğretim üyesinin katılımıyla gerçekleşen protesto yürüyüşü, Muhafazakâr Parti’nin merkezinin bulunduğu binanın işgal edilmesinin de etkisiyle büyük ilgi çekti. Siyasi eğilimleri çok farklı yorumcular, en azından bir konuda birleşiyorlardı:&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;Bu protesto gösterileri yeni bir iklimin başlangıcı olabilir&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="font-family: 'Bookman Old Style', serif; font-size: 15px; text-align: left;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: 'Bookman Old Style', serif; font-size: 15px;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Korkutucu ama o kadar değil&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 10.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="font-family: 'Bookman Old Style', serif; font-size: 15px; text-align: left;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;O gün ben parti binasının camlarının kırılarak işgal edilmesini, polisle itişmeleri televizyondan kaygıyla izledim: Benim kız bu olayın acaba neresindeydi? Sonra eve geldiğinde,&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;“eylem çok başarılıydı ama bu camların kırılması…”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;filan demeye hazırlanıyordum ki, önce bana kendi geçmişim anımsatıldı, sonra da olayın anlamı üzerine bir söylev dinledim ve kendimi topladım.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="font-family: 'Bookman Old Style', serif; font-size: 15px; text-align: left;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="font-family: 'Bookman Old Style', serif; font-size: 15px; text-align: left;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;Tabii ki parti binasının işgali bir şiddet olayı değildi, camlar kırılmış olsa bile. Dışarıdaki öğrenciler büyük bir heyecanla destekledi bu eylemi. Tabii ki, kendini kaybedip de damdan yangın söndürme aletini aşağıya fırlattığı için öğrencilerden hayatı boyu yetecek kadar küfür yiyen budaladan sorumlu değildi işgalciler. Protesto gösterisi,&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;“bu doğrudan eylem”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;sayesinde sıradan bir yürüyüş olmaktan çıkıp televizyon ekranlarını, gazeteleri işgal etti. Etkisi ve başarısı ertesi gün Manchester Üniversitesi’nde gerçekleşen işgalin de gösterdiği gibi birçok yeni eylem projesine esin kaynağı oldu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="font-family: 'Bookman Old Style', serif; font-size: 15px; text-align: left;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="font-family: 'Bookman Old Style', serif; font-size: 15px; text-align: left;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;İlk anda öğrencilerin, harçlarına konan üst sınırın kaldırılmasına karşı bir protestosu gibi görünse de bu eylem çok daha geniş bir anlama sahipti. Eyleme üniversitelerden katılanların büyük çoğunluğu koalisyon hükümetinin bu kararından etkilenmiyordu, onlar mezun olmuş olacaktı o zamana kadar. Ama yine de buradaydılar. Protesto eylemlerine katılanların önemli bir bölümü, okuldan azar işitmeyi göze alarak gelen liselilerdi. Bir gazetecinin, olaylar sırasında bir kenara çekildiğinde, kendisine sigara ikram eden 16 yaşındaki delikanlıya yönelttiği&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;“Korkutucu değil mi?”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;sorusuna aldığı&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;“Doğru ama geleceğimiz üzerinde oynanan kumar kadar değil”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;cevabı, o gün orada&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;“Genciz, yoksuluz, ödemiyoruz!”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;sloganıyla yürüyenler, toplumun tümünün sorumluluğunu üstlenmeye hazır yeni bir kuşağın geldiğini gösteriyordu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="font-family: 'Bookman Old Style', serif; font-size: 15px; text-align: left;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: 'Bookman Old Style', serif; font-size: 15px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Bu sırada barikatın öbür tarafında…&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 10.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="font-family: 'Bookman Old Style', serif; font-size: 15px; text-align: left;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;Barikatın öbür tarafındakiler de bu yeni dalganın farkındaydılar. 9/11’den bu yana iç güvenlik alanında, halka çeşitli yasaklar, kısıtlamalar getiren önlemleri uygulamaya koyuyorlar. Ancak, tarihin en deneyimli kapitalist sınıfının temsilcileri, son yıllarda bu önlemlerin yeterli olamayacağını düşünerek&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;halkın davranışlarını, günlük yaşamında alacağı kararları&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;belirleyecek ortamı oluşturmaya yönelik yeni bir model geliştirmeye başlamışlar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="font-family: 'Bookman Old Style', serif; font-size: 15px; text-align: left;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="font-family: 'Bookman Old Style', serif; font-size: 15px; text-align: left;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;“Gösteri toplumu, medya, zaten bunu yapmıyor mu?”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;diyebilirsiniz, ama&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;“Davranış Ekonomisi”&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;(Behaviour Economics) modeli beraberinde bir de kurumsal yapılanma getirmiş; muhafazakâr-liberal hükümetinin bünyesinde yeni bir bölüm oluşturulmuş. Bu bölümün çalışmalarına yön vermek için MINDSPACE (Ulak, Teşvikler, Normlar, Varsayımlar, Belirginlikler, İşlemeye hazırlama, Duygusal etki, Bağlanma ve Ego sözcüklerinin İngilizce karşılıklarının baş harflerinden oluşuyor) başlıklı bir de rapor var hükümetin (Cabinet Office) damgasını taşıyan.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="font-family: 'Bookman Old Style', serif; font-size: 15px; text-align: left;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;Biri ekonomist, ikisi kamu yönetimi, bir de nöroloji bilim dalında üç uzmanın hazırladığı raporun (yazarlardan birinin İşçi Partisi hükümetine de danışmanlık yapmış olduğunu düşünürsek, partiler üstü bir politikayla karşı karşıya olduğumuzu görürüz) iki varsayımını aktarmakla yetineceğim burada. Rapor insanların çoğu zaman sistemli bir biçimde akla uygun olmayan (irrasyonel) yönde ve&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;kısa döneme odaklı&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;kararlar aldıklarını ileri sürüyor. İkincisi, hükümetlerin insanlara verileri sunarak bilgilenmelerini, böylece davranışlarını değiştirmelerini beklemesi genelde sonuç vermiyor. İnsanların düşünme süreçlerini, yaşamlarını yönetirken alacakları kararların toplumsal bağlamını, (simgesel ekolojiyi-E.Y) biçimlendirmeye çalışmak çok daha verimli olacak.&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;“Dürtükleme”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;(Nudge) taktiği denen bu yaklaşımın da ilk önce sağlıklı beslenme gibi yaşam tarzı alanlarına (bio-politiğe) müdahale eden ek vergiler ve yasaklarla başlaması da ilginç. Bu yaklaşım, hükümetler açısından en iyisinin, kendini, karar vermekte zorlanan, yanlış karar veren halkın yerine, koyarak onun adına irade kullanacak bir kurum,&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;“toplumsal beyin”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;(&lt;i&gt;“Social Brain Project”&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;diye bir şey de var) oluşturmak olacağını savunuyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="font-family: 'Bookman Old Style', serif; font-size: 15px; text-align: left;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="font-family: 'Bookman Old Style', serif; font-size: 15px; text-align: left;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;Bir yorumcunun deyimiyle, devleti yönetenler artık yalnızca aklımızı&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;şekillendirmekle kalmak istemiyor, daha da ileri giderek&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;bizim aklımız olmak&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;istiyor. Liberal demokrasi, yaşamın hemen her alanının kapitalizmin ekolojisine hapsedilerek yönetildiği&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;totaliter bir kâbusa dönüşüyor&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-GB; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-language: EN-GB;"&gt;derken işte bunları düşünüyorduk. Ama böyle kurumların çoktan oluşturulduğundan haberimiz yoktu…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-8089325640211065084?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/8089325640211065084/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=8089325640211065084' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/8089325640211065084'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/8089325640211065084'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2010/12/genciz-yoksuluz-odemiyoruz.html' title='‘Genciz, Yoksuluz, Ödemiyoruz!’'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-9001469659153785984</id><published>2010-12-24T08:41:00.001Z</published><updated>2010-12-24T08:42:50.849Z</updated><title type='text'>G20 toplantısı – “Kırmızı Pazartesi”</title><content type='html'>(10/11/2010)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Geçen hafta Pazartesi ve Çarşamba yazılarımı çok kötümser bulanlar oldu. Ancak yarın Seul’de başlayacak olan G20 liderler toplantısı öncesindeki tartışmalara bakınca, nasıl iyimser olacağımı bilemiyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;“Kırmızı Pazartesi” gibi bir şey&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Adeta, Marquez’in “Kırmızı Pazartesi” (“Cronica De Una Muerte Anunciada” &amp;nbsp;-önceden açıklanmış bir cinayetin günlemi) öyküsünün dünya ekonomisi için yazılmış bir versiyonunu izliyoruz. Dünya ekonomisinin nereye doğru gittiğini tüm siyasi liderler biliyorlar, ama bu gidişi durduracak bir şeyler yapmaya gelince adeta hepsinin elleri bağlı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;G20 toplantıları başladığından bu yana, önlerindeki yapılacaklar listesinin başında &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;uluslararası dengesizlikler &lt;/b&gt;(ABD’nin dış ticaret açığı ve borçları- başta Çin olmak üzere kimi ülkelerin ticaret fazlası ve birikmiş döviz rezervleri) sorunu var. Seul toplantısına giderken, gündemi döviz savaşları, korumacılık eğilimleri, sermaye kontrolleri, yeni bir resesyon olasılığı, “küreselleşmenin sonu” gibi korkular dolduruyor; liderlere yönelik, &amp;nbsp;“lütfen bir an evvel bu konularda anlaşın” çağrıları artıyor. Bu yazı yazılırken, gazeteler, ABD’nin ticaret fazlasına bir üst limit getirme talebinden vazgeçmeye, buna karşılık, Çin’in de ABD merkez bankasının Niceliksel Genişleme (para basma) politikalarına yönelik eleştirilerini yumuşatmaya karar verdiğini aktarıyordu. Liderler anlaşıyorlar, ama sorunları çözeme konusunda değil, durumu aynen koruma konusunda…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Peki, bu durumda neden aklımıza &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;“Kırmızı Pazartesi”&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; öyküsünü geliyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Cinayetin günlemini” şöyle özetleyebiliriz. Mali krizin ardından önce, açık kapalı döviz savaşları başlıyor, sonra doğrudan korumacılık ve ticaret savaşları başlıyor. Bu noktada dünya ekonomisinin serbest ticaret ağları çözülmeye başlıyor. Bu çözülme kimi merkez ülkelerdeki yüksek işsizlik oranları, kaynak sıkıntıları, dış pazar gereksinimleri ile birleşince, devreye doğrudan siyasi refleksler girmeye başlıyor. Ne de olsa kimse kendi ülkesinde iktidarını tehlikeye sokacak siyasi krizler istemiyor. Bir aşamada durduracak işbirlikleri gerçekleşmezse, bu süreç sonuna kadar gidiyor…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Peki bu kötümserlik neden?&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;ABD Merkez Bankası gelecek Haziran’a kadar toplam 600 milyar dolarlık Niceliksel Genişlemeye (NG) gideceğini açıkladı: Yeni dolar basılacak, FED bu dolarlarla piyasadan bono satın alarak uzun dönemli faizleri düşürmeye dolayısıyla yatırımları teşvik etmeye çalışacak. Ama bu arada NG doların diğer dövizler karşısındaki değerini düşürecek. Bu hem ABD’li ihracatçıların rekabet gücünü arttıracak, hem de doların değer kaybetmesine paralel olarak ABD dış borcunun bir kısmını siliyor olacak.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Bu yüzden Almanya Maliye Bakanı, FED’in kararını,&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt; “hem Çin’i döviz manipülasyonuyla suçlayacaksın hem de NG ile paranın değerini düşüreceksin… FED ne yaptığını bilmiyor… ABD modeli iflas etmiştir”&lt;/i&gt; gibi çok sert ifadelere eleştirdi. Çin Başbakan yardımcısı, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;“ABD’den bir açıklama bekliyoruz”&lt;/i&gt; dedi. Bu sertleşmenin ardından, yukarda değindiğim uzlaşma gerçekleşti. Diğer bir değişle herkes bildiğini yapmaya devam edecekti. Salı günü &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Wall Street Journal&lt;/i&gt;, FED kararına karşı uluslararası bir tepkinin yükselmekte olduğunu söylüyordu. Kimi ekonomistler, mali kriz atlatıldı, ülkeler rahatladılar, işbirliği ondan zorlaştı diyorlar. Halbuki, ülkelerin liderleri, mali sarsıntısının ardından, krizin derinliğinin ve kalıcılığının ayırdına vardılar, kendi ülkelerinin ekonomilerini korumaya yönelik tedbirlere öncelik vermeye çalışıyorlar. ABD’nin dünyada dayattığı küreselleşme modelinin geleceği kimsenin umurunda değil. İşte tam bu noktada “Kırmızı Pazartesi” öyküsüne geri dönebiliriz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Kenneth Rogoff’un “küreselleşme yol ayrımında” başlıklı yazısı (&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;The Guardian&lt;/i&gt; 07/11) bize yardımcı olabilir. Rogoff, özetle, işbirliği yapılamaz,&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt; “ABD’nin dünya ekonomisi üzerinde zayıflayan hegemonyasından bir yenisine yumuşak geçiş yapılamazsa, küreselleşme sert bir biçimde tersine dönmeye başlar”&lt;/i&gt; dedikten sonra, kötümser bir ifadeyle ekliyor, “&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Bu ilk kez yaşanıyor olmayacak”&lt;/i&gt; (Bkz 1930’lar ve II. Dünya savaşı)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Peki Rogoff, “yumuşak geçiş”, işbirliği derken nasıl bir çözüm öneriyor? &amp;nbsp;Şuna bakar mısınız: “&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Yükselen piyasalar, kendi ticaret kurallarıyla oynamalarına izin verilemeyecek kadar büyük ve önemli hale geldiler. Liderleri yerel çıkarları dizginlemeli, yabacı rekabeti desteklemelidir&lt;/i&gt;”. Türkçesi, sizin dünya ekonomisine kendi koşullarınıza uygun yeni kurallar getirmenize izin veremeyiz. Siz iç piyasalarınızı ve yatırım alanlarınızı yabancı sermayeye açınız.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;FED’in Niceliksel Genişlemesi de bunu yapıyor. Doların rekabet gücünü arttırırken, Carry Trade’i, gelişmekte olan piyasalara yönelik sermaye hareketlerini körüklüyor. Bu hareketler hem o ülkelerdeki birikmiş servetleri talan ediyor (spekülatif hareketlerle), ithalatı, köpük üzerinde büyümeyi körüklerken, ihracatı zorlaştırıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Rogoff ve benzerleri de sakın korumacılığa gitmeyiniz, sermaye hareketlerini denetlemeyiniz, kendi ticaret kuralarınızı getirmeyiniz bizimkilerle oynamaya devam ediniz, diyorlar. Yoksa… &amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-9001469659153785984?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/9001469659153785984/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=9001469659153785984' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/9001469659153785984'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/9001469659153785984'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2010/12/g20-toplants-krmz-pazartesi.html' title='G20 toplantısı – “Kırmızı Pazartesi”'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-8183441826434791012</id><published>2010-11-04T10:31:00.002Z</published><updated>2010-11-04T10:35:14.755Z</updated><title type='text'>Seçimlerden Sonra Savaş mı Var? –II</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" align="left" style="text-align:left"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt;ABD’de Meclis ve Senato ara seçimlerinin sonuçlarının, Obama yönetiminin dış politikası üzerindeki olası etkileri üzerine tartışmalar Pazar ve pazartesi günü yoğunlaşınca, “yeni bir savaş olasılığı” üzerinde biraz daha durmaya karar verdim. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt;&lt;b&gt;Demokratların hesabı…&lt;/b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt;Siz bu yazıyı okurken büyük bir olasılıkla Cumhuriyetçiler çok sayıda radikal sağcı ve tecrübesiz (henüz parti kültürüne asimile edilememiş) üyeleriyle Mecliste belki de Senato’da çoğunlu ele geçirmiş olacaklar.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;Ancak, Demokrat Partiye yakın yazarların yorumlarından anladığım kadarıyla, DP, böyle ağır bir yenilgi gerçekleşse bile, 2012 seçimlerini kazanabileceğine inanıyor. Bu hesaba göre, Cumhuriyetçi parti Obama’yı devirme, yönetimini işlemez hale getirme saplantısıyla, saldırgan uzlaşmaz, ekonomiyi canlandırma, iş yaratma politikalarını sabote eden tutumuyla, Sarah Palin gibi bir başkan adayıyla ABD seçmenini korkutacak. Cumhuriyetçilerin bu kavgacı tutumu, Obama’nın yeniden popüler olmasına ve 2010 seçimlerini kazanmasına olanak sağlayacak. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt;Ancak şöyle bir olasılık da var: Birinci aşamada Cumhuriyetçi Parti, Çay Partisi’nin fanatik taraftarları yoluyla Obama yönetimini işlemez hale getirir. Sonra, Sarah Palin’i ön seçimlerde bir kenara iterek, o noktaya kadar artık kavgadan bıkmış bir seçmenin karşısına partinin geleneksel çizgisine uygun, uzlaşmacı, Palin karşısında kendini kanıtlamış, hatta Demokrat Parti’nin sağ kanadını da etkileyebilecek bir adayla çıkarak, birlik, beraberlik yenilenme sloganlarıyla seçimleri kazanabilir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt;&lt;b&gt;Yeni savaş senaryosu&lt;/b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt;İşsizlik, yoksullaşma, ev piyasalarının krizi, kredi piyasalarındaki tıkanıklıklar, giderek daha sık vurgulanan talep yetersizliği sorunu ABD ekonomisinin canlandırılmasını gerektiriyor. Ekonomi “sitimüle (canlandırma yönünde uyarılmalıdır) edilmelidir” önerisine “Obama sen git kendini sitimüle et” sloganıyla direnen “Çay Partisi” taraftarlarının mecliste etkin olacağı bir dönemde, talebi canlandıracak genişlemeci parasal ve maliye politikalarını uygulamaya koymak son derecede zor olacak. Üretimi etkilemeden yalnızca talebi canlandırma çabalarının bir süre sonra enflasyonist bir krize yol açma olasılığı da (bugünkü koşullarda ne kadar saçma görünse bile) çok korkutuyor. Öyleyse, hem sağ muhalefete çarpmayacak, hem enflasyonist korkuları ikinci plana atabilecek bir mali, parasal genişleme nasıl gerçekleştirilebilir?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt;Bu soruya, geçtiğimiz bir ay içinde, II. Dünya Savaşı’nın Büyük Bunalım’ın aşılmasına yaptığı katkıyı anımsatarak cevap veren üç yoruma rastladım. Ekim Başında Demos, Century Foundation, Economic Policy Institute’ün birlikte düzenledikleri bir toplantıda, iki yüksek oktanlı ekonomist, Demokrat Partiye yakın Prof Krugman ve muhafazakar kesimden Prof Feldstein “Kimseye savaş açmaya niyetimiz olduğunu sanmıyorum ama, bize II Dünya savaşındakine benzer bir mali genişleme gerekiyor” saptamasında birleşmiş görünüyorlarmış. ” (Hirsh, The National Journal, 05/10)&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt;Üçüncü yorum da ayın son günü çıkan Washington Post’da gözüme çarptı. Yazar, Obama’nın ekonomik büyümeyi canlandıracak güçleri hareket geçiremezse 2012 seçimlerini kazanamayacağını vurguladıktan sonra, iki olasılığı değerlendiriyor. Birincisi iş döngüsü (business cycle) kendiliğinden toparlanma aşamasına geçer. Obama bu dalganın üzerinde seçimlere girer. Ancak bu olasılık çok düşük. “Peki ekonomiyi başka ne canlandırabilir?” Diye soruyor yazar, soruyu, “bunun cevabı çok açık ama sonuçları da bir o kadar korkutucu” diyerek cevaplandırıyor ve devam ediyor “Geçen sefer ekonomik krizi nihayet ne sonlandırdı? II. Dünya Savaşı”. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt;Bu noktada seçimlerden sonraki meclise dönersek, Cumhuriyetçilerin, engellemelerinin hemen her alanda militarist yönde olacağı görünüyor. Cumhuriyetçiler’in meclis çoğunluğunun, Afganistan ve Irak’tan asker çekilmesine, Rusya ile START (nükleer başlıkların azaltılması) anlaşmasının onaylanmasına, Ortadoğu’da İsrail’e daha fazla baskı yapılmasına karşı çıkmaları, İran ve Çin ile ilişkilerde daha sert tutum almaktan yana olmaları bekleniyor (Los Angeles Times 28/10). Tony Karon’un, The National’da işaret ettiği gibi, “eğer Obama gerçekten sinik (cynic) bir devlet başkanıysa Cumhuriyetçilerin bu engellemelerini, İran’a savaş açarak aşabilir”. Böylece hem savunma sanayi ve Pentagon istediklerini alabilirler, hem savunma harcamaları ekonomiyi stimüle eder, hem de Cumhuriyetçiler, savaşın ortasında Başkanı zayıflatan muhalefet durumuna düşmekten çekinirler. Obama’da seçimlere, başında defne dalından bir taçla başkomutan imajıyla girebilir…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt;Böyle bir süreç başlarsa, birçok iskemleye birden oturmaya çalışan AKP’ dış politika projesine ne olur dersiniz?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-8183441826434791012?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/8183441826434791012/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=8183441826434791012' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/8183441826434791012'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/8183441826434791012'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2010/11/secimlerden-sonra-savas-m-var-ii_04.html' title='Seçimlerden Sonra Savaş mı Var? –II'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-4730371112329884340</id><published>2010-11-04T10:31:00.000Z</published><updated>2010-11-04T10:32:24.804Z</updated><title type='text'>Seçimlerden Sonra Savaş mı Var? –II</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" align="left" style="text-align:left"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;ABD’de Meclis ve Senato ara seçimlerinin sonuçlarının, Obama yönetiminin dış politikası üzerindeki olası etkileri üzerine tartışmalar Pazar ve pazartesi günü yoğunlaşınca, “yeni bir savaş olasılığı” üzerinde biraz daha durmaya karar verdim. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;h3&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR;mso-fareast-language:EN-GB; mso-bidi-language:AR-SA"&gt;Demokratların hesabı…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="left" style="text-align:left"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:10.0pt;mso-ansi-language:TR;mso-fareast-language:EN-GB; mso-bidi-language:AR-SA"&gt;Siz bu yazıyı okurken büyük bir olasılıkla Cumhuriyetçiler çok sayıda radikal sağcı ve tecrübesiz (henüz parti kültürüne asimile edilememiş) üyeleriyle Mecliste belki de Senato’da çoğunlu ele geçirmiş olacaklar. &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;Ancak, Demokrat Partiye yakın yazarların yorumlarından anladığım kadarıyla, DP, böyle ağır bir yenilgi gerçekleşse bile, 2012 seçimlerini kazanabileceğine inanıyor. Bu hesaba göre, Cumhuriyetçi parti Obama’yı devirme, yönetimini işlemez hale getirme saplantısıyla, saldırgan uzlaşmaz, ekonomiyi canlandırma, iş yaratma politikalarını sabote eden tutumuyla, Sarah Palin gibi bir başkan adayıyla ABD seçmenini korkutacak. Cumhuriyetçilerin bu kavgacı tutumu, Obama’nın yeniden popüler olmasına ve 2010 seçimlerini kazanmasına olanak sağlayacak. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="left" style="text-align:left"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:10.0pt;mso-ansi-language:TR;mso-fareast-language:EN-GB; mso-bidi-language:AR-SA"&gt;Ancak şöyle bir olasılık da var: Birinci aşamada Cumhuriyetçi Parti, Çay Partisi’nin fanatik taraftarları yoluyla Obama yönetimini işlemez hale getirir. Sonra, Sarah Palin’i ön seçimlerde bir kenara iterek, o noktaya kadar artık kavgadan bıkmış bir seçmenin karşısına partinin geleneksel çizgisine uygun, uzlaşmacı, Palin karşısında kendini kanıtlamış, hatta Demokrat Parti’nin sağ kanadını da etkileyebilecek bir adayla çıkarak, birlik, beraberlik yenilenme sloganlarıyla seçimleri kazanabilir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;h3&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR;mso-fareast-language:EN-GB; mso-bidi-language:AR-SA"&gt;Yeni savaş senaryosu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="left" style="text-align:left"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:10.0pt;mso-ansi-language:TR;mso-fareast-language:EN-GB; mso-bidi-language:AR-SA"&gt;İşsizlik, yoksullaşma, ev piyasalarının krizi, kredi piyasalarındaki tıkanıklıklar, giderek daha sık vurgulanan talep yetersizliği sorunu ABD ekonomisinin canlandırılmasını gerektiriyor. Ekonomi “sitimüle (canlandırma yönünde uyarılmalıdır) edilmelidir” önerisine “Obama sen git kendini sitimüle et” sloganıyla direnen “Çay Partisi” taraftarlarının mecliste etkin olacağı bir dönemde, talebi canlandıracak genişlemeci parasal ve maliye politikalarını uygulamaya koymak son derecede zor olacak. Üretimi etkilemeden yalnızca talebi canlandırma çabalarının bir süre sonra enflasyonist bir krize yol açma olasılığı da (bugünkü koşullarda ne kadar saçma görünse bile) çok korkutuyor. Öyleyse, hem sağ muhalefete çarpmayacak, hem enflasyonist korkuları ikinci plana atabilecek bir mali, parasal genişleme nasıl gerçekleştirilebilir?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="left" style="text-align:left"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:10.0pt;mso-ansi-language:TR;mso-fareast-language:EN-GB; mso-bidi-language:AR-SA"&gt;Bu soruya, geçtiğimiz bir ay içinde, &lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;II. Dünya Savaşı&lt;/b&gt;’nın Büyük Bunalım’ın aşılmasına yaptığı katkıyı anımsatarak cevap veren üç yoruma rastladım. Ekim Başında Demos, Century Foundation, Economic Policy Institute’ün birlikte düzenledikleri bir toplantıda, iki yüksek oktanlı ekonomist, Demokrat Partiye yakın Prof Krugman ve muhafazakar kesimden Prof Feldstein &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal"&gt;“Kimseye savaş açmaya niyetimiz olduğunu sanmıyorum ama, bize II Dünya savaşındakine benzer bir mali genişleme gerekiyor” &lt;/i&gt;saptamasında birleşmiş görünüyorlarmış. ” (Hirsh, &lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;The National Journal&lt;/i&gt;, 05/10) &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="left" style="text-align:left"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:10.0pt;mso-ansi-language:TR;mso-fareast-language:EN-GB; mso-bidi-language:AR-SA"&gt;Üçüncü yorum da ayın son günü çıkan &lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;Washington Post&lt;/i&gt;’da gözüme çarptı. Yazar, Obama’nın ekonomik büyümeyi canlandıracak güçleri hareket geçiremezse 2012 seçimlerini kazanamayacağını vurguladıktan sonra, iki olasılığı değerlendiriyor. Birincisi iş döngüsü (business cycle) kendiliğinden toparlanma aşamasına geçer. Obama bu dalganın üzerinde seçimlere girer. Ancak bu olasılık çok düşük. “&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;Peki ekonomiyi başka ne canlandırabilir?”&lt;/i&gt; Diye soruyor yazar, soruyu, “&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal"&gt;bunun cevabı çok açık ama sonuçları da bir o kadar korkutucu” &lt;/i&gt;diyerek cevaplandırıyor ve devam ediyor &lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;“Geçen sefer ekonomik krizi nihayet ne sonlandırdı? II. Dünya Savaşı”&lt;/i&gt;. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="left" style="text-align:left"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:10.0pt;mso-ansi-language:TR;mso-fareast-language:EN-GB; mso-bidi-language:AR-SA"&gt;Bu noktada seçimlerden sonraki meclise dönersek, Cumhuriyetçilerin, engellemelerinin hemen her alanda militarist yönde olacağı görünüyor. Cumhuriyetçiler’in meclis çoğunluğunun, Afganistan ve Irak’tan asker çekilmesine, Rusya ile START (nükleer başlıkların azaltılması) anlaşmasının onaylanmasına, Ortadoğu’da İsrail’e daha fazla baskı yapılmasına karşı çıkmaları, İran ve Çin ile ilişkilerde daha sert tutum almaktan yana olmaları bekleniyor (&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;Los Angeles Times&lt;/i&gt; 28/10). Tony Karon’un,&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt; The National&lt;/i&gt;’da işaret ettiği gibi, “eğer Obama gerçekten sinik (cynic) bir devlet başkanıysa Cumhuriyetçilerin bu engellemelerini, İran’a savaş açarak aşabilir”. Böylece hem savunma sanayi ve Pentagon istediklerini alabilirler, hem savunma harcamaları ekonomiyi stimüle eder, hem de Cumhuriyetçiler, savaşın ortasında Başkanı zayıflatan muhalefet durumuna düşmekten çekinirler. Obama’da seçimlere, başında defne dalından bir taçla başkomutan imajıyla girebilir…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="left" style="text-align:left"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:10.0pt;mso-ansi-language:TR;mso-fareast-language:EN-GB; mso-bidi-language:AR-SA"&gt;Böyle bir süreç başlarsa, birçok iskemleye birden oturmaya çalışan AKP’ dış politika projesine ne olur dersiniz?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-4730371112329884340?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/4730371112329884340/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=4730371112329884340' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/4730371112329884340'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/4730371112329884340'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2010/11/secimlerden-sonra-savas-m-var-ii.html' title='Seçimlerden Sonra Savaş mı Var? –II'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-7416256417201375695</id><published>2010-10-28T10:27:00.000+01:00</published><updated>2010-10-28T10:28:13.123+01:00</updated><title type='text'>Her Şey Ne Kadar Değişmiş!</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" align="left" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt: auto;text-align:left"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;G20 toplantısı dünyanın&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size: 11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;“yeni durumunun”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;fotoğrafını çekmek için bir fırsat yarattı. Bu&lt;i&gt;“yeni durum”&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;üzerine ilginç yorumlar yapıldı, iki de rapor yayımlandı. Bunlardan biri&lt;b&gt;Europan Council on Foreign Relations&lt;/b&gt;’ın (ECFR)&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;“&lt;i&gt;Avrupa’da Çokkutupluluk Hayaleti”&lt;/i&gt;(Spectre of multipolarity in Europe) başlığını taşıyordu. Amerika’nın eski Ankara büyükelçilerinden&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;Edelman&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;da&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;Stratejik ve Bütçesel Değerlendirmeler Merkezi&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;(The Centre for Strategic and Budgetary Assessments) için&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;“&lt;i&gt;Amerika’nın Tartışmalı Üstünlüğü”&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;(Understanding America’sa The Contested Primacy) başlıklı bir rapor hazırlamış. Edelman’ın raporunda Türkiye ile ilgili ilginç bir not var. Ama onu en sona saklayacağım.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="left" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt: auto;text-align:left"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;Fanteziler her yerde (idi)&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="left" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt: auto;text-align:left"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;ECFR’nin raporunun yazarlarından&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;Mark Leonard&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;ve&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;Ivan Kastev&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size: 11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;Financial Times&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;’daki tanıtma yazılarında,&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;“&lt;i&gt;1990’larda birçok yazar&lt;/i&gt;…&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;Avrupa’nın güçler dengesine dayanmayan bir postmodern kıta haline geldiğine inanıyordu. Ulusal egemenliğin, iç, dış ilişkiler ayrımının öneminin çok azaldığını düşünüyordu”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size: 11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;diyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="left" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt: auto;text-align:left"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;Yazarlar, NATO’nun genişlemeye devam ederek Ukrayna ve Gürcistan’ı etkisi altına almasını Türkiye’nin üyelik yolunda istikrarlı bir biçimde ilerlemesini bekliyorlarmış. Ancak yazarların bu beklentileri gerçekleşmemiş. Yazarlar,&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;“Bu tek kutuplu Avrupa düzeni projesinin şimdi sönmekte olduğunu”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;düşünüyor. Almanya, Fransa, Rusya hatta Türkiye gibi ulus devletlerin etkileri öne çıkıyormuş.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="left" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt: auto;text-align:left"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;Bu rapora daha sonra dönmek üzere şimdi bir başka düş kırıklığını aktarmak istiyorum.&lt;i&gt;Financial Times&lt;/i&gt;’ın uluslararası ilişkiler başyazarı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;Gideon Rachman&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;, pazartesi günü&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size: 11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;“Toplamı sıfır olan dünya”&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size: 11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;(Zero-Sum world) başlıklı yazısında adeta günah çıkarır gibi,&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;“bir zamanlar nelere inanıyorduk”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;temasını işliyordu. Rachman yazısına özgeçmiş özetiyle başlıyor: 1980’lerde,&lt;b&gt;Thatcher&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;yıllarında&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;BBC World Service&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;,&lt;b&gt;Gorbaçov&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size: 11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;Rusyası; 1990’larda&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;The Economist,&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;1992&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;Clinton&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;; 1997&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;Tony Blair&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;; liberal enternasyonalizm. 1991-2008 arasında Batı’nın&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;“iyimserlik çağı”. “Her şey daha iyi olacak diye düşünüyorduk&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;”…&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;Bu bir&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;“Kazan-kazan dünyasıydı”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;…&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;Rachman’a göre&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;“2008 krizi uluslararası ilişkilerin mantığını değiştirdi”…&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;“&lt;i&gt;Şimdi birinin kazancı öbürünün kaybı olarak algılanıyor.&lt;/i&gt;”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="left" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt: auto;text-align:left"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;Rachman, 2008 öncesinde egemen ideolojinin beş sava dayandığını söylüyor: Birincisi,&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size: 11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;Fukuyama&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;’nın&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;“tarihin sonu”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;, bundan sonra yalnızca liberal demokrasi. İkincisi, piyasaların devletler üzerindeki zaferi kaçınılmazdır. Üçüncüsü, teknoloji, refah, demokrasi ve küreselleşme yönünde dönüştürücü bir güçtür. Dördüncüsü demokrasi ve kapitalizm geliştikçe savaş olasılığı azalır. Nihayet bu düzenin bir güvenlik poliçesi olarak, son tahlilde ABD dünyada yenilmez bir güçtür. Rachman,&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;“Bu düşünceleri yakından biliyorum, çünkü o yıllarda The Economist’te her hafta hep bunları savunduk”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size: 11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;diyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="left" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt: auto;text-align:left"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;Her şey ‘birden’ değişti…&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="left" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt: auto;text-align:left"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;Rachman,&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;“ABD’nin özgüveninin temelini oluşturan bu beş sav, daha Obama yönetime geldiğinde iyice aşınmıştı”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;diyerek devam ediyor. Rachman, gelecekteki daha tehlikeli ekonomik siyasi sorunlara, çevre sorunlarına, savaş olasılıklarına değinerek&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;“Bundan sonra daha kötü olacak”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size: 11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;temasıyla bitiriyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="left" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt: auto;text-align:left"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;O yıllarda bu beş iddianın emperyalizmi, dayatılan yeni modeli gizleyen birer&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language: EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;“fantezi”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;olduğunu savunduğumuz için&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;“dinozor”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;olmakla suçlanıyorduk. Dün bize dinozor diyenler şimdilerde&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;“demokratik değişim”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;fantezileri&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;satmakla meşguller.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="left" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt: auto;text-align:left"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;Bu&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;“&lt;i&gt;her şey birden değişti”&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size: 11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;teması Edelman’ın raporunda da göze çarpıyor. Edelman, raporuna CIA’nin&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;Ulusal İstihbarat Konseyi&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;’nin (NIC) 2004 ve 2008 raporlarının&lt;i&gt;“gelecek”&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size: 11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;tanımlarındaki değişmeyi vurgulayarak başlıyor. NIC 2004’te gelecek 15 yıl boyunca tek kutuplu bir dünyada yaşamaya devam edeceğimizi savunuyordu. 2008 raporunda,&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;“2025’e giderken çokkutuplu bir dünyada yaşıyor olacağız”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;diyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="left" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt: auto;text-align:left"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;Edelman’ın raporu, yeni yükselen güçlerin ABD üzerindeki sınırlayıcı etkilerini göz önüne alarak&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size: 11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;“kutup”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;kavramı yerine,“&lt;b&gt;tartışmalı üstünlük&lt;/b&gt;”&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;(contested primacy) kavramını öneriyor. 2004’te biz, tek kutuplu dünya artık geri kaldı diyorduk. Bizi, dinozor olmakla suçlayanlar,&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;“tek süper güç”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language: EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;masalında ısrar esiyorlardı. Geçen yıl aniden&lt;i&gt;“çokkutupluluğu”&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;keşfettiler. Hatta buna Türkiye’nin yükselen güç olduğuna ilişkin fanteziyi de eklediler. Büyük olasılıkla şimdi Edelman’ın, (ne de olsa yakın&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;“dostları”)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;kavramını satmaya başlarlar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="left" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt: auto;text-align:left"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;Edelman’ın raporunda ilginç bir durum var demiştim…&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;O da Türkiye’nin yükselen güç olduğuna ilişkin savlarla ilgili. Dünyadaki dengeleri,&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size: 11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;“değişimi”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;değerlendiren yüz küsur sayfalık raporda Türkiye’nin adı yalnızca iki kez geçiyor. Birincisinde, Edelman’ın özgeçmişi bölümünde. İkincisinde de yükselen güçlerin etkilerini tartışırken dikkate alınmayacağının vurgulandığı paragrafta…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-7416256417201375695?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/7416256417201375695/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=7416256417201375695' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/7416256417201375695'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/7416256417201375695'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2010/10/her-sey-ne-kadar-degismis.html' title='Her Şey Ne Kadar Değişmiş!'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-1416088049815641576</id><published>2010-10-21T11:05:00.000+01:00</published><updated>2010-10-21T11:06:30.829+01:00</updated><title type='text'>CHP Nedir?</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" align="left" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt: auto;text-align:left"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;Orhan Bursalı&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;, CHP’yi irdeleyen dört yazı yazdı, bence&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;“CHP nedir”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;sorusunu kaçınılmaz bir biçimde gündeme getirdi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="left" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt: auto;text-align:left"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;‘Yönetmek’ ve YÖNETMEK&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="left" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt: auto;text-align:left"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;CHP’liler anlaşılan çok kızmışlar. &lt;/span&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;Ama partinin bugünkü durumu da ortada değil mi? Biz geçen seçimlerden önce,&lt;/span&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;“bu böyle olmayacak”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;diye düşünüyorduk. CHP’liler belki ayırdında değil ama şimdi işleri çok daha zor. Bursalı da bu durumu görmelerine yardımcı olmaya çalışıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="left" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt: auto;text-align:left"&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;Bursalı, CHP için&lt;/span&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;“yönetemezsiniz”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;demiyor;&lt;/span&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size: 11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:FR; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;YÖNETEMEZSİNİZ&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;diyor. Çünkü, kapitalist devletin parlamenter biçiminde devletleri, kimi ender durumların dışında, bürokrasiler, müsteşarlar, sermayenin örgütlerinin temsilcileri, bu devletlerin ait oldukları hegemonya sistemlerinin öncelikleri (hatta gizli açık uzmanları) yönetiyor. Ekonomik, siyasi istikrarı, hükümetlerin yalpalamalarına karşı güvence altına almak için de zaten bu gerekiyor. Hükümetlerin görevleri de sermaye birikim rejiminin&lt;/span&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;düzenleme&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size: 11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:FR; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;araçlarını işletmek&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;, ait oldukları&lt;/span&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size: 11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:FR; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;uluslararası ilişkileri korumakla&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;sınırlı kalıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="left" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt: auto;text-align:left"&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;Bir de özgün bir muhalif&lt;/span&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;söyleme&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;, bu söylemi maddileştiren bir toplumsal&lt;/span&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;harekete&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;ait olan, bu hareketin&lt;/span&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;programını&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;uygulamaya kararlı&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language: EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;sıra dışı&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size: 11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:FR; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;hükümetler var. Bunlar devletle hükümet arasındaki farkı, iktidarın nerede yattığını bilerek ama kendi programlarını uygulamak üzere hükümete geliyor, hemen kolları sıvayıp iktidar olmaya, oldukça da programlarını uygulamaya,&lt;/span&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;YÖNETMEYE&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size: 11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:FR; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;koyuluyorlar. Bu partilerin başarısı, kendilerini destekleyen&lt;/span&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;sınıflar blokunu&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language: EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;, ait oldukları&lt;/span&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;hareketi&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size: 11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:FR; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;koruyabilmelerine, devlet makinesi üzerindeki etkilerini arttırmaya devam edebilmelerine bağlı oluyor. Bir nokta, arzuladıkları rejimin hukuksal çerçevesi, meşrulaştırıcı söylemi yerleştikten sonra, toplumda çoğunluğu temsil edip etmemelerinin de bir anlamı kalmıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="left" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt: auto;text-align:left"&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;AKP’nin ikinci gruba ait,&lt;/span&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;sıra dışı bir parti&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size: 11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:FR; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;olduğu, ikinci döneminde, gerçekten&lt;/span&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;YÖNETME&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;aşamasına geçtiği söylenebilir. Bursalı, CHP’nin bugün YÖNETECEK parti gibi durmadığına dikkat çekiyor. Çünkü hükümete gelip, devleti,&lt;b&gt;bürokrasinin, uluslararası ilişkilerin oto pilotuna&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size: 10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;bağlayarak yönetme konforuna yerleşmek artık söz konusu değil. Bu konforun koşulları AKP YÖNETİMİ döneminde ortadan kalktı.&lt;/span&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;Şimdi ortada yeniden yapılanma sürecinde büyük yol almış bir devlet makinesi var. CHP, bu makine üzerinde yönetmeye çalışacaksa AKP’lileşmesi de kaçınılmaz olacaktır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="left" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt: auto;text-align:left"&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;Yok eğer, CHP,&lt;/span&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size: 11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:FR; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;YÖNETMEK&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;istiyorsa, bir harekete, yaygın örgütlenmeye, büyük maddi olanaklara, güçlü söyleme sahip, devlet makinesini kullanabilen bir parti karşısında, önce seçimleri kazanabilecek, sonra da bu devle makinesine müdahale edebilecek yapıya ulaşmalıdır. Bunun için de CHP’nin önce yapması gereken, arzuladığı temsil ilişkisini, bu ilişkinin önüne koyduğu öncelikler listesini, hangi toplumsal dinamiklere, hareket(ler)e dayanmak istediğini, tüm bunları hangi söylemle ifade edeceğini, hem sözüyle hem de etkinlikleriyle topluma önermelidir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="left" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt: auto;text-align:left"&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;Bu bağlamda CHP adına iyimser olmak kolay değil. Referandum döneminde CHP’nin çalışkan bir başkanı olduğunu gördük. Ama parti örgütünün durumu, partinin temsil ilişkileri, söylemi söz konusu olduğunda, karşımıza çok bulanık bir görüntü çıkmadı mı?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="left" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt: auto;text-align:left"&gt;&lt;span lang="FR" style="font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;&lt;b&gt;Bir kimlik sorunu var!&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language: EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="left" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt: auto;text-align:left"&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;CHP kendini tanımlamakta zorlanıyor. Türkiye’de siyaset o kadar sağa kaydı, dincileşti ki&lt;/span&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size: 11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:FR; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;“orta”nın solu, artık&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size: 11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:FR; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;“sağ”&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:FR;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;içinde bir yere işaret ediyor.&lt;/span&gt;&lt;span lang="FR" style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size: 11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:FR; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;Sosyal demokrat&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;tanımına gelince, o bugün iflas etmiş bir hareketin adı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="left" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt: auto;text-align:left"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;II. Dünya Savaşı sonrasında&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;“sosyal demokrasi”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;sosyalizm hedefini terk ederek, kapitalizmi, toplumsal uzlaşma ve refah devleti yoluyla, büyük kitle sendikalarına dayanarak yönetmeyi amaçlayan bir düzenleme partisine dönüşmüştü.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="left" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt: auto;text-align:left"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;1970’lerde kapitalizmin yapısal kriziyle birlikte, sermaye toplumsal uzlaşmayı bozunca SD’lerin bir krize, gerileme dönemine girdiğini görüyoruz. SD, bu gerilemeyi,&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;Tony Blair&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;döneminde, neoliberal küreselleşmeyi, serbest piyasa ilkesini benimseyerek, emekçi sınıflarla temsil ilişkisini kopararak,&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;“orta sınıfa”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;yönelerek bir süre için durdurabildi. Mali krizle birlikte, sosyal demokrasinin krizi yeniden başladı.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;Şimdi, orta sınıflar hızla yoksullaşır, en gerici refleksleri öne çıkarken sosyal demokrasinin kimi temsil ederek hangi uzlaşmanın aracı olacağı belli değil.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="left" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt: auto;text-align:left"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;Ancak, CHP liderliği, yeni durumun bu özelliklerinin (sınırlarının, olasılıklarının) farkında görünmüyor.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;Hareket, örgüt ve söylem&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size: 11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;inşa etmek yerine, sermayeden, yerli, yabancı medyadan onay almak için,&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;“serbest piyasa”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size: 11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;diyor, Amerikan sağını anımsatan&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size: 11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;“tek oranlı gelir vergisi”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size: 11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;fikriyle oynuyor. CHP, AKP’nin söyleminin alanına girerek, kendi görüntüsünü bulanıklaştırıyor. Böylece CHP bırakın emekçi kesimleri, sermayeye bile bir ekonomik, sosyal program öneremiyor...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="left" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt: auto;text-align:left"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;Bu yüzden&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;“CHP nedir?”&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;sorusu hâlâ cevabını arıyor!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-1416088049815641576?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/1416088049815641576/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=1416088049815641576' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/1416088049815641576'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/1416088049815641576'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2010/10/chp-nedir.html' title='CHP Nedir?'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-137495845630656548</id><published>2010-10-14T09:51:00.001+01:00</published><updated>2010-10-14T09:54:45.822+01:00</updated><title type='text'>Çin ve küresel “dengesizlikler”</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" align="left" style="text-align:left"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Hafta sonunda yapılan IMF - World Bank toplantısında, küresel dengesizliklerin giderilmesi için uluslararası işbirliğinin önemi vurgulandı. IMF Başkanı Strauss Kahn, işbirliği gerçekleştirilemezse, ulusal ve uluslararası alanlarda siyasi istikrarsızlıkların kaçınılmaz olacağını savundu. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" align="left" style="text-align:left"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 19px; font-weight: bold; "&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Dengesizlikler”… Ama kimin için?"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" align="left" style="text-align:left"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 19px; font-weight: bold; "&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal; font-size: 16px; "&gt;ABD’de yönetimi, IMF ve Dünya Bankası, ekonomik toparlanmanın geleceği açısından uluslararası dengesizliklerin (ABD ticaret açığı –Çin’in döviz rezervleri) giderilmesini, Çin’in Yuan’ı yüzde 40-50 oranında revalüe etmesini istiyorlar. Çin’in tavrıysa ilk anda izleyicileri şaşırtıyor: Nasıl olur da dünyanın ikinci büyük ekonomisi, dengesizliklerin giderilmesi için kendisine düşeni yapmaz?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="left" style="text-align:left"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Pazartesi yazımı “&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal"&gt;Ya Çin bu dengesizlikleri azaltmak istemiyorsa?&lt;/i&gt;” sorusuyla bitirmiştim. Pazartesi günü &lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;Financial Times&lt;/i&gt;’da Güney Afrika maliye bakanı Prasad Cornell’in “&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal"&gt;Çin’i dinlediğinizde yaşanmakta olanların bir yorumuyla, ABD’yi dinlediğinizde bir başka yorumla karşılaşıyorsunuz”&lt;/i&gt; diyordu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="left" style="text-align:left"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;ABD’ye göre, Çin, yatırıma, ihracata öncelik veren &lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;dengesiz bir büyüme modelinde&lt;/b&gt; ısrar ediyor. Halbuki parasının değerlenmesine izin verse, iç tüketimini güçlendirmeye odaklansa çok daha dengeli bir yapı oluşturabilir. Böylece hem, Çin halkının refahı artar, hem de ABD, Çin’deki talepten yararlanma, dış ticaret açığını azaltma olanağı bulur, dünya ekonomisindeki dengesizlikler ortadan kalkar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="left" style="text-align:left"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Ancak bu senaryo, Çin açısından hem &lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;ihracat sektörünün&lt;/b&gt;, hem de dünya ekonomisinde doğal kaynaklara, kıymetli minerallere, enerji mallarına ulaşmasına, arzu ettiği yabancı şirketleri satın almasına, hükümetleri ucuz-kredi yoluyla kendine bağlamasına olanak sağlayan &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;rezervlerinin&lt;/b&gt; imha edilmesi anlamına geliyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="left" style="text-align:left"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Bu sırada Çin’in halkının refahı belki bir süre için yükselecek ama aynı dönemde ülkeye dolan mali sermaye bu refahın zeminini çürüterek, Çin’i gelişmekte olan ülkelerin düzenli olarak yaşadığı mali krizlerin döngüsüne itecek. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" align="left" style="text-align:left"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;b&gt;D&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 19px; font-weight: bold; "&gt;engesizlik Çin’e yarıyor &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" align="left" style="text-align:left"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 19px; font-weight: bold; "&gt;&lt;/span&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Carnegie Endowment for Peace&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;’in üst düzey görevlisi, Dünya Bankası, Çin Masası &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;eski direktörü Yukon Huang’a göre, “Dengesiz büyüme Çin için çok yararlı” olmuş. Huang “&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal"&gt;hızlı ekonomik büyümenin &lt;/i&gt;(sermaye birikiminin-EY) &lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;motoru, tüketim, yatırım ve ihracattır&lt;/i&gt;. &lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;Hiç bir ülke ekonomik büyümeyi salt tüketime dayalı bir yaklaşımla uzun süre sürdüremez” &lt;/i&gt;diyor, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal"&gt;“genel kanının aksine geçtiğimiz 10 yıl boyunca ekonomik büyümenin yalnızca yüzde 10-15’inin ihracattan kaynaklandığına&lt;/i&gt;” işaret ediyor. Huang’a göre, &lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;“Çin gibi bir ülke 20 yıllık yüksek ekonomik büyümeyi, yüksek bir yatırım hızı olmadan sürdürmezdi”&lt;/i&gt;. Çin’de yatırımların banka sistemi ve oto-finansman yoluyla gerçekleştirildiğini, mali bir krizde durumunda, zararları devletin emmesi halinde bunun kısmen bütçe açığı anlamına geleceğini savunan Huang, Çin’in (borç/GSMH) oranı çok düşük,&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;döviz rezervleri çok güçlü olduğu için bir finansman sorunuyla karşılaşmayacağını düşünüyor. Huang, aslında tüketimin de yılda ortalama yüzde 8-10 oranında büyümekte olduğuna dikkat çekiyor. Özetle Çin’in ekonomik modelini değiştirmek için şimdilik bir nedeni yok.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="left" style="text-align:left"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Peki, ABD’nin döviz savaşları tehdidiyle Çin’i zorlama şansı var mı? Bence, dört nedenle yok. (1) Döviz savaşları, doların zayıflaması anlamına gelecek. Pekin’li ekonomist Dee Woo’nun işaret ettiği gibi, ABD ile Yunanistan’ın mali krizi arasındaki tek fark, doların uluslararası statüsü. Doların zayıflamaya devam etmesi bu statüyü sarsıyor. (2) Doların zayıflaması, ABD işçi sınıfının refah düzeyinin korunmasına olanak sağlayan, Çin kaynaklı ucuz malların fiyatını yükseltecek, işçi sınıfının gerçek gelirlerini düşürecek. Bu toplumsal çelişkilerin derinleşerek siyasi istikrarı tehdit etmesi anlamına geliyor (&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;Wall Street Journal&lt;/i&gt;, 08/10). Ayrıca bu malları Çin’den ithal eden, &lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Wall- Mart, Home Depot, Best Buy&lt;/b&gt; gibi dev şirketlerin, sermayelerinin, yarattıkları istihdamın çapından dolayı ABD siyasetinde büyük ağırlıkları var ve bunlar bir döviz savaşına karşılar. (3) David Pilling’in &lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;Financial Times&lt;/i&gt;’da gösterdiği gibi, Çin’in ucuz iş gücü nüfusu ve iç pazarının potansiyelleri çok büyük. Bu hem ona çok güçlü bir üretim, rekabet kapasitesi, hem de dünyanın geri kalanına, Çin’in koşullarını kabul ettikleri oranda, Pazar, finansman olanaklar sunuyor. (4) Bu yüzden ABD, Çin’le iş yapan ülkeleri, Avrupa Birliği ve Brezilya dahil, Çin’e karşı kendi etrafında toplayamıyor… &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" align="left" style="text-align:left"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Özetle, “&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;dengesizlikler&lt;/b&gt;”, ABD hegemonyası altında şekillenmiş dünya ekonomisine ait ve Çin’in yükselişiyle de ilişkili. “Dengesizliklerin” giderilmesi, bu hegemonyanın restorasyonuna açılıyor, Çin’in ise bu dengesizliklerde kendi yükselişine hizmet eden dinamikler görüyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-137495845630656548?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/137495845630656548/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=137495845630656548' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/137495845630656548'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/137495845630656548'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2010/10/cin-ve-kuresel-dengesizlikler.html' title='Çin ve küresel “dengesizlikler”'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-8759215620589071256</id><published>2010-10-07T09:06:00.000+01:00</published><updated>2010-10-07T09:07:29.316+01:00</updated><title type='text'>“Kusursuz Fırtına”nın öncü rüzgarları mı?</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Mali krizle birlikte güçlenen kimi eğilimlerin toplumsal açından “kusursuz fırtına” kavramını düşündürecek biçimde su yüzüne çıkmaya başladıkları görülüyor. Örmeğin Pazartesi yazımda değindiğim gibi emperyalist eğilimler ve hegemonya rekabeti sertleşiyor. Büyük işçi eylemleri tüm Avrupa’yı sarsıyor.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;Üçüncü olarak Avrupa siyasi coğrafyasında bir yabancı (özellikle Müslüman) düşmanlığı artık iyi belirginleşiyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Bu mali krizle birlikte güçlenen bu eğilimlerin arasında, henüz birbirini besleyen bir döngü oluşmadı, ama böyle bir döngünün oluşarak adeta bir “kusursuz fırtına”ya yol açma olasılığı artıyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Kapitalizmin üçlü süreci…&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Gerçekten de çok sert ekonomik, kültürel ve siyasi, çalkantılara gebe bir döneme giriyoruz. Kriz 1980’lerden bu yana geçerli, bir ölçüde sorunları ötelemeyi başaran, kriz yönetim modeli, neo-liberal küreselleşmenin (finansallaşma) tüm enerjisinin tükendiğini gösteriyor. Artık sermayenin önünde, üçlü bir süreç var: &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Birincisi, karların restorasyonu açısından, üretkenliğin artırılmasından, emek maliyetlerini düşürülmesinden başka seçenek kalmadı. Emek disiplininin arttırılması, ücretlerin düşürülmesi gerekiyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;İkincisi, ulus devletin, temsil ettiği sermaye gruplarının (ekonominin) hammadde ve enerji tedarikinin güven altına alması, talep yetersizliği, sermaye fazlası sorunlarını hafifletmek için yeni piyasaların bulunması (“açılması”) gerekiyor.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;Hammadde ve enerji kaynaklarının denetiminden elde edilen rantların, bu denetimin getireceği siyasi jeopolitik avantajların önemli adeta geometrik bir hızla artıyor. Kant’çı küresel yönetişim fantezileri, yerini Hobbes’çi “&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;itin iti yediği”&lt;/b&gt; bir dünyaya bırakmaya başlıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Üçüncüsü, hem emekçi sınıfların mücadele kapasitesini sabote edecek, borç balonu sönerken krizin yükünün halkın sırtına yıkılmasına itiraz edebilecek sesleri, özellikle komünistleri susturacak, hem de enerji ve Pazar rekabetinde, gündeme gelecek çatışmalarda kullanılacak bireyleri üretecek bir ideolojik-kültürel ortamın oluşması gerekiyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Ya da “Geleceğe dönüş”&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Avrupa Birliği ülkelerinde, hükümetlerin &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;bitici süreç bağlamında gündeme getidiği “kemer sıkma” önlemlerini protesto etmek için geçen hafta, tüm Avrupa çapında 13 başkente, gerçekleşen görkemli protesto eylemler işçi sınıfının sessiz kalmayacağı gösteriyor. İspanya’daki genel greve10 milyon işçi katıldı, Fransa’da yaklaşık 18 kentte toplam bir milyon kişinin katıldığı eylemler gerçekleşti.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;Almanya’dan, Polonya’dan gelen tersane işçilerin de katılımıyla Brüksel’de yaklaşık100,000 kişilik bir eylem yapıldı. Yunanistan’da doktorlar, Slovenya’da kamu işçileri greve cıktı. Pazartesi günü de Londra’da metro istasyonları görevlilerinin grevi vardı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Ancak bu krizde de yoksulluk derinleşir, sınıf mücadelesi sertleşirken aşağı orta sınıfların (küçük burjuvazi) korkuları, kendilerine günah keçisi arama refleksleri güçleniyor. Irkçı, yabancı düşmanı sağ popülist partiler, gruplar, entelektüeller, &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;sosyal demokratların kimi, işsizlikle, emeklilerle ilgili politikalarını de benimseyerek (Spiegel online, 28/09), Hollanda’da, Danimarka’da, İsveç’te, İtalya’da, Fransa’da, Polonya’da bu reflekslere cevap veriyor, hızla büyümeye, ülkelerin siyasi iklimini etkilemeye başlıyorlar. Bu süreçte merkez sağ partiler de konumlarını koruyabilmek için daha da sağa kaymaya başlıyorlar. Fransa’da Sarkozy göçmen işçi düşmanlığını, Roman’ların sınır dışı edilmesine kadar vardırıyor; İsviçre’de minareler, Belçika’da Çarşaf yasaklanıyor. Almanya da saygın bir banka müdürü Thilo Sarazzin, Türklerin ekonomi üzerinde yük oluşturduğunu ileri sürüyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Bir önceki büyük kriz de Yahudileri üzerinde odaklanan günah keçisi arama çabaları, şimdi göçmen işçileri, özellikle Müslümanları hedef alıyor. Bu sırada, sosyal demokrat partilerin, her hangi bir reform önerisi üretemez hale geldiği, sağa giden trene atlayarak, çöplükten enerji elde etmeye çalıştıkları görülüyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Mali sermayenin sağda Wolf, solda Krugman gibi etkili entelektüellerinin, Pazartesi yazımda aktardığım, emperyalist politikalara açılan önerileri, bu resmi tamamlıyor. Merkez ülkelerin basınının da uluslararası alanda kendine günah keçisi olarak Çin’i seçerek, bu zeminde bir hegemonya söylemi oluşturmaya çabaladığı görülüyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language:TR"&gt;Özetle, sınıf mücadeleleri keskinleşirken, çalışanları yerli ve göçmen olarak bölen, küçük burjuvazinin korkularından enerji alan faşit ideoloji, siyasi akımlar güçleniyor. Afganistan, Ortadoğu ve Afrika’da yaşanan kaynak savaşlarının formatına kolaylıkla uyabilecek bir kültürel iklim ile emperyalist savaşlara yatkın, bireylerin üretimi, kültür endüstrisinin de yardımıyla hızlanıyor. Böylece geçmişteki bir karanlığı anımsatan bir geleceğe açılma potansiyelleri çok yüksek bir “kusursuz fırtına” ortamı oluşuyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-8759215620589071256?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/8759215620589071256/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=8759215620589071256' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/8759215620589071256'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/8759215620589071256'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2010/10/kusursuz-frtnann-oncu-ruzgarlar-m_07.html' title='“Kusursuz Fırtına”nın öncü rüzgarları mı?'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-2970594289170795068</id><published>2010-09-30T18:15:00.001+01:00</published><updated>2010-09-30T18:15:26.991+01:00</updated><title type='text'>‘İleri’ Demokrasi</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt; font-family:&amp;quot;Book Antiqua&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-bidi-font-family:Arial;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;Referandumdan sonra yeni bir kavram türedi: &lt;i&gt;“İleri demokrasi”&lt;/i&gt;. Başbakan’ın medya ile yaptığı toplantıdaki konuşmasında da rastladığım bu kavramdaki &lt;i&gt;“ileri”&lt;/i&gt; sözcüğü, demokrasinin &lt;b&gt;temel özelliklerinde&lt;/b&gt;, referandumdan önceki duruma göre, bir &lt;i&gt;“ilerlemeye”&lt;/i&gt; işaret ediyor. Ama hangi yönde?&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:6.5pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language: EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt;font-family:&amp;quot;Book Antiqua&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-bidi-font-family:Arial; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;Garip sorular…&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:6.5pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt;font-family:&amp;quot;Book Antiqua&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-bidi-font-family:Arial; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;“Demokrasi”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Book Antiqua&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; mso-bidi-font-family:Arial;color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language: EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; iki anlamı birden içerir. Birincisinde, demokrasi&lt;b&gt; halkın kendi kendini yönetmesi&lt;/b&gt;, ikincisinde bir &lt;b&gt;devlet biçimi &lt;/b&gt;anlamına geliyor. Birinci anlam, halkın kendi kendini yönetme kapasitelerinin giderek gelişebileceğine işaret ediyor. İkinci anlamıyla demokrasi karşımıza, halktan ayrı, bir kurum olarak &lt;b&gt;devletin&lt;/b&gt; özgün yapısının ve egemenliğin uygulanmasının bir &lt;b&gt;biçimi&lt;/b&gt; olarak çıkıyor.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:6.5pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt; font-family:&amp;quot;Book Antiqua&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-bidi-font-family:Arial;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;Halkın kendi kendini yönetme kapasitesinin gelişme süreci, bir aşamada, halkın bizzat devlet olması, devletin de halktan ayrı bir kurum olarak ortadan kalkmasına ulaşacaktır. Bu saptama bizi şu garip soruya götürüyor. Başbakan’ın, AKP hükümetinin &lt;i&gt;“devletin ortadan kalktığı”&lt;/i&gt; bir noktaya doğru ilerlemeye çalıştığı söylenebilir mi?&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:6.5pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt;font-family:&amp;quot;Book Antiqua&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-bidi-font-family:Arial; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;Egemenlik&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Book Antiqua&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; mso-bidi-font-family:Arial;color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language: EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; birileri tarafından (kurumsal olarak devlet ve onun yönetimindekiler) bir başkaları üzerinde uygulanan bir şey olduğuna göre, bu kez başka garip bir soruyla karşılaşıyoruz: &lt;i&gt;“Bu egemenlik kime ait?”&lt;/i&gt; Klasik bir ifadeyle “&lt;i&gt;bu egemenlik kimin için demokrasi, kimin için (egemenlik -baskı- altında olma durumundan dolayı) diktatörlük anlamına geliyor&lt;/i&gt;?”&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:6.5pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt;font-family:&amp;quot;Book Antiqua&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-bidi-font-family:Arial; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;Siyasetin alanı ve sınırları&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:6.5pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt; font-family:&amp;quot;Book Antiqua&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-bidi-font-family:Arial;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;Anlaşılan &lt;i&gt;“ileri demokrasiyi” &lt;/i&gt;konuşurken birinci anlamı dışarıda bırakmak gerekiyor. İkinci anlam da bizi,&lt;i&gt; “egemen olanlarla”&lt;/i&gt;, &lt;i&gt;“egemenlik altında olanlar” &lt;/i&gt;arasındaki &lt;b&gt;ilişkinin yönetimine&lt;/b&gt;,&lt;b&gt; siyaset alanının sınırlarına&lt;/b&gt; getiriyor. Bu &lt;i&gt;“ileri” &lt;/i&gt;demokrasi, bu sınırların yeniden çizilmesiyle, kapsamının genişlemesiyle ilgili olsa gerek.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:6.5pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt;font-family:&amp;quot;Book Antiqua&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-bidi-font-family:Arial; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;Aristotales&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Book Antiqua&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; mso-bidi-font-family:Arial;color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language: EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;, insanların &lt;b&gt;konuşabildikleri&lt;/b&gt; için adalet ve adaletsizlik konularını gündeme getirebildiğini söylüyordu. Hayvanlar ise yalnızca acı ve haz belirten &lt;b&gt;sesler&lt;/b&gt; çıkarabiliyorlar. &lt;b&gt;Platon,&lt;/b&gt; üreticilerin (çalışanların) kendi yaptıkları işten başka bir işe burunlarını sokmamalarına büyük önem veriyordu. Çünkü onların yaptıkları işlerden başka şey yapmaya &lt;b&gt;zamanları &lt;/b&gt;yoktur. Sanat da, sanatçı kendi kimliğinden bir başka kimlikleri canlandırabilme özelliğinden (tiyatro) dolayı site yaşamı açısından zararlı bir etkinliktir.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:6.5pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language: EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt;font-family:&amp;quot;Book Antiqua&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-bidi-font-family:Arial; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;Jacques Ranciere,&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family: &amp;quot;Book Antiqua&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-bidi-font-family:Arial;color:black;mso-ansi-language: EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt; Platon ve Aristotales’in bu saptamalarından da yararlanarak, &lt;b&gt;siyasetin&lt;/b&gt;, toplumda,&lt;b&gt;sesleri anlam kazanamayanların&lt;/b&gt;, adalet üzerine &lt;b&gt;konuşma hakkı&lt;/b&gt; &lt;b&gt;talep etmeye&lt;/b&gt;, üreticilerin üretimden başka şeyler için &lt;b&gt;zaman yaratmaya&lt;/b&gt;, başka &lt;b&gt;mekânları edinmeye&lt;/b&gt; başladığı, sanatçının, başka &lt;b&gt;kimlikleri canlandırma hakkını &lt;/b&gt;kullanmaya başladığı noktada gündeme geldiğine işaret ediyor.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:6.5pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language: EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt;font-family:&amp;quot;Book Antiqua&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-bidi-font-family:Arial; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;‘İleriye’ ama nereye?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:6.5pt;font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language: EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt; font-family:&amp;quot;Book Antiqua&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-bidi-font-family:Arial;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;Öyleyse &lt;i&gt;“ileri”&lt;/i&gt; demokrasinin, &lt;i&gt;“ileri”&lt;/i&gt; sayılabilmesi için, &lt;b&gt;söylenebilir&lt;/b&gt;, &lt;b&gt;görünebilir, duyumsanabilir&lt;/b&gt;olanın, &lt;b&gt;zamanın, mekânın paylaşımının&lt;/b&gt; sınırlarını genişletmesi gerekmez mi?&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:6.5pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language: EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt; font-family:&amp;quot;Book Antiqua&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-bidi-font-family:Arial;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;Acaba,&lt;b&gt; adalet ve adaletsizlik&lt;/b&gt; üzerine söz söyleme hakkına sahip olanlarda toplumun tümüne oranla bir artış gözleyebiliyor muyuz? İkincisi çalışanların, çalışma dışında yeni zaman ve mekân edinmelerine yönelik herhangi bir gelişme var mı; refah düzeylerinin, örgütlenme ve konuşma haklarını kullanmalarının sınırları genişledi mi? Bu soruya Kürtlerin adalet ile ilgili konularda daha çok &lt;i&gt;“konuşma”&lt;/i&gt; (temsil edilmeye, anadile vb… ilişkin) taleplerini de ekleyebiliriz. Çalışanlarla ve Kürtlerle ilgili soruya, referandum öncesi ve sonrası gelişmelere bakınca, olumlu cevaplar vermek zor.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:6.5pt;font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language: EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt; font-family:&amp;quot;Book Antiqua&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-bidi-font-family:Arial;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;Birinci soruya cevap vermeye başladığımızdaysa ilginç bir durumla karşılaşıyoruz. Başkentte çiftlerin davranışlarına yönelik yeni &lt;i&gt;“ahlak polisi”&lt;/i&gt; etkinlikleri, Tophane’de galerilere saldırı olayı, Ankara’ya yürüyen TAYAD’lı ailelere yönelik saldırılar, &lt;b&gt;AKP’nin dünya görüşüne yakın kesimlerin, seslerini yükseltme, kendi adalet anlayışlarını dayatma haklarını daha da genişlemekte olduğunu düşündürüyor&lt;/b&gt;. Daha önce, Çevre Bakanı’nın Allianoi bağlamında &lt;b&gt;Tarkan’&lt;/b&gt;a, &lt;i&gt;“burnunu sokmasın”&lt;/i&gt;tepkisi de akla Platon’u getiriyor.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:6.5pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt; font-family:&amp;quot;Book Antiqua&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-bidi-font-family:Arial;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;Başbakan’ın medya ile yaptığı toplantıdaki konuşmasında, yalnızca yapıcı eleştirileri kabul edeceğini, kendisine karşı bir medya istemediğini, açıkça belli eden uyarılarını da göz önüne aldığımda, bu&lt;i&gt;“ileri” &lt;/i&gt;demokrasinin yönünü kavramaya başladığımı düşünüyorum:&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:6.5pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt;font-family:&amp;quot;Book Antiqua&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-bidi-font-family:Arial; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;“İleri” &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Book Antiqua&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; mso-bidi-font-family:Arial;color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language: EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;demokrasinin, &lt;i&gt;“demokrasinin”&lt;/i&gt; sınırlarını, siyasal İslamın konuşma, yeni mekânları denetleme, kendi estetiğini dayatma olanaklarını geliştiren, toplumun diğer kesimlerinin haklarını, özellikle liberal entelijansiyanın gözbebeği &lt;i&gt;yaşam tarzının&lt;/i&gt; mekânlarını daraltan yönde gerçekleştiğini görüyoruz.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:6.5pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-GB; mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt; font-family:&amp;quot;Book Antiqua&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-bidi-font-family:Arial;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;Tophane olayının (gelin, kendiliğinden olduğunu varsayalım) bir boyutunun “&lt;i&gt;halkın mekânlarının kaybolmasına tepki göstermesiyle&lt;/i&gt;” ilgili olduğu yadsınamaz. Ama bu tepkinin hangi söylemin hegemonyası altında, nasıl dışa vurulduğunu da unutmamak gerekir.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:6.5pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language: AR-SA"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt; font-family:&amp;quot;Book Antiqua&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-bidi-font-family:Arial;color:black; mso-ansi-language:EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;Tophane olayının bir diğer boyutu da “&lt;i&gt;liberal entelijansiyanın yavaş intiharı&lt;/i&gt;” ile ilgilidir. Dün, devletin halkına bakma yükümlülüklerinden sıyrılmasını, liberal ekonominin, siyasal İslamın &lt;i&gt;“pasif devrim”&lt;/i&gt;sürecini demokrasinin gereği olarak destekleyenler, bugün boşalan yere giren siyasal İslamın getirdiği yaşam tarzının sonuçlarıyla karşılaşıyor.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:6.5pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language: EN-GB;mso-fareast-language:EN-GB;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-2970594289170795068?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/2970594289170795068/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=2970594289170795068' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/2970594289170795068'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/2970594289170795068'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2010/09/ileri-demokrasi.html' title='‘İleri’ Demokrasi'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-5205040614140802313</id><published>2010-09-24T11:34:00.000+01:00</published><updated>2010-09-24T11:35:30.485+01:00</updated><title type='text'>Referandum Sonrası ‘Evet’çi ‘Entelektüeller’in Dramı</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial, sans-serif; font-size: 15px; border-collapse: collapse; color: rgb(80, 0, 80); "&gt;&lt;p style="margin-right: 0cm; margin-bottom: 6pt; margin-left: 0cm; text-align: justify; "&gt;&lt;span   &gt;&lt;span style="font-size: 12pt; font-family: 'Book Antiqua'; "&gt;Referandumdan &lt;i&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;“evet”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt; çıkartmak için büyük çaba gösteren liberal, sol liberal yazarların sinirleri yatışmıyor. Birileri onlara, referandumun bittiğini, isteklerinin yerine geldiğini söylese iyi olur. Artık sakinleşebilirler.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-right: 0cm; margin-bottom: 6pt; margin-left: 0cm; text-align: justify; "&gt;&lt;span   &gt;&lt;span style="font-size: 12pt; font-family: 'Book Antiqua'; "&gt;Bu tiplerin görevi, ülkede sol olarak bilinen kesimi özellikle sosyalistleri referandumda AKP’nin peşine takmaktı. Bu görevi başaramadılar, AKP’nin demokratikleştirici bir güç olduğuna sosyalistleri inandıramadılar Kürt hareketini boykot kararından vazgeçiremediler. Ama bu görevlerini yerine getirmek için başvurdukları savları, sonuç vermemesine karşın ısrarla, &lt;i&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;“hayır”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt; cephesinin morali bozuk, travma yaşıyor gibi fantezilerle birlikte tekrarlıyorlar. Realiteden gittikçe uzaklaşan &lt;i&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;histerili&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;bir ruh hali var karşımızda. Büyük olasılıkla “&lt;i&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;bu işi beceremedik, peki şimdi bize ne olacak&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;” korkusu enerji veriyor bu hırçın ruh haline.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-right: 0cm; margin-bottom: 6pt; margin-left: 0cm; text-align: justify; "&gt;&lt;span   &gt;&lt;span style="font-size: 12pt; font-family: 'Book Antiqua'; "&gt;Evet, peki şimdi bunlara ne olacak? Önlerinde tek seçenek var; girdikleri yolda ilerleyerek AKP ile sol arasında bir yerde duruyor taklidi yapmaktan vazgeçip açık seçik AKP propagandisti, demagoglar olmaya yönelmek… Bu yolculuğun ilk örneklerini de görmeye başladık sanıyorum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-right: 0cm; margin-bottom: 6pt; margin-left: 0cm; text-align: justify; "&gt;&lt;span&gt;&lt;b&gt;&lt;span   &gt;&lt;span style="font-size: 12pt; font-family: 'Book Antiqua'; "&gt;Halka güveneceksin kardeşim!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span  &gt;&lt;span style="font-size: 12pt; font-family: 'Book Antiqua'; "&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-right: 0cm; margin-bottom: 6pt; margin-left: 0cm; text-align: justify; "&gt;&lt;span   &gt;&lt;span style="font-size: 12pt; font-family: 'Book Antiqua'; "&gt;Evet konusunda ikna edicisi tüm savlar tükendikten sonra sıra popülist demagogların en çok başvurduğu, ucuz ve gerici bir sava gelmiş anlaşılan.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-right: 0cm; margin-bottom: 6pt; margin-left: 0cm; text-align: justify; "&gt;&lt;span   &gt;&lt;span style="font-size: 12pt; font-family: 'Book Antiqua'; "&gt;Bir yazar adeta bir ültimatom verir gibi açıklıyor, “&lt;i&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;İşçiler, köylüler, çalışanlar, alt sınıflar; büyük çoğunluğuyla 1982 Anayasası’nın demokratik yönde değiştirilmesi yönünde oy kullandılar.  Bu solcular açısından umarım bir anlam ifade eder… Halkın sağduyusuna bir kez daha tanık olarak, geleceğe daha olumlu bakabileceğimiz bir döneme girdiğimize inanıyorum. Uzun sözün kısası: Halka güveneceksin kardeşim!”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-right: 0cm; margin-bottom: 6pt; margin-left: 0cm; text-align: justify; "&gt;&lt;span   &gt;&lt;span style="font-size: 12pt; font-family: 'Book Antiqua'; "&gt;Kısacası, eğer halka evet demiyorsan &lt;i&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;“halk düşmanı”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt; sayılabilirsin!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-right: 0cm; margin-bottom: 6pt; margin-left: 0cm; text-align: justify; "&gt;&lt;span   &gt;&lt;span style="font-size: 12pt; font-family: 'Book Antiqua'; "&gt;Aktardığım satırlar, solcu bir geçmişe sahip, hâlâ sosyalist olduğunu iddia eden bir yazara aittir. Yazarın yaşamına bakınca, kolaylıkla, &lt;i&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;“bu saçmalıkları savunamayacak kadar mürekkep yalamış olması gerekmez mi”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt; diye düşünebiliriz. Peki ama neden şimdi ayan beyan yanlış ve gerici olduğunu bilmesi gereken bahaneleri bize satmaya çalışıyor?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-right: 0cm; margin-bottom: 6pt; margin-left: 0cm; text-align: justify; "&gt;&lt;span   &gt;&lt;span style="font-size: 12pt; font-family: 'Book Antiqua'; "&gt;Aynı düzeye inerek şöyle cevap verebileceğimizin bile farkında değil. &lt;i&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;“Biz de halka güveniyoruz, ama evet diyenlerine değil. Geride kalan yüzde 42’sinin sağduyusuna… Ne yani bunların sağduyusu, AKP seçmeninin sağduyusundan daha mı az değerli?&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-right: 0cm; margin-bottom: 6pt; margin-left: 0cm; text-align: justify; "&gt;&lt;span   &gt;&lt;span style="font-size: 12pt; font-family: 'Book Antiqua'; "&gt;Neyse biz daha ilginç ve yararlı sorularla devam edelim. Örneğin, AKP yanlısı seçmeni iradesini halkın tümünün iradesinin yerine ikame etmek olanaklı mı? Halkın iradesi denen şey gerçekten halkı oluşturan çokluğun iradesi sayılabilir mi? Halk diye homojen bir şey var mı? Her sosyalist halkın &lt;i&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;“bir çuval patates”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt; olmadığını bilmez mi?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-right: 0cm; margin-bottom: 6pt; margin-left: 0cm; text-align: justify; "&gt;&lt;span   &gt;&lt;span style="font-size: 12pt; font-family: 'Book Antiqua'; "&gt;Halk denen şey aslında bir sınıflar karmaşıklığı değil mi? Sınıflar karmaşıklığı her zaman belli hegemonya ilişkileri içinde hareket etmez mi? Bu hegemonya ilişkilerini destekleyen hâkim fikirler, toplumsal yapının dağılmaya başladığı, çok özel kopuş, altüst oluş anları dışında hâkim sınıfların fikirleri değil mi?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-right: 0cm; margin-bottom: 6pt; margin-left: 0cm; text-align: justify; "&gt;&lt;span   &gt;&lt;span style="font-size: 12pt; font-family: 'Book Antiqua'; "&gt;Bunun böyle olması için çok geniş, yaşamın hemen her anına nüfuz eden bir medya, ideolojik aygıtlar ağı yok mu? Medyanın, toplantı salonlarının vb. yüzde 99.99 egemen fikirleri üretenlerin mülkiyetinde değil mi? Bu güç ilişkileri bu referandum sürecinde bir kez daha açığa çıkmadı mı?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-right: 0cm; margin-bottom: 6pt; margin-left: 0cm; text-align: justify; "&gt;&lt;span   &gt;&lt;span style="font-size: 12pt; font-family: 'Book Antiqua'; "&gt;Diğer bir deyişle, “&lt;b&gt;&lt;span style="font-weight: bold; "&gt;sağduyu”,&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; gerçekte, &lt;i&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;“yapıyı”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt; koruyan &lt;b&gt;&lt;span style="font-weight: bold; "&gt;sağ bir duyu &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;değil mi?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-right: 0cm; margin-bottom: 6pt; margin-left: 0cm; text-align: justify; "&gt;&lt;span   &gt;&lt;span style="font-size: 12pt; font-family: 'Book Antiqua'; "&gt;“&lt;i&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;Halka güveneceksin kardeşim&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;” demek, bu sağduyunun &lt;i&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;“doğru olanı”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt; temsil ettiğini kabul edeceksin demek değil mi? Felsefe, ekonomi politik, sosyoloji, antropoloji, siyaset bilimleri, psikanaliz vb. teorik alanları terk edeceksin, çoğunluğun sağduyusunu, doğrunun (örneğin evrim teorisini değil de yaradılış teorisinin) tek ölçüt olarak kabul edeceksin demek değil mi?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-right: 0cm; margin-bottom: 6pt; margin-left: 0cm; text-align: justify; "&gt;&lt;span   &gt;&lt;span style="font-size: 12pt; font-family: 'Book Antiqua'; "&gt;Diğer bir deyişle eleştirel düşünceyi gömeceksin, teoriden vazgeçip, egemen güçlerin saptadığı doğrularla, yani kanaatlerle yaşamayı kabul edeceksin, &lt;i&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;“yapıya”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;, tümüyle teslim olacaksın...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-right: 0cm; margin-bottom: 6pt; margin-left: 0cm; text-align: justify; "&gt;&lt;span   &gt;&lt;span style="font-size: 12pt; font-family: 'Book Antiqua'; "&gt;Artık kızmak bile olanaklı değil bu insanlara. Teslimiyetin boyutları karşısında, hüzünlü bir iç çekişten başka bir şey kalmıyor geride…&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;span   &gt;&lt;span style="font-size: 12pt; font-family: 'Book Antiqua'; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/38473003-5205040614140802313?l=globalpolitikultur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/feeds/5205040614140802313/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=38473003&amp;postID=5205040614140802313' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/5205040614140802313'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/38473003/posts/default/5205040614140802313'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://globalpolitikultur.blogspot.com/2010/09/referandum-sonras-evetci.html' title='Referandum Sonrası ‘Evet’çi ‘Entelektüeller’in Dramı'/><author><name>Ergin Yildizoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10631435937130104466</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_g8wdVYR4V9g/SMfROaF5l0I/AAAAAAAAAC8/gkAeYz_YJmI/S220/blog+icin.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-38473003.post-4823894755671203791</id><published>2010-09-08T22:58:00.000+01:00</published><updated>2010-09-08T22:59:25.897+01:00</updated><title type='text'>İnternet ve Devlet</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto; line-height:normal"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;Geçen hafta&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-US"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;The Economist&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;’te yayımlanan&lt;i&gt;“sanal karşıdevrim”&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size: 11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;başlıklı denemeyi görünce, internet ve siyaset üzerine yazmayalı on yıldan fazla olduğunu anımsadım. Yazmaya da gerek yoktu aslında…&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;The Economist&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;’in, bugün&lt;i&gt;“karşıdevrim”&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;olarak gördüklerinin hepsinin gerçekleşmesi kapitalizmin doğası gereği kaçınılmazdı.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;Tüm bunlara karşın&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;The Economist&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;’in denemesinde öne çıkarılan bir saptama, bu konuya bir kez daha bakmayı ilginç kılabilir diye düşünüyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto; line-height:normal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;İnternetin ikinci dönemi&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto; line-height:normal"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;The Economist&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;’e göre,&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-ansi-language:EN-US"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;“küresel birleştirici bir ağ (Network) olarak ortaya çıktıktan 15 yıl sonra, internet ikinci dönemine girmiş görünüyor: İnternet Balkanlaşmaya doğru gidiyor gibi görünüyor; birbirinden ayrı fakat birbiriyle ilişkili üç güç tarafından parçalanmaya doğru çekiliyor.”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;Bunlar,&lt;b&gt;hükümetler&lt;/b&gt;, bilişim teknolojisi (IT) alanında etkin&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;büyük şirketler&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;ve&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;ağların sahipleri&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto; line-height:normal"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;Devletler, internet üzerinde, gittikçe artan oranda egemenliklerini kuruyorlar. Diğer bir deyişle&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;“citizen”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;in (vatandaş) yerini almaya başlayacağı iddia edilen&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size: 11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;“netizen”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;e, (ulus devlet sınırları ve denetimi ötesinde internette yaşadığı varsayılan bireyler) sınıflı toplumda, kapitalizmde yaşadığı, devletin&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;disiplin, ceza ve denetim&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;alanının dışına çıkmanın öyle kolay olmadığı anımsatılıyor. Dahası internet artık,&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;disiplin, ceza, denetim&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;aracı olarak çalışmaya başlamıştır. Google’un, Skype’in, Facebook’un, Black Berry’in başına gelen ve gelmekte olanları, devletlerin bireyin yaşamına ait bilgileri nasıl merkezileştirdiğini düşünmek yeter…&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;Dünya ekonomisinin, alt birimlerini sermaye adına yöneten devlet,&lt;i&gt;“kimse benim denetimimin dışında kalmayacak”&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;diyor ve coğrafyanın mantığını dayatıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto; line-height:normal"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;Büyük IT şirketleri, kendi dijital alanlarını kuruyorlar. Diğer bir deyişle, sermaye ve dev şirketler, 19. yüzyılın sonunda yeni coğrafyaları nasıl sömürgeleştirdilerse, bugün de büyük IT şirketleri, ağlardan oluşan sanal coğrafyayı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;(&lt;i&gt;“cyber space”&lt;/i&gt;) sömürgeleştiriyorlar. İnternetin fiziki altyapısının, fiber optik ağların belli bölümlerinin mülkiyetine sahip şirketler, bu alanları sermayenin gereksinimlerine ve güç ilişkilerine göre, hızlı ve yavaş yollar yaratarak, öncelik protokolleri uygulayarak en verimli, kârlı biçimde kullanmak istiyorlar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto; line-height:normal"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;Bunların böyle olacağı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;1990’ların ortasından bu yana zaten belliydi. Ama yine de&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size: 11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;The Economist&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;’in ağzından, çok ilginç, bir o kadar da&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size: 11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;“kitaba uygun”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;gelişmeyi not etmek istiyorum.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;The Economist&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;, devlet, şirket ve mülkiyet etkisinin internetin&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size: 11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;verimliliğini, yaratıcılığını&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt;yok etmeye, giderek&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-ansi-language:EN-US"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quo
